İnsanın mayası
İnsanın mayası
Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun bir çaresi yoktur.” Tanpınar’ın bu sözü zihnime her düştüğünde içimde derin bir yankı uyandırır. Çünkü ben, insanın en başından itibaren bir mayası olduğuna inanırım. Bu maya, bizi biz yapan özdür; fakat zamanla, hayatın akışı içinde, fark etmeden değişir, hatta bazen bozulur.
Kendi geçmişime dönüp baktığımda bunu açıkça görürüm. İlkokul yıllarımda öğretmenimi çok severdim. Ona benzemek, onun gibi olmak isterdim. Davranışlarını taklit eder, onun gözünde iyi bir öğrenci olabilmek için çabalardım. O zamanlar bunun ne anlama geldiğini tam bilmesem de, aslında küçük bir çocuk olarak kendi mayamın şekillenmesine izin veriyordum.
Zaman geçtikçe büyüdüm ve değişimin yalnızca çocuklukla sınırlı olmadığını fark ettim. En saf, en masum duygu olarak gördüğüm aşk bile beni dönüştürebildi. Sevdiğim insana daha iyi görünme isteğiyle kendimden ödün verdiğim anlar oldu. Bazen bu değişim sevginin doğal bir parçasıydı, bazen ise fark etmeden egomun bir yansımasıydı. İşte tam bu noktada insanın mayası sessizce değişmeye başlıyor.
Hayatın sunduğu başka sınavlar da var. Para, mevki, güç… Bunlar bazen insanı kendi değerlerinden uzaklaştırabiliyor. Ben de zaman zaman bu çekimin içinde kendimi sorgularken buldum. Tutkuların ve hazların peşinden koşarken, aslında neyi kaybettiğimi geç fark ettiğim anlar oldu. O anlarda anladım ki, insanın asıl kaybı dışarıda değil, kendi içinde başlıyor.
Bir yoğurt bozulduğunda yenisi yapılır, bir telefon bozulduğunda yenisi alınır. Hayat, maddi şeyler için sürekli bir telafi imkânı sunar. Ama ben kendime şu soruyu sormadan edemem:
Ya bozulan şey bizsek?
İşte o zaman, insanın mayası üzerine düşünmek kaçınılmaz hale geliyor. Çünkü belki de en büyük mesele, değişmek değil değişirken özümüzü kaybetmemektir.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.