Kitaplar

BUZDAN DUVAR

9 dk okuma 82 okunma
Kapak Görseli

Bölüm 1: Sessizliğin Ardından 

Gecenin karanlığı Ankara`nın üzerine örtü gibi serilmişti. Şehrin sesi, derinlere saklanmış bir çığlık gibiydi -yalnızca benim gibi duymayı bilenler için yükselebilen bir yankı-. Arabanın camından dışarı baktım, gözüm sokak lambalarının altında titreşen ıslak asfaltlarda gezindi. Elimde tuttuğum silahın soğukluğu bile yüreğimin soğukluğunu geçemiyordu. 

 

Ben Elisa. Yaşım yirmi dört. Herkesin dışarıdan baktığında  `zengin aile çocuğu` diyeceği şımarık, akıllı bir kadın. Ama onların göremediği bir dünya var; ve o dünyanın göbeğinde, bıçak sırtında bir hayat benimki. Ankara`nın görünmeyen sokaklarında nefes alan bir mafyanın lideriyim. Hem de kendi kurallarımı kendim yazdığım, erkeklerin hüküm sürdüğü bir yapının en tepesindeyim. 

 

Bu gece bir anlaşma vardı. Yasa dışı silah sevkiyatı için başka bir gurubun lideriyle buluşacaktım. Mekan her zamanki gibi kapalıydı, eski bir tekstil atölyesi. İnsanların çürümüş kumaş sandığı yerde artık sadece kan ve kararlar vardı.

 

Ama şuan beklenmedik birisi tam olarak karşımdaydı.

 

Arsen. 

 

Geçmişi sırlarla örülü, serseri bakışlarının ardında fazlasıyla düzgün bir zeka saklayan bir adam. Onu tekrar gördüğümde yüzümdeki maskeye rağmen kalbimin atışını duymuş gibi oldum. Benim gibi bir kadın için aşk, sadece başka bir silahtı.

Ve Arsen… o silahı çok önceden gönüllü olarak elime vermişti.

 

“Elisa, yeniden karşılaşmak." Elimde tuttuğum silaha baktı "değişmişsin" dedi. Sesi, karanlığı yaran bir ok gibiydi. Soğuk ama meraklıydı.

 

Bir an duraksadım. Silahımı belime yerleştirip yüzüne baktım. “Bu ismi yeniden senden duymak garip,” dedim. Bir iki adım yaklaşıp gözlerinin içine bakarak "Evet, değiştim,her anlamda.”

Gülümsedi. Bu gülümsemede hem alay vardı hem de hafif bir hayranlık.

"Senin ne işin var burada." Ondan uzaklaşarak önümdeki masaya geçtim.

"Benimle anlaşman var, silahları senden alacağım." O da masanın diğer tarafına geçti.

     Masanın başına geçtiğimde ortamın havası daha da ağırlaştı. Depo, pas ve yağ kokusunun birbirine karıştığı, loş ışıklarla aydınlatılmış geniş bir beton mezarlığı andırıyordu. Tavandan sarkan tek tük ampuller titriyor, her sallanışlarında gölgeler duvarlarda hareket ediyordu.

Başımı hafifçe kaldırdım. Masanın soğuk metaline yaslanan parmaklarım kımıldamadı bile. Gözlerim onun yüzünde durdu; tanıdık ama yabancı, geçmişten kopup gelmiş bir hayalet gibi.

“Benden,” dedim sakin bir sesle.

Ne meydan okuma vardı içinde ne de açıklama. Sadece bir gerçek.

Dudaklarımda belli belirsiz, yorgun bir tebessüm belirdi.

“Dört yıl,” diye devam ettim, “ve hâlâ cümlelerine emir kipiyle başlıyorsun.”

Depodaki ağır hava göğsüme çökerken bakışlarımı kaçırmadım.

“Silahları alırsın,” dedim, sesim bu kez daha netti, “ama bu masaya oturuyorsan, şartları ben koyarım."

Sesim yükselmedi. Zaten gerek yoktu.

“Ne zaman, ne kadar ve kime gideceği burada belirlenir.”

Bakışlarımı onunkilerden ayırmadan devam ettim:

“Pazarlık payı yok. Ya kabul edersin… ya da bu depo senin için sadece beton ve sessizlikten ibaret kalır.” Depodaki ampullerden biri cızırdadı, sanki o da nefesini tutmuştu. Arsen bakışlarını masadan kaldırıp bana çevirdi. Yüzünde ne öfke vardı ne de acele. Sadece ölçen bir sakinlik.

