KAYBOLAN GÜLÜŞLER
‘’Fiistin’de Gülüşleri Kaybolan Tüm Çocuklara İthafen…’’
KAYBOLAN GÜLÜŞLER
Amina, savaşın gölgesinde kalmış sessiz ama bir o kadar da gürültülü bir kargaşanın tam ortasında; çocukların gülüşlerinin yerini korku dolu bakışlara bırakmış Gazze'nin tozlu sokaklarında hayatta kalan birkaç aileden birinin çocuklarının en büyüğüydü. Amina on, kardeşi İslim yedi ve en küçükleri Muhammed üç yaşındaydı. Evlerinden olmadan önce babası yevmiye usulü çalışan bir işçi, annesi ise ev hanımıydı. Çadırlarında her ne kadar zor yaşam şartları altında olup ve her ne kadar sabahları savaş uçaklarının gökyüzünü kararttığı bir güne uyansalar da Amina ve ailesi her daim Allah'a şükrediyor ve savaşın bitmesi için dua ediyordu. Onları bir arada tutan dayanışma ve savaşa karşı verdikleri çetin mücadeleydi.
Bir sabah gökyüzündeki kara bulutlar her günkünden çok daha fazlaydı sanki.
Uyandığında Amina'nın içine büyük bir taş gibi oturan ve nefes almasını
zorlaştıran büyük bir sıkıntı vardı. Bu durumdan bahsettiğinde, annesi ona sarılıp içini rahatlatacak sözler söyleyip sıkıntı giderecek dualar etse de onun içindeki bu his bir türlü geçmiyordu. Amina'nın babası Hamid Bey akşam için yiyecek bir şeyler aramaya çıktığında, annesi de ısınmak adına ateş yakmak için yakacak bir şeyler aramaya çıktı. O sırada Amina kardeşlerine bakıyordu. Muhammed, onlara sığınak olan çadırlarında, kalan birkaç oyuncağı ile savaşın getirdiği korkulardan biraz olsun uzakta renkli dünyalara ilerliyordu. İslim ile Amina da öylece anne ve babalarını bekliyorlardı. Amina'nın içindeki sıkıntı kalbinde bir düğüm gibi sıkışarak devam ediyordu. Henüz ne anneleri ne de babaları gelmemişti. Bir yandan Muhammed annesi gelmediği için ağlarken öte yandan Islim de ablasına endişeli bir tavırla annesini ve babasını soruyordu. Amina da her ne kadar belli etmese de oldukça endişeliydi. Saatler gecenin karanlığına doğru uğultulu seslerle ilerliyordu. İslim'in gözleri bomba seslerine rağmen uykuya yenik düştü. Belki de rüyasında dünyadaki diğer çocuklar gibi kırlarda koşup oynuyordu o da. Saatler iyice gecenin uçurumunda ilerlerken Amina yüreğindeki korku ve endişe ile anne babasının yolunu gözlüyordu. O gece Amina çocuk olmaktan sıyrılıp hem anne hem de baba olacaktı kardeşlerine.
Derin düşünceler içinde dalıp gitmişken bomba seslerinden süzülüp kulağına
gelen bir sesle irkildi. Gelen, komşularının karısı Zeynep'ti.
-Amina, Amina!
Amina'nın yanına gelince kendi acısını unutmuştu sanki. O, anne babasını bebekken kaybetmiş tek çocuktu. Şimdi de meydandaki patlamada kocasını kaybetmişti. O zaten yalnız kalmaya, öyle yaşamaya alışmıştı. Ama Amina hem annesinin hem de babasının bu patlamada şehit olduklarımı öğrenince gözlerinden sadece bir iki damla yaş aktı. Amina artık on yaşında kardeşlerine anne baba olmak zorundaydı. O gece Gazze' de Amina gibi birçok insanın yüreğinde ateş yanarken dünya iyi uykular ve tatlı rüyalar içindeydi. Ne yapacağını bilmiyordu. Nereye gitmeli ve kimden yardım istemeliydi? Aylardır mahşer yeri olan Gazze' de kimsenin kimseyi görecek hali yoktu zaten. Çünkü orada herkesin yarası, acısı ve kayıpları çok büyüktü. Gece sabaha dönerken toz bulutları yükseliyor, güneş gri doğuyordu. Gazze semalarında gün ağırınca İslim ile Muhammed'in gözleri açlığa aralandı. Amina da yorgun, uykusuz, açtı.
