3. Bölüm: “Turuncu İhtilal” Meydandaki o büyük sessizlik, yerini yavaş yavaş fısıltılara, ardından da sokakları dolduran canlı bir melodiye bırakıyordu. İnsanlar artık sadece dergiyi okumuyor, onun re
3. Bölüm: “Turuncu İhtilal”
Meydandaki o büyük sessizlik, yerini yavaş yavaş fısıltılara, ardından da sokakları dolduran canlı bir melodiye bırakıyordu. İnsanlar artık sadece dergiyi okumuyor, onun renklerini üzerlerinde taşımak istiyorlardı. Kulaktan kulağa yayılan bu edebi uyanış, şehrin dört bir yanındaki sanatçıları, şairleri ve düşünürleri aynı çatı altında bir araya getirmeye başlamıştı.
Tasarımcı, matbaanın kapısını ardına kadar açtı. İçeride, basılan her yeni manifesto sayfasıyla birlikte parıldayan o sıcak turuncu tonları, dükkandan sokağa taşıyordu. O turuncu, sadece derginin logosunun ana rengi değil; her bir sanatçının ruhundaki o sönmeyen, sıcak ateşin simgesiydi.
Kalabalığın arasından, platformun ve derginin kurucu ruhu, tüm bu görsel ve edebi estetiğin arkasındaki isim, **İmren Karabağ** öne çıktı. Elinde, sayfaları mürekkep kokan 5. Sayı duruyordu. Gözlerinde, tüm zorluklara ve yapaylıklara karşı dik duran o gerçek sanatçı inatçılığı vardı.
**İmren Karabağ**, dergiyi havaya kaldırarak kalabalığa döndü ve o güçlü, emin sesiyle manifestonun can damarı olan dizeleri okumaya başladı:
> *”Biz, sınırların ötesindeki o coğrafyasız ruhlarız! Sanatımız bitip de dünyaya karıştığında, o artık bizim değil, onu hisseden her bir kalbindir. Bugün bu beton kulelerin arasında aşkla, doğayla ve sanatla yeniden diriliyoruz!”*
>
Onun bu sözleri, sokaktaki yüzlerce insan tarafından bir slogan, bir çığlık gibi tekrarlandı. İnsanlar ceplerinden çıkardıkları kalemlerle, boyalarla şehrin o renksiz, soğuk gri duvarlarına mısralar yazmaya başladılar. Kimi duvara yeşil bir yaprak çizip altına *”Betonun Çatlattığı Ruh”* yazıyor, kimi de kırmızının en asil tonuyla *”Kalbin Büyük İhtilali”* başlığını kazıyordu.
Dijital çağın o soğuk, hissiz dünyası, sokağın bu samimi ve estetik direnişi karşısında geri adım atıyordu. Şehir, uzun bir uykudan sonra ilk kez bu kadar renkli, bu kadar canlı ve bu kadar insani nefes alıyordu.
Sabaha karşı, matbaanın tezgahında son bir sayfa kalmıştı. **İmren Karabağ** fırçasını aldı, o meşhur turuncu mürekkebe batırdı ve derginin en arkasına, geleceğe bırakılacak o son notu düştü:
**”Kelimeler boyandı, sessizlik suikastı çöktü. Şimdi sıra sizin ruhunuzda...
Yazar Şair İmren Karabağ
Yorumlar 3
Çok teşekkür ederim hocam 😊💫🍀🩷
Çok teşekkür ederim hocam 💫🫶🍀🩷
Biz, sınırların ötesindeki o coğrafyasız ruhlarız! Sanatımız bitip de dünyaya karıştığında, o artık bizim değil, onu hisseden her bir kalbindir. Harika!
Çok teşekkür ederim hocam 😊💫🍀💞
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.