Deneme

Suyun En Ağır Hali: Gözyaşı

5 dk okuma 70 okunma
Suyun En Ağır Hali: Gözyaşı

Suyun En Ağır Hali: Gözyaşı

İnsan, evrende kendi üzerine ağlayabilen yegâne varlıktır. Gökyüzü bulutlanır, yağmur bırakır; toprak solar, çatlaklarından sızdırır suyunu. Ama hiçbiri insanın o iki kirpik arasından süzülen damlası kadar ağır, onun kadar derin bir mânâ taşımaz. Çünkü gözyaşı, sadece kimyasal bir formül ya da göz pınarlarının sıradan bir refleksi değildir; o, ruhun sığındığı son liman, kelimelerin bittiği yerde başlayan o dilsiz lisanın ta kendisidir.

Çoğu zaman neşenin de kederin de doruk noktasında beliren bu şeffaf damla, aslında kalbin fazla gelen yükünü hafifletme çabasıdır. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, lügatlerin dilsizleştiği anlar vardır. İnsan çok sevdiğinde, çok kırıldığında ya da dipsiz bir çaresizliğin ortasında yapayalnız uyandığında, içindeki o devasa uğultuyu dışarıya aktaracak bir hece bulamaz. İşte tam o esnada gözyaşı devreye girer. Şairlerin sayfalarca anlatamadığı o kör düğümü, yanağa süzülen tek bir çizgi saniyeler içinde çözer. Gözyaşı, insanın kendi içine akıttığı nehirlerin, nihayet bardağı taşırıp dışarıya sızmasıdır.

Modern dünya, bize ağlamayı bir zayıflık, bir yenilgi gibi dayatır. Maskelerin ardına gizlenmiş o "güçlü insan" imajı, gözyaşlarını birer utanç vesikası gibi saklamamızı söyler. Oysa bilmezler ki, ağlayamayan bir insan katılaşır. Toprak nasıl ki yağmur görmedikçe çoraklaşır, taş kesilirse; kalpler de gözyaşıyla yıkanmadıkça kurur, merhametini yitirir. Gözyaşı, ruhun kirini pasını yıkayan, insanı yeniden kendi ham maddesine —yani o kırılgan ve saf özüne— döndüren kutsal bir sızdır. Bir çocuğun hıçkırığında saflık, bir annenin duasında şefkat, bir aşığın gözlerinde ise koca bir yangın saklıdır.

Her damla, düştüğü yere kendi hikayesini yazar. Kimisi sessizce yastığa gömülür, gecenin karanlığında kaybolur; kimisi bir mektubun satırlarında mürekkebi dağıtır, geçmişi bugüne bağlar. Ama en acısı, insanın kendi içine doğru akıttığı, kimselerin görmediği o gizli gözyaşlarıdır. Onlar dışarıya çıkamadıkça içerde birikir, insanı sessiz bir denize dönüştürür.

Nihayetinde insanız; kırılırız, inciniriz, düşeriz ve elbet ağlarız. Gözyaşı, bu fani dünyada hâlâ hissedebildiğimizin, hâlâ bir kalbimiz olduğunun ve en önemlisi, insan kalabildiğimizin en berrak kanıtıdır. Bırakın süzülsün o damlalar; çünkü temizlenmiş bir gözle bakılan dünya, her zaman daha sahici ve daha güzeldir.

Belki de bu yüzden, insanın ilk ağlayışı doğduğu ana denk gelir. Hayata bir çığlıkla ve gözyaşıyla başlarız; sanki bu dünyanın yükünü daha o ilk saniyede göğsümüze alacağımızı bilir gibi. İlk nefes, ilk sızı ve arkasından gelen o kutsal damla... Doğarken bizi hayata bağlayan o su, yaşarken de insanlığımıza bağlar. Gözyaşı, ruhun ana dilidir ve bu dili konuşabilmek için hiçbir lügate, hiçbir yabancı kelimeye ihtiyaç yoktur; dünyanın neresine giderseniz gidin, bir insanın yanağından süzülen o ıslak çizgi herkes tarafından aynı hüzünle okunur.

İçimize attığımız her çığlık, zamanla gözpınarlarımızda birikir. Bazen bir şarkının hiç beklenmedik bir notasında, bazen rüzgârın getirdiği eski bir kokuda, bazen de bir yabancının yüzündeki tanıdık bir tebessümde serbest kalır o birikenler. O an anlarsınız ki, gözyaşı sadece bugünün acısı değildir; o, geçmişin tozlu raflarında unutulduğunu sandığımız, ama aslında içimizde bir yerde hâlâ sızım sızım sızlayan o eski yaraların sızmasıdır. Onu göğsümüzde taşımak, bir koru avuçta tutmak gibidir; bırakmazsan seni yakar, bırakırsan düştüğü yeri.

Yine de korkmamalı insan bu sızıdan. Ağlamak, teslim olmak değil; aksine, direnmektir. Dünyanın bütün kabalığına, hayatın o taş kalpli oyunlarına karşı "Ben hâlâ buradayım, hâlâ hissediyorum ve hâlâ insanım" diyebilmenin en asil yoludur. Gözyaşları akıp gittiğinde, geriye sadece yalın bir gerçeklik kalır. İnsan, ağlayıp içini döktükten sonra fırtınanın ardından durulan bir deniz gibi sakinleşir. Çünkü o damlalar, kalbin etrafına örülen o kalın duvarları eritir ve bizi yeniden kırılgan, yeniden şefkate muhtaç ama bir o kadar da güçlü kılar.

En nihayetinde, gözyaşının bittiği yerde insanın hikayesi de kurur. Kelimeler tükenebilir, şehirler yıkılabilir, yollar ayrılabilir; ama gözümüzdeki o nem durdukça, umut da bir yerlerde filizlenmeye devam edecektir. Çünkü her yağmurun ardından toprağın kokusu nasıl güzelleşirse, her gözyaşının ardından da insan ruhu öyle berraklaşır, öyle derinleşir.

Paylas:

Yorumlar 6

5 / 5 (6 yorum)
Yasemin Erim
Yasemin Erim

Tebrik ediyorum.Şahane bir yazı💯💯💯

Emine Arıcı
Emine Arıcı

Yüreğinize sağlık

İmren Karabağ
İmren Karabağ Yazar

Teşekkür ederim.🫶💫☺️

Seçil Altınsoy
Seçil Altınsoy

Yüreğinize sağlık 🙏

İmren Karabağ
İmren Karabağ Yazar

Teşekkür ederim ♥️🍀💫☺️

Hacer Özkara

Çok güzel bir yazı hocam kaleminiz daim olsun

İmren Karabağ
İmren Karabağ Yazar

Çok teşekkür ederim ♥️🍀💫☺️

Emre Nur Keleş Zavar
Emre Nur Keleş Zavar

Kaleminize sagiık

İmren Karabağ
İmren Karabağ Yazar

Teşekkür ederim 🥰

Hazal Sultan
Hazal Sultan

Ne kadarda güçlü bir kaleminiz var ,yazınızı çok beğendim ,duygularınıza yürekten katılıyorum, harika bir yazı🩷🩷🌷

İmren Karabağ
İmren Karabağ Yazar

Çok teşekkür ederim. 🥰🥰

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
İmren Karabağ

İmren Karabağ

18 Yazı 1,075 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol