Üç Fidan Anısına
Üç Fidan Anısına
Bugün 6 Mayıs... Gökyüzü baharın maviliğiyle gülümsese de bana içimde gri bulutlar hüzün yağdirmakta. Her 6 Mayıs günü aslında geceden başlar bende. Bir gün öncesinden düşer sızısı yüreğe; sabahın beşinde üç fidana kıyacakları düşüncesi aklının kıyısından geçer. Takvimlerin en ağır, en gri günlerinden biridir. 6 Mayıs 1972'de Ulucanlar Cezaevi’nin avlusunda, darağacında üç genç adamın son nefesi Türkiye’nin hafızasına kazınır: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan. Onlar sadece bir dönemin siyasi figürleri değil, bu toprakların bitmeyen "yarım kalmışlık" hikâyesidir.
Bu üç fidanın davası, kağıt üzerinde "Anayasa'yı ve mevcut düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" olarak geçse de yüreklerindeki ve dillerindeki idealin sloganı Tam Bağımsız Türkiye idi.
Onlar, köylünün topraksız kalmadığı, işçinin emeğinin çalınmadığı, emperyalizmin gölgesinin bu kadim coğrafyanın üzerinden çekildiği bir memleketin düşünü kurdular. İstekleri; eğitimin parasız, sağlığın eşit, yarınların ise sadece bu milletin iradesine emanet olduğu bir düzendi.
Koyu yeşil parkaları, kahverengi postallarıyla bir idealin tozlu yollarında yürürken şahsi bir ikbalin değil, toplumun topyekün uyanışının peşindeydiler. Ama olmadı.
Bu ülkede yaşayan sol kitlenin gönlünde onlar, "Üç Fidan"dır. Korkusuzluğun, adanmışlığın ve boyun eğmeyişin sembolüdür. Bu üç genç, sadece birer devrimci değil; sömürüye karşı başkaldırının timsalidir. Ölümleri, bitiş değil, her yıl mayıs ayında yeniden yeşeren bir direniş destanıdır. Şarkılarda, şiirlerde ve meydanlarda hep yirmi beş yaşındaki halleriyle, hiç yaşlanmayan birer vicdan abidesi olarak yaşarlar.
Her 6 Mayıs'ta onları sevenler, anısını yaşatmak için fotoğraflarını paylaşır, yazılarla, şiirlerle selam dururlar bu başı dik ,onurlu gençlere.
Tarihsel süreçte sağ cenah, bu isimleri çoğunlukla devlet otoritesine başkaldıran, düzeni bozmaya çalışan ve ideolojik bir kutuplaşmanın parçası olan figürler olarak görür. Ancak zaman geçtikçe, özellikle infazların adaleti ve vicdanı ne kadar yaraladığı tartışıldığında, sağın bir kesiminde de "gençliğin heba edildiği" ve "intikam hırsıyla asıldıkları" yönünde insani bir hüzün ve eleştirel bir kabul gelişir.
Ben de her 6 Mayıs'ta geceden başlarım hüzün yüklenmeye. Rodrigo'nun Gitar Konçertosu, Ahmet Kaya'dan Mahir Beste, Sevinç Eratalay'dan Ankara'dan Bir Haber Var, Grup Vardiya'dan Şarkışla'yı dinler, Deniz 'in babasına yazdığı mektubu okur ve bir sigara yakarım zulamdaki paketten Deniz'in son sigarasını anarak. Ne tuhaf artık ona Deniz diye hitap ediyorum. Eskiden Deniz abiydi, ben büyüdüm 40'lı yaşlarımı yaşıyorum. Deniz hep 25 yaşinda...
Onlar Tam Bağımsız Türkiye için yirmili yaşlarında ölümü göze aldılar. Onların asılması sol kitleye bir mesaj gibiydi aslında.Ve Türkiye'de bir kırılma yaşandı bu olayla.Bugünkü Türkiye'nin dizaynı işte tam bu noktada başladı. Tam bağımsız Türkiye'yi savunanlar , 6.Filo'yu kovanlar ölümlerle, işgencelerle sindirildi. Bize kala kala öğrenilmiş çaresizlik kaldı.
Ama bu genç adamlar ölümleriyle bir ders verdi düne ve bugüne. İnanmış, hayal etmiş bir yüreğin her daim yaşayacağını ispatladılar; ölümlerinin üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen temsil ettikleri fikrin hala birilerinin yüreğinde umut tohumları ekerek yaşaması sizce de saygıyı ve hüznü hakketmiyor mu?.Bu gencecik adamlar
"Hoşça kal" dediler vakitsiz bir zamanda memleketin tozuna toprağına,
Ceplerinde bir paket sigara, yüreklerinde "Tam Bağımsız Türkiye" hayali.
Onlar veda ettiler dünyaya ama binlerce çocuk doğdu aynı isimlerle.
Çünkü fikirler, ipin ucunda ya da demir parmaklıklar ardında ölmez; filizlenirler başka başka kalplerde bin bir biçimle.
Üç fidanın onurlu duruşu, tam bağımsızlık diyen insanların yüreklerinde ve benim yüreğimde sonsuz bir ışık hüzmesi olarak sonsuza dek yaşayacak.Ve bunu hiçbir kanun hiçbir güç değiştiremeyecek. Tarihin kanlı ve pis çöplüğüne gömülecek bu kararı verenlerin isimleri,lanetle anılacak şimdi ve sonrasında. Ama üç Fidan hep baharda yemyeşil taptaze gülümseyecek her 6 Mayıs'ta.
Emre Nur Keleş Zavar
Yorumlar 2
"Gülünün solduğu akşam" Kitabını okuduğum lise yıllarından bu yana, gerek yaşamları, gerek uğruna savaştıkları ideolojileri ve hayalleriyle kısacası herşeyiyle beni etkilemişti. Ankara'da Ulucanlar ise hüznümü bir kat daha arttırdı, yüreğinize sağlık...
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.