OLDURMALAR ÇAĞI
Nereye baksan bir oldurma telaşıdır gidiyor. En iyi çalışanı, en iyi performans göstereni, en mükemmel anneyi, en fedakâr eşi, gününü en dolu geçireni, en çok spor yapanı, en iyi besleneni, en çok gezeni, enerjisi en tükenmeyeni… Biz saymakta bile zorlanırken, yamalı bir çuvaldan önümüze döküyor allayıp pulladığı bütün ‘en’ leri oldurmaya bu doymak bilmeyen çağ.
Kimsenin hoşuna gitmiyor aslında bu kadar çabayla var olma dayatması. Herkes insanın doğasından uzaklaştıkça yaşamın tadını almaktan, hayatı olması gerektiği gibi yaşamaktan uzaklaştığını büyük bir yorgunlukla deneyimliyor. Kimi bundan memnunmuş gibi yapıyor ‘en’ ler mertebesine eremediği dışarıdan anlaşılmasın diye; bazılarımız da çoktan vazgeçti bir şeyleri oldurma çabasından ağır bir bezginlikle.
Biliyoruz ki özveriyle çalışmak işin kölesi olmak değil, başarı rakamlardan ve mevkiden ibaret değil. Mükemmel anne yerine çocuklarına doğru rol model olan, kendini unutmamış mutlu anne; hatta mutsuzluğun ve kaybetmenin de hayatın birer parçası olduğunu çocuklarına öğretebilen ebeveyn olmak en doğrusu. İyi beslenme işini kendi yaşamı çerçevesinde sürdürülebilir biçimde, büyük strese dönüştürmeden yapmak makbul. Gezmenin illaki uzaklara gitmek olmadığını, yaşadığın yerde gönlünü hoş edecek görmediğin nice güzellikler bulabileceğini bilmek de heyecan verici.
Laf aramızda değil; “hepimizin enerjisi limitli”. Son birkaç yıldır kendime en çok bunu hatırlatıyorum. Bazen de olmasın diyorum, kalsın bazı şeyler yerinde öyle darmadağınık ve eksik… Üzerinde emek harcadım diye sevmediğim bir işi tamamlamak, ya da güzel şeyleri kendimi bitip tüketecek kadar büyük çabalarla elde etmek zorunda değilim. Bazen belirsizlik de lehime sonuçlanabilir, umduğumdan fazlası beni bekliyor olabilir kontrolümün dışında. Herkesin yardımına her zaman koşamam ve bu beni kötü biri yapmaz. Sadece kendim olmam yeterli; her şeye çözüm bulmak benim görevim değil ve kimsenin beni görmek istediği gibi olmak da…
Oldurmak benim kaçınılmazım değil. Benim varlığımın ve biricikliğimin kanıtı birilerinin beni gördüğünde yüzünde oluşan içten gülümseme, sahici bir ‘iyi ki varsın’, ürettiğim bir işin sonunda gelen samimi bir tebrik ve anlaşılma. Ve o samimi, içten, sahici birileri çabasız da benimle, oldursam da olduramasam da…
Nilden Sargut
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.