“Anlaştık,” dedi sonunda.

Tek kelime.

Sonra ekledi:

“Şartlarını dinlerim. Ama teslim almadan önce kaliteyi görürüm.”

Sesindeki ton düzdü. Ne rica ne meydan okuma. Bakışları üzerimde bir an daha oyalandı.

“Ve zaman kaybetmem,” dedi. “Bunu da şartlarına ekle.”

Cümlesi bittiğinde depo yine sessizliğe gömüldü.

Ama artık şunu biliyordum:

Bu masada kalmaya karar vermişti.

Kasaların başına geçtim, eğilip kilitleri birer birer açtım. İçlerinden çıkan silahların soğuk metali, deponun loş ışığında mat bir parıltıyla yanıp sönüyordu. Adamlarıma tek bir bakış attım; seri numaraları, şarjörleri ve mekanizmaları kontrol etmeye başladılar. Bu sevkiyat kusursuz olmalıydı. Çünkü alıcı Arsen’di… ve ona kusur göstermek istemezdim, ama bir zayıflık da vermeye hiç niyetim yoktu.

Arsen kasalardan birinin başına geçti, bir tabancayı eline alıp tarttı. Adamlarımdan biri kulağıma eğildi.

“On iki sandık. Hepsi hazır.”

Başımı salladım. Arsen’e döndüm.

“Anlaşmaya göre kalite kontrolü bitti. İstersen kendin de bakabilirsin." Arsen bir tüfeğin mekanizmasını çekip bıraktı, klik sesi depoda yankılandı. Kafasını çevirmeden yandan bir bakış attı.

“Silahlar iyi. Ne zamandan beri bu işlere merak saldın." Yavaş adımlarla yanına yürüdüm. Tam önünde durup eğilip gözlerinin içine baktım. "Seni ilgilendirmeyen konulara girme. Silahlarını al ve siktir git Arsen." Hiç birşey söylemedi. Kasayı kapatıp ayağa kalktı. Küçük bir baş işaretiyle adamlarına baktı. Adamları kasaları kamyonlara yüklemeye başladı. Metal sürtünmeleri ve zincir sesleri, konuşmamızın üstüne sert bir ritim gibi biniyordu.

Arsen bana doğru yaklaşıp parayı içeren çantayı masaya bıraktı.

“Tam tutar. Şimdi silahlarımı alıp gideyim." 

Çantaya bile bakmadan adamlarımdan birine işaret ettim.

“Say.”

Sonra Arsen’e döndüm.

“Görüyor musun? Sana bile güvenmiyorum. Bunu kişisel algılama, alışkanlık.”

“Beni sevmemek de alışkanlık mı?” diye sordu.

Bir an duraksadım. Gözlerinin içine baktım.

“Hayır,” dedim alçak bir sesle. “O, senin bana öğrettiğin bir şey.”

Para sayımı bitti, kasalar yüklendi. Sevkiyat tamamlanmıştı.

Arsen kamyona doğru dönerken arkasından seslendim:

“Silahları iyi kullan. Senin gibi birinin, bir şeyleri yine mahvetmesi çok olası.”

Kısa bir an için durdu, sonra başını hafifçe çevirip baktı.

“Sen de dikkat et Elisa. Nefret, aşk kadar tehlikelidir.”

Gülümsedim ama gözlerimde hiçbir sıcaklık yoktu.

“Ben tehlikeyi iyi yönetirim. Özellikle kaynağını tanıyorsam.” Sonra kısa bir an yine bana baktı. Ardından arabaya binip gözden kayboldu.

 

     Bende arabama ilerledim. Arabaya binip eve doğru sürmeye başladım. Kafam dağılsın diye şarkı açtım ama pek işe yaradığı söylenemez. Onun o son bakışı aklıma gelip duruyordu. O bakışta ne vardı biliyor musunuz?

 

Savaş ve hüzün. Hem karşıma geçmeye hazır biri vardı, hem de kalbime sızmaya çalışan bir yabancı. Evet Arsen’le çok önceden tanışıyoruz, ama benim için artık sadece bir yabancı. Onunda dediği gibi değiştim.