Kardeşleri anne ve babalarımı sorduklarında ne diyeceğini düşünürken bağırtı sesleriyle irkildiler. Gelen zulmün adımlarıydı. Çocuk, yaşlı, kadın demeden meydana çıkardılar herkesi. Ateşe verip barındıkları yeri yaktıklarında Amina korku ve dehşet içinde bir an olsun ısındığını hissetti. Ama artık kalacak yerleri de yoktu. Çocukları, kadınları, yaşlıları herkesi grup halinde ayırdılar. Zeynep ve Amina' yı kadınların olduğu gruba, kardeşlerini ise çocukların içine aldılar.
Amina anlam veremedi ve kardeşlerini bir daha göremeyeceğini düşündü.
Çocuklar tam karşı tarafa götürüldü, hastalarla yaşlılar meydanda bırakıldı.
Herkesin gözleri önünde insanların üzerine mermiler yağdırıldı. Çizgi film izlemesi gereken yaşlarda vahşeti izliyordu oradaki çocuklar. Sonra kadınlar ile çocuklar başka başka yerlere götürüldü. Amina ve Zeynep için ölmekten daha acı günlerin başlangıcıydı adeta. Hem kardeşlerinden ayrıldı hem de zulüm artık namusuna da el uzattı. Amina gibi çocukluğu elinden alınan binlerce kız çocuğu vardı. O ve Zeynep'in bunca acıyla zulme karşı dudaklarından dökülen sadece Allah' a duaydı. Amina kardeşlerini çok merak ediyordu. Hayatta mıydılar acaba ya da hâlâ açlar mıydı? Kalacak yerleri var mıydı? Oysa onlar zulmün eliyle canlı bombaya dönüştürülüp kalabalığın arasına gönderilip patlatılıyorlardı.
Henüz İslim ve Muhammed'in sırası gelmemişti. Zeynep olduğu yerden yaka paça arabaya bindirilip başka bir kadın kampına götürülüyordu. Meydana geldikleri sırada gözü birden tanıdık simalara takıldı. Masum yüzünde çocuk gülüşleri kaybolmuş İslim idi bu. Anlamıştı Zeynep bir şeyler olacağını. İkindiczanı okunmuş üç beş kişilik cemaat, yıkık dökük olan Ravza Cami'sinde toplanmıştı. Meydanın yanındaki sokağın köşesinde ihtişamlı bir camiydi Ravza Camii. Zulmün askerleri arabayı aniden durdurup meydandan uzakta bir yerde beklemeye başladı. İslim ürkek adımlarla camiye doğru ilerledi ve caminin kalan birkaç taşı daha yıkılmış, minaresi tamamen çökmüştü. Caminin içinde kalan birkaç kişilik cemaat taşların, duvarların altında kalarak şehadete erdi. İslim' den de geriye kalan tek şey toprağa saçılan kan damlaları oldu. Zeynep şok içinde, acıdan ağlayamaz bir haldeydi. "O, daha çocuktu ve kimseye zararı olamayacak kadar küçüktü" diye içinden geçirdi Zeynep. Ama artık paramparça halde yok edildi. Günlerdir süren zulümde katledilen diğer çocuklar gibi İslim de günahsızdı. Zeynep dayanamadı, arabadan inmesiyle meydana koşması bir oldu ve vücudunun her yanından giren mermiler onu da şehit etti. Amina, Zeynep'in de gidişiyle umudunu tamamen yitirdi. Açtı, yorgundu. Çocuk ama kocaman yüreğinden korku ve endişe gitmiyordu. Günler geçmiş, Amina o geceden sonra bir daha uyuyamamışken dünya hâlâ uyuyordu.
Bekir BAYAR
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.