Boyalı Kelimeler
Boyalı Kelimeler
Şehrin üzerine çöken o gri, gürültülü ve hissiz sis, her gün biraz daha kalınlaşıyordu. İnsanlar, ellerindeki küçük parlak ekranlara bakarak, kelimelerin içini boşaltmış bir şekilde sokaklardan akıp gidiyordu. Sevgi, direniş, umut ya da adalet... Artık hiçbiri bir anlam ifade etmiyordu; hepsi dijital dünyanın o büyük gürültüsünde sıradanlaşmıştı. Şehir, adeta sessiz bir suikastın kurbanı olmuş, hissetmeyi unutmuştu.
Karanlık bir ara sokakta, eski bir matbaa dükkanının ışığı ise sabaha kadar hiç sönmüyordu. Burası, kelimelerin yeniden can bulduğu, ruh kazandığı son sığınaktı. İçeride, parmakları mürekkebe bulanmış genç bir tasarımcı, eski matbaa baskı makinelerinin arasında harfleri yan yana diziyordu. Ancak onun harfleri diğerlerininkine benzemezdi. O, sıradan siyah mürekkepler kullanmıyordu. Onun mürekkebi, doğanın can çekişen yeşilinden, kalbin en derin ihtilalini başlatan sıcak kırmızıdan ve özgür ruhların sığındığı o sonsuz gökyüzünün mavisinden yapılmıştı.
O gece, derginin 5. Sayısı için tezgahın başına geçti. Bu kez sadece bir sayfalar bütünü değil; sarsıcı, uyandıran ve unuttuğu duyguları insanın yüzüne çarpan güçlü bir manifesto basacaktı.
İlk harfi yerleştirdi ve üzerine doğanın çığlığını vurdu. Kuruyan toprağın, betonların arasında sıkışıp kalan insan ruhunun acısını hissettiren o yeşil mürekkep, kağıdın üzerine yayıldıkça kelimeler canlanmaya başladı. Sayfanın üzerinde şu cümle belirdi: *”Betonun Çatlattığı Ruh.”* O an, matbaanın taş duvarları arasından sanki küçük bir sarmaşık filizlendi ve gökyüzüne doğru uzandı. Kelimeler boyandıkça, doğanın unuttuğumuz sesi odanın içine doldu.
İkinci sayfaya geçtiğinde, mürekkep kutusundan en parlak, en hırçın kırmızıyı seçti. Bu, sadece romantik bir aşkın değil; haksızlığa, hissizliğe ve adaletsizliğe karşı duran o büyük kalbi ihtilalin rengiydi. Harfleri tek tek, tıpkı bir barikata taş taşır gibi dizdi. Mürekkep kağıda dokunduğu an odada taze karanfil kokuları yayıldı. *”Barikatlar ve Karanfiller”* yazdı tasarımcı. Sayfadan taşan kırmızı dalga, sokağın dışındaki soğuk rüzgarı bile ısıtacak kadar güçlü bir başkaldırı fısıldıyordu.
Üçüncü ve dördüncü sayfalarda renkler birbirine karıştı. Sınırların olmadığı, coğrafyasız ruhların özgürce uçtuğu bir gökyüzü mavisiyle, küllerinden yeniden doğan bir anka kuşunun renkleri birleşti. Sanatla yeniden dirilişin kelimeleri kağıda dökülürken, harfler adeta karanlığa atılan altın sarısı birer çentik gibi parlıyordu.
En son sayfaya geldiğinde durdu. Şehrin o büyük sessizliğini, modern çağın insanı yutan hissizliğini düşündü. Mürekkep kutusundaki tüm renkleri bir araya getirdi. Ortaya, gecenin karanlığını delen, tıpkı sıcak bir kor gibi parıldayan, umudun rengi çıktı. Son kelimeleri de basıp makineyi durdurduğunda, sabaha karşı dergiler hazırdı.
Güneş şehrin beton kulelerinin arkasından doğarken, sokaklara dağılan o dergiler sıradan bir kağıt parçası değildi artık. İnsanlar sabahın erken saatlerinde yürürken, sokak köşelerinde, bankların üzerinde o rengarenk manifestoyu gördüler. İlk dokunan kişi, parmaklarında yeşilin sıcaklığını hissetti; bir diğeri, kırmızının içindeki o büyük direniş arzusunu yüreğinde buldu.
Kelimeler boyandıkça, gri şehrin duvarlarında ilk çatlak açıldı ve insanlık, unuttuğu çığlığı o sayfalarda yeniden buldu.
Yazar Şair İmren Karabağ
Yorumlar 5
Teşekkür ederim hocam 😊💫🍀
Kaleminize ve yüreğinize sağlık, ne güzel bir yazı okudum öyle, MasaAllah.. 👏🏻
Çok teşekkür ederim. Beğenmeniz benim için gurur verici.🫶🫶
Teşekkür ederim hocam 💫🍀🩷
Teşekkür ederim hocam 💫🍀
Çok teşekkür ederim. Beğenmeniz benim için gurur verici 🍀💫🫶
Çok teşekkür ederim 🍀💫
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.