Hayallerimiz Gerçek Olmayı Hakediyor !
Yolun vardığı yer,
Yolun kendisi miydi?
Hayallere ulaşmanın ,
Arsız mutluluğu mu ?
Görünmez hüznü mü ?
Bilinmezlerden bir yer açtım…
Hayatımız boyunca bir tepenin zirvesine tırmanır gibi yaşarız.O zirveye ulaştığımızda, el değmemiş bir manzara bulacağımızı, tüm yorgunluğun dineceğini ve nihayet "mutlu" olacağımızı düşünürüz .
Peki ya kişi zirveye çıktığında, orada esen rüzgâr beklediğinden daha soğuksa? Ya da daha fenası; aslında yanlış dağın zirvesine tırmandığını fark ederse?
Geçenlerde bir takipçimin tam da bu paradoks üzerine bir sorusu vardı . İnsan bütün hayallerine ulaştığında yine de mutsuz olabilir miydi? Soru budur…
Öncelikle şunu düşünmekteyim gerçekten emin miyiz tüm hayallerine ulaştığından Oysa hayal dediğimiz şeylerin ulaşılamaz ve sınırsız olması gerektiğini düşünmekteyim ve tabiki her zaman dilimden düşürmediğim bir mottom var hayallerimiz gerçek olmayı hakediyor …Bu nasıl bir çelişki diyorsunuz değil mi ? Kafalar iyice karıştıysa harika…
Şöyle açıklayayım başkalarının Hayallerini Yaşamak Çoğu zaman düştüğümüz ilk tuzak, hayallerimizin gerçekten "bize" ait olup olmadığıdır. Çocukluğumuzdan itibaren çevremizden, ailemizden, maruz kaldığımız olaylardan sızan beklentileri bir sünger gibi emeriz. Başkalarının takdirini kazanmak, onaylanmak ya da sadece güvenli limanda kalabilmek için onların hayallerini kendi hayalimiz zannederiz.
Büyük bir çabayla o hedefe ulaştığımızda ise içimizi tuhaf bir yabancılık hissi kaplar. Bu his peşimizi bırakmaz üstelik mutluyken bile sanki başka biri vardır ve sürekli olması gerekenin bu olmadığını söyler.Dekor harikadır, kostüm üzerimize tam oturmuştur ama sahnedeki rol bize ait değildir. İşte o an, geçmişte kimseye söyleyemediğimiz, sesini kısmak zorunda kaldığımız o "gerçek ve bastırılmış" hayallerin hasreti başlar. İnsan, kazandığı zaferin içinde, kendi geçmişine fatiha okurken bulur kendisini.
Gerçeğin hayale yetememesi.
Diyelim ki ulaştığımız şey gerçekten kendi hayalimizdi. Bu kez de karşımıza başka bir hayal kırıklığı çıkar: Başarı, bazen hayalin kendisinden daha küçük kalır.Zihnimizde yıllarca büyüterek beslediğimiz, ona adeta kutsal bir anlam yüklediğimiz o an gerçekleştiğinde, büyünün bozulduğunu hissederiz. Çünkü gerçeğin sınırları vardır, hayallerin ise asla. Gerçeklik, o devasa hayalin ağırlığı altında ezilir. Yani mutluluk burada üzerine çokça anlam yüklediğimiz bir insan doyumsuzluğu olur çıkar.
Peki şimdi hangi sonuca varalım?
İnsanı uyanık tutan, ruhunu besleyen şey aslında o son noktaya varmak değil; o sonuca giderken kurduğu umutlar, göğüslediği zorluklar ve yürüdüğü yoldur.
Sonuç elbette kıymetlidir; bize bir yön duygusu verir. Ancak süreç, her şeydir. Hayallerimizin peşinden koşarken dönüştüğümüz insan, o hayalin kendisinden çok daha değerlidir. Mutluluk varış noktasındaki bir kupa değil, yoldaki adımlarımızın ritmindedir.Eğer bir gün tüm hayallerinize ulaştığınız halde içinizde bir sızı hissederseniz, kendinizi suçlamayın. Belki de ruhunuz size yeni bir yolun, gerçekten sizin olan bir yolun vaktinin geldiğini fısıldıyordur. Çünkü insan, durduğu an değil, yolda olduğu müddetçe canlıdır.
Ve yoldan çıkmadığı müddetçe mutludur.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.