Mürekkep Ve Külün Dansı
Mürekkep ve Külün Dansı
Eski şehrin en kuytu sokağında, zamanın bile uğramaktan çekindiği bir dükkân vardı. Dükkânın sahibi, ruhunu kâğıtlara hapsetmiş yaşlı bir hattattı. İnsanlar ona "Kâğıtların Fısıldayanı" derlerdi, çünkü o sadece yazmaz, yazılan her kelimenin bir gün nefes alacağına inanırdı.
Bir gün, dükkâna genç bir kadın girdi. Yüzünde, daha önce hiç görmediği bir hüzün vardı. Kadın, sessizce masaya yaklaştı ve masanın üzerindeki boş bir parşömeni işaret etti. "Sizden bir şey istiyorum," dedi sesi titreyerek. "Öyle bir cümle yazın ki, okuyan kişi geçmişin pişmanlıklarını değil, geleceğin ilk ışığını görebilsin."
Hattat, kadının gözlerinin içine baktı. Gözlerinde yorgunluk değil, bir arayış vardı. Kalemini mürekkebe daldırdı. Mürekkep, binlerce yıldır saklanan sırların rengindeydi. Hattat, parşömenin üzerine eğildi ve yazmaya başladı. Kalem kâğıtla buluştuğunda, dükkânda alışılmadık bir rüzgâr esti. Sanki odadaki tüm toz zerrecikleri, yazılan kelimelerin etrafında dans etmeye başlamıştı.
Hattat kalemi bıraktığında parşömende sadece şu cümle yazılıydı: "Kül olan her şey, aslında yeni bir ateşin tohumudur."
Genç kadın, cümleyi okuduğunda gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Ancak bu yaş, acının değil, bir ferahlığın gözyaşıydı. Kadın, dükkândan çıktığında adımları artık daha hafifti. Arkasında bıraktığı şey sadece bir kağıt parçası değil, bir insanın kendi küllerinden yeniden doğuşuna tanıklık eden o kadim sessizlikti.
O günden sonra o sokağa ne zaman gitsem, havada hafif bir mürekkep kokusu ve taze bir yanık kokusu alırım. Anladım ki; bazı hikayeler bitmek için değil, tekrar başlamak için yazılırdı.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.