Deneme

Zamanın Süzgecinden Geçen Sesler:Türküler

5 dk okuma 120 okunma
Kapak Görseli

Zamanın Süzgecinden Geçen Sesler: Türküler

Zaman, her şeyi eskitir mi? Trenleri, yolları, evleri hatta insanları. Peki ya duyguları da eskitir mi, bedenin elbisesini eskittiği gibi?

Bazı duygular yıpranır, eskir elbet. Ama bazıları vardır ki eskimez; yalnızca rengi değişir. Mesela gençken umudun rengi capcanlı bir gök mavisi iken yaş ilerleyince o renk artık pudra mavisidir. İşte rengin bu dönüşümü sessiz kalmaz; bazen birinin gönlünde notaya bürünür, bazen bir dizede nefes bulur. Bir türküye dönüşür sonra; bir ağızdan diğerine, bir gönülden ötekine göç eder durur. Birinin yaktığı ama herkes sahiplendiği için artık kimseye ait olmayan; bir acının, bir sevdanın, bir kaybın hikâyesinin “bizim hikâyemize” evrildiği yerdir türküler.

“Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece…” Âşık Veysel'in bu dizelerindeki gönül gözüyle yürüdüğü yol, artık sadece onun menzili değildir. O yolun yorgunluğu, artık her yolcunun gönlündeki ortak yüktür. Çünkü bir türkü doğduğu anda bireysel olsa da zamanın süzgeci onu ezer, yoğurur; şahsi olanın fazlalıklarını atıp geriye insanlığın özünü bırakır. Saatler, aylar, yıllar sarıp sarmalar o özü. Geriye kalan artık bir insanın ferdi çığlığı değil, bir halkın toplu kalp atışıdır.

Bu kalp atışı, bazen toprağın üzerinde bazen denizin derinliklerinde yankılanır. “Ah bir ataş ver, sigaramı yakayım…” Bir denizaltıda son dakikalarını yaşayan insanların hikâyesidir bu. Ama bu türküde duyduğumuz yalnızca bir sigara isteği değildir; tükenen bir nefesin son arzusudur. Yarının artık olmayacağını bilen bir kalbin o sarsıcı ve sessiz kabullenişi…

Türküler, hatırlamanın en eski, en sadık biçimidir. Nasıl ki duygular insanın yaratılışından beri onun bir parçasıysa türküler de halkların var oluşundan bu yana kolektif hafızanın taşıyıcısıdır. Zira türkü, beyaz bir kâğıda değil, insanın göğüs kafesine yazılmış bir mektuptur; içten, samimi ve adresi her daim bir başka gönül olan… Kimi zaman o mektubun en başına “Kul olayım kalem tutan ellere, katıp arzuhalim yaz yâre böyle” diye bir şerh düşülür; dile dökülemeyen ne varsa bir saza emanet edilir.

Bazen bu mektup, sadece bir özlem değil, yakıcı bir sitemdir. “Dünyayı kalbura koysan elesen, sen de benim gibi yar bulamazsın.” Kim bilir kimler bu türküyle yârdan yadigâr yarasına tuz yerine türküyü bastırmış, sitemini kendi kendine mırıldanmıştır... Bu mırıldanış kimi zaman bir iç hesaplaşmaya döner; “Daha senden gayrı âşık mı yoktur, nedir bu telaşın vay deli gönül” diyerek kendi kalbini teselli eder insan. Bir yârin gönlünden çıkıp yine bir gönüle varan o gizli fısıltı, bazen de bir başkaldırıya dönüşür; “Ferman padişahın dağlar bizimdir” nidasıyla ferdi bir sızıdan toplumsal bir direnişe evrilir.

Sesin bu yolculuğu, bizi nihayetinde mutlak hakikate fısıldar. Kul Himmet’in “Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün…” uyarısı, tam da bu sitemlerin ve kavgaların bittiği yeri işaret eder. O, bu sözleri söylerken yüzyıllar sonrasına seslendiğini bilmez şair ama zamanın kudreti o sesi aldı ve bugünün gerçeğine taşıdı. Her dinleyen o gerçeği kendi içinde duyar: Geçiciliğin ağırlığını ve geride kalacak olmanın o kaçınılmaz hüznünü.

İşte bu yüzden türkü eskimez. Çünkü insan değişse de özlem, hüzün, sevinç ve korku gibi fıtri duygular değişmez. Türküler, bu duyguların vücut bulmuş, ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Kimi zaman hasret giyerler, kimi zaman aşk. Her söyleyen, türküye kendinden bir iz bırakır; bir ses titrer, bir kelime uzar, bir iç çekiş eklenir… Ve türkü, her defasında yeniden doğar. Lakin bu garip bir doğuştur; her defasında zaman olarak eskir ama duygu olarak tazelenir.

Türküler, zamanın süzgecinden geçerken yalnızca arınmaz; aynı zamanda derinleşir. Bir kuyunun dibine inmek gibi… Her yankı, bir öncekinden daha hakiki, daha çıplaktır. Belki de bu yüzden en çok türkülerde kendimizi buluruz. Çünkü biz de zamanın içinden geçerken fazlalıklarımızı atarız; zaman bizi de süzgecinden geçirir, bizi de damıtır. Geriye ne mi kalır?

Bir anı...

Bir gülüşün zihnimizdeki yansıması...

Bir ses...

Bir sızı...

Ve illaki bizi bize anlatan bir türkü.

Emre Nur Keleş Zavar 

 

Paylas:

Yorumlar 3

5 / 5 (3 yorum)
Hacer Özkara

Kaleminize sağlık hocam çok güzel olmuş

Yasemin Erim
Yasemin Erim

Harika ifade ETMİŞSİNİZ KALEMİNİZE SAĞLIK

Mehmet Gökhan Ozdemir
Mehmet Gökhan Ozdemir

Bir müzik öğretmeni olarak severek okudum..kaleminize sağlık 👏

EN
Emre Nur

Çok teşekkür ederim beğenmenize sevindim.

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Emre Nur Keleş Zavar

Emre Nur Keleş Zavar

6 Yazı 483 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol