Tuz Sızısı ve Demir Kılcallar
Üsküdar sahili. İyot ve mazot. Denizin o yırtıcı, tuzlu dili kaldırımları yalıyor. Karşıda Kız Kulesi.
Dalgaların ortasında bir taş yığınından fazlası.
Bir yalıtılmışlık anıtı. İnsanlar dizilmiş.
Çay bardaklarının şıkırtısı, motor sesleri, simit kırıntıları. Bir martı süzülüyor yukarıda. Kanatları rüzgarı jilet gibi kesiyor.
Çığlığı göğü deliyor. İnsanlar ona bakıyor. Özgürlük sanıyorlar o vahşi çırpınışı.
Oysa hayvan sadece aç. Karnındaki o doymak bilmez boşluğun peşinde. İnsan da öyle. Kendi içindeki o dipsiz oburluğu kapatmak için manzaraya sığınıyor.
Sahte bir dinginlik ayini.
Rüzgar sertleşiyor. Boğazın suyu lacivertten siyaha dönüyor. Akıntı güçlü. Aşağıda, o karanlık dip sularında başka bir harita akıyor.
Görünmeyen, tekinsiz kılcallar. Yukarıdakiler fotoğraf çekiyor. Anı dondurma telaşı. Zamanı o küçük karelere hapsedebileceklerini sanıyorlar. İllüzyon.
Dalgalar kuleye çarpıyor, serpinti yüzlerine vuruyor.
Tenleri nemleniyor. O nem, insanın yüzündeki o kibirli maskeyi yavaşça gevşetir.
İçerideki o çiğ, o korkak iskelet açığa çıkar.
Martı bir kez daha dalıyor suya. Boş çıkıyor. Denizin yüzeyi hilelidir; neyi sakladığını, neyi yuttuğunu asla tam söylemez.
Herkes izliyor.
Kimse görmüyor.
Sahildeki ahşap banklardan biri. Boyası atmış. Deniz tuzu etini yemiş. Bir çift oturuyor. Aralarındaki mesafe kilometreler kadar ağır. Konuşmuyorlar.
Dil bittiğinde sessizlik bir balta gibi iner araya.
Kadın elini ahşaba koyuyor.
Parmakları soğuk.
Adam uzağa bakıyor.
Herkes bir yerin uzağındadır aslında. Kendi içine en uzak olanı da insan derler. Bu dalga sesleri, bu martı çığlıkları o içteki gürültüyü bastırmak için birer fondur sadece. Gerçek sızı, o gürültü dindiğinde başlar.
Yukarıdaki o hırçın martı aniden alçalıyor.
Doğrudan sahildeki kadının elini koyduğu o ahşap banka doğru dik bir iniş.
Kadın irkilmiyor.
Kuş, bankın üzerindeki o küçük, koyu kırmızı lekeye sert gagasını vuruyor.
Koparıyor.
Sıcak bir parça.
Kadın eline bakıyor; sağ elinin yüzük parmağı yerinde yok.
Adam hâlâ uzağa bakıyor.
Deniz dalgalanıyor.
Yukarıda uçan kuşun gagasından akan o pıhtılaşmış damla, kayalıklara değil, tam şu an bu satırları okurken parmak uçlarında hissettiğin o sinsi, serin ıslaklığa düşüyor.
Kulak kabart; içindeki o ilk kırılma çoktan başladı.
Yorumlar 2
Çok teşekkür ederim, bilmukabele.
Çok teşekkür ederim, çok incesiniz, var olun.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.