Durabilmek Üzerine 🙃
Sokaktan geçen insanlara bakıyorum bazen. Adımlarında hep bir gecikmişlik telaşı, yüzlerinde yetişilemeyen saatlerin gölgesi var. Dünyanın bu durmak bilmeyen uğultusu içinde, sessizce bir köşede durabilmek artık unutulmuş bir zanaat gibi.
Oysa insan, koşarken kendi içindeki sesi duyamaz.
Hayat, hep bir sonraki durağa koştururken arada kaçırdığımız o ince detaylarda gizlidir aslında. Bir çayın usulca demini alması, sabahın ilk ışıklarının duvarda yarattığı o solgun yansıma ya da eski bir kitabın sayfalarından yayılan o tanıdık toz kokusu... Sürekli hızlanarak bunları göremeyiz; rüzgâr sadece yüzümüze çarpar, manzarayı bulanıklaştırır.
Zaman, biz onu kovalamadığımızda çok daha merhametli akıyor sanki. Bir anlığına omuzlarımızdaki o görünmez yükleri bırakıp, başımızı gökyüzüne kaldırmak ve sadece nefes aldığımızı hissetmek... İnsanın kendine verebileceği en sessiz, en güzel hediye bu belki de. Çok uzaklara bakmaktan, hemen önümüzde açan çiçeği ezdiğimiz bu tuhaf çağda, bir adım geri çekilip sadece izleyici olmak ruhun en derin sığınağıdır.
Belki de marifet hep yolda olmak değil, bazen sadece yolun kenarına oturup geçenleri izleyebilmektir.
Bırakalım saatlerin yelkovanları bildiği gibi dönsün. Biz bu akşamüstü, dünyayı dışarıda bırakıp sadece burada, kendi içimizde kalalım.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.