Renklerin Unutmadığı Çocukluk
Renklerin Unutmadığı Çocukluk
Bazı renkler vardır, insan onları yalnızca gözleriyle görmez; geçmişinden, çocukluğundan, kalbinin en eski yerinden hatırlar. Sarı bir güneş çizildiğinde yalnızca kâğıdın üzeri aydınlanmaz mesela; insanın içinde, çoktan unutulduğunu sandığı bir yaz sabahı da usulca kıpırdanır. Mavi bir deniz boyandığında ise yalnızca boşluk dolmaz; uzaklara bakarken kurulan hayaller, içimizde saklı kalan umutlar ve çocukken hiç bitmeyecek sandığımız o geniş zamanlar yeniden görünür olur.
Boya kalemleri, küçük yaşlarda elimizde tuttuğumuz en sessiz mutluluklardan biridir. Bir kutunun içinde yan yana duran renkler, aslında küçücük bir dünyanın kapısını aralar. Çocukken kırmızıyla kocaman kalpler çizer, yeşille ağaçların dallarını çoğaltır, kahverengiyle evlerin kapılarını boyar, sarıyla güneşi sayfanın tam ortasına yerleştirirdik. O güneş bazen fazla büyük olur, evin çatısı yamuk durur, ağaç gökyüzüne sığmazdı; fakat hiçbiri bize yanlış gelmezdi. Çünkü çocukken güzellik, kusursuzlukta değil, içtenlikte saklıydı.
Sonra büyüdükçe renklerin de kuralları olduğuna inanmaya başladık. Gökyüzü mutlaka mavi olmalıydı, ağaç yeşil kalmalıydı, gece siyaha dönmeli, evin duvarı taşmamalı, çizgi sınırın dışına çıkmamalıydı. Oysa çocukluğumuzda hiçbir renk bu kadar uslu değildi. Bulutlar pembe olabilir, deniz mor bir akşam gibi uzanabilir, bir kuşun kanadı sarıdan turuncuya geçebilir, bir çiçeğin ortasında hiç beklenmedik bir mavi parlayabilirdi. Belki de hayal gücümüz, en çok sınırları bilmediğimiz o zamanlarda özgürdü.
Boyalı kalemler bize yalnızca resim yapmayı öğretmedi; içimizdeki dünyayı dışarı çıkarmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu da hissettirdi. Bazen bir çocuk, konuşarak anlatamadığı duyguyu kâğıda çizdiği küçük bir evle anlatır. Bazen bir güneş, onun içindeki sevinci taşır; bazen yağmur damlaları, kimseye söyleyemediği bir kırgınlığın sessiz izine dönüşür. Büyükler o resmi yalnızca renklerden ibaret sanabilir, fakat çocuk için her çizginin bir anlamı, her rengin sakladığı küçük bir hikâye vardır.
Belki biz büyüdükçe yalnızca yaş almadık; renklerimizi de biraz geride bıraktık. Acele ettik, yetişmeye çalıştık, ciddi görünmeyi öğrendik, bazı sevinçleri fazla çocukça bulduk. Oysa insanın içinde, ne kadar büyürse büyüsün, hâlâ boyanmamış bir sayfa kalır. O sayfanın bir köşesinde çocukluğundan kalma sarı bir güneş bekler, bir kenarında mavi bir hayal durur, başka bir yerinde yeşil bir umut usulca filizlenir. Kimi zaman o sayfayı yeniden açmak için büyük bir sebebe de gerek yoktur; bazen bir boya kalemi, insanın unuttuğu tarafına dokunmaya yeter.
Renkler, insanın içindeki sessizliği yumuşatır. Siyah yalnızca karanlık değildir; bazen dinlenmek isteyen ruhun gölgesidir. Beyaz yalnızca boşluk değildir; yeni bir başlangıcın temiz nefesidir. Kırmızı yalnızca heyecanı anlatmaz; sevginin, cesaretin ve bazen içimizde sakladığımız sızının rengini de taşır. Yeşil yalnızca ağaçları hatırlatmaz; yeniden denemeyi, kırıldıktan sonra toparlanmayı, eksildiğini sanırken yeniden çoğalmayı da anlatır.
Bu yüzden bir sayfayı boyamak, sadece kâğıdı güzelleştirmek değildir. İnsan bazen kendi içindeki dağınıklığı renklerle toparlar. Bir çizginin ardından biraz hafifler, bir rengin içinde kendine daha yumuşak bir yer bulur. Çocukken bunu bilmeden yapardık; şimdi ise belki yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Çünkü hayat yalnızca siyah ve beyazdan ibaret değildir. Aralarda bekleyen binlerce ton, binlerce duygu, binlerce küçük umut vardır.
Boyalı kalemler bize bunu hatırlatır. Her şeyin düz, ciddi ve kurallı olmak zorunda olmadığını; bazen taşan çizgilerin de güzel durabileceğini, bazen yanlış seçilen bir rengin resmi daha anlamlı kılabileceğini gösterir. Hayatın da biraz böyle olduğunu fısıldar bize. Her günümüz aynı renkte geçmez, her sayfamız temiz kalmaz, her çizgimiz düzgün ilerlemez. Ama yine de elimizde bir renk varsa, yeniden başlayabileceğimiz bir yer mutlaka bulunur.
Belki de insan, içindeki çocuğu tamamen kaybetmemek için ara sıra bir sayfanın başına oturmalı. Bir güneşi fazla büyük çizmeli, bir ağacı olması gerekenden daha uzun boyamalı, gökyüzüne beklenmedik bir renk katmalı. Çünkü bazen en güzel şeyler, kuralına uygun çizilenlerde değil, kalbin içinden geldiği gibi renklendirilenlerde saklıdır.
Ve belki de hepimizin içinde hâlâ bir kutu boya kalemi duruyordur. Kimi rengi eksilmiş, kimi ucu kırılmış, kimi yıllardır kullanılmadığı için sessizleşmiş olabilir. Ama insan o kutuyu yeniden açtığında, geçmişten bugüne ince bir ışık sızar. O ışık bize çocukluğumuzu, hayal kurmayı, küçük şeylerden mutlu olmayı ve dünyayı yeniden renklendirebileceğimizi hatırlatır.
Çünkü bazı renkler insanı hiç unutmaz. Biz büyüsek de değişsek de yorulsak da onlar içimizde bir yerde beklemeye devam eder. Yeter ki bir gün yeniden elimize bir kalem alıp o eski sayfaya dönmeye cesaret edelim.
Yorumlar 3
O kadar güzel dile getirmişsiniz ki Sedat hocam, yüreğinize sağlık... Renkler çocukluğumun sesiydi adeta. Ahenkle boyuyorlardı beyaz bir kağıdı, duygularımın dile gelmiş haliydiler...
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim, size dokunabildiysem ne mutlu 🤍
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim 🤍
Çocukluk bazen bir anı değil, içimizde kurumasına izin vermediğimiz bir renktir. Yazınız bana bunu hatırlattı. Okurken sanki yıllardır kapalı duran bir boya kalemi kutusunun kapağı aralandı ve içinden unutulmuş mevsimler çıktı. Kaleminize sağlık.
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim, size dokunabildiysem ne güzel 🤍
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.