Ölüme Beş Dakika Kala
Ölüme Beş Dakika Kala
Duvarın köşesindeki eski saat, sanki her saniyeyi biraz daha ağırlaştırıyordu. Doktorlar artık yapabilecekleri bir şey kalmadığını söylemişti. Yaşlı adam yatağında uzanırken pencerenin ardından süzülen akşam ışığını izliyordu.
Ölüme beş dakika kalmıştı.
Hayatı boyunca büyük başarıların peşinden koşmuş, çok para kazanmış, birçok şehir görmüş, birçok insan tanımıştı. Ama şimdi ne banka hesapları ne de kazandığı unvanlar aklına geliyordu.
Çocukluğunda annesinin saçlarını okşayışı geldi gözlerinin önüne.
Dört dakika...
Gençliğinde yağmur altında yürüdüğü o sokak geldi aklına. İlk kez âşık olduğu gün. Kalbinin yerinden çıkacak gibi attığı o heyecan.
Üç dakika...
Yıllarca küskün kaldığı kardeşi geldi aklına. Bir telefon açmaya gururunun engel olduğu günler. "Keşke..." dedi dudakları titreyerek.
İki dakika...
Kızının küçücük elleriyle boynuna sarıldığı sabahı hatırladı. O anın değerini o zaman anlayamamıştı.
Bir dakika...
Artık korkmuyordu. Çünkü ölümün karşısında insanın yanında yalnızca sevgilerinin kaldığını fark etmişti. Ne evi ne arabası ne de adı...
Sadece sevdiği insanlar.
Son saniyeler yaklaşırken yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Pencerenin dışında gün batıyordu. Gökyüzü turuncu ile mor arasında sessizce renk değiştirirken yaşlı adam son kez derin bir nefes aldı.
Ve anladı ki ölüm, hayatın karşıtı değil; hayatın son cümlesiydi.
Saat durmadı.
Ama onun hikâyesi, sessizce noktalandı.
Derya YAĞMUR
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.