                        ----------

Arabamı garaja park edip eve geldim. Çantamdan anahtarı çıkarıp içeri girdim. Bir kadeh ve viski şişesini alıp balkona çıktım. Arsen neden bu kadar sene sonra karşıma çıktı? Şimdiye kadar neredeydi? O sikik herifi düşünmemem lazım buna izin veremem, lanet olası eski günleri tekrar hatırlatamam kendime. Tüm bu olanları düşünürken sesimi duymuş olmalı ki Oğuz beni aradı. Bülent abimin oğlu. Arsen ortalardan kaybolduktan sonra Bülent abimin şirketinde işe başlamıştım. Oğuz`la da önceden tanışsak da o zamanlar tam olarak birbirimize yakın olmuştuk. Telefonu açtım.

``Selam sorun yok değil mi?``

``Selam Elis`im, hangi gün sorun yok ki. Çok acil kulübe gelmelisin.``

Tabii ki şaşırmadım. Acaba yine ne boklar dönüyordu. Biraz dinlensem olmaz mıydı! Sinirden oflayıp ayağa kalktım. ``Tamam geliyorum Oğuz.`` Oğuz da işlerimde bana yardımcı oluyordu. Sağ kolum olmuştu artık. Bugün bazı işlerinden dolayı sevkiyata gelmemişti. İyi ki gelmedi yoksa büyük sorun çıkacağından emindim. Fazla vakit kaybetmeden hemen deri ceketimi ve çantamı alıp arabama binim. 

Kulübe geldiğim de her zamanki gibi çok fazla insan ve gürültü vardı. Bir yanda deli gibi dans edenler diğer tarafta sarhoş olup hiç birşeyi umursamadan öpüşenler vardı. Gözüm tam karşıya takıldığında pür dikkat bana bakan birisini gördüm. Kulübün ışıklarından dolayı tam olarak göremedim yüzünü ama bana baktığına emindim. Biraz yaklaşmak için yürümeye başlamıştım ki arkadan birisi bana seslendi. ``Elisa hanım oğuz bey sizi bekliyor.`` Batuhan`dı. Benimle birlikte çalışıyordu. Bana bakan kişinin olduğu tarafa döndüğümde orada yoktu. Kısacık sürede nereye gitmişti ki, ve o kimdi. 

 

    Yukarı çıkıp odama geçtim. Herkes buradaydı, Oğuza baktığımda çok ciddi duruyordu. Anlaşılan durum kötüydü, çünkü Oğuz bir tek böyle durumlarda ciddi ya da kızgın görünürdü. Masaya oturup oğuza baktım ama o bir şey söylemek yerine sadece bana bakıyordu. Bir süre konuşmasını bekledim. `Sorun ne` dercesine kafamı salladım. 

``Elisa bu geceki silah sevkiyatını kiminle yaptın?`` 

Evet, tahmin ettiğim soruyu sordu.

``Arsen`le.`` Onun adını söylemek bile midemi bulandırıyordu.

``Peki benim bundan neden haberim yok.`` Masada dikleşmiş hesap sorarcasına bakıyordu. Etrafıma baktım, küçük bir kafa hareketimle adamlarımın hepsi dışarı çıktı ve tekrar Oğuza döndüm. ``Oğuz benim de haberim yoktu, bana da sürpriz oldu. O şerefsizin orada olduğunu bilseydim emin ol onun olduğu ortama girmezdim.`` Bakışları biraz olsun yumuşamıştı.

``Pekala Elisa, amacı ne? Her hangi bir şey söyledi mi sana?`` 

``Hayır bir şey söylemedi silahları alıp gitti o kadar.``

``Tamam biz dikkatli olalım özellikle de sen Elis`im dikkatli ol.`` 

``Arsen hiç bir bok yapamaz. Ne bana ne de çevreme.`` 

 

Eğer yaparsa işte o zaman asıl değişmiş Elisa`yı görecekti karşısında. Kendi kurallarımı kendim yazdım, başkasının değiştirmesine izin vermem.

Paylas:

Yorumlar 5

5 / 5 (5 yorum)
Nurcan Bulun
Nurcan Bulun

Kaleminize sağlık 👏🏻

Nurcan Bulun
Nurcan Bulun

Kaleminize sağlık 👏🏻

Nadire Demir Çifçi
Nadire Demir Çifçi

Kalemine sağlık yolun aydınlık olsun👏🌺

Figen Gülser
Figen Gülser

Çok güzel kaleminize sağlık. Keyifle okudum🩵

ŞA
Şevval Aydın Yazar

✨️🫶🏻 teşekkür ederimm

SÜMEYRA AĞAOĞLU
SÜMEYRA AĞAOĞLU

Kaleminize sağlık💫

ŞA
Şevval Aydın Yazar

Teşekkür ederimm ✨️

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000

Şevval Aydın

5 Yazı 338 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol