Behlül'den Hikayeler-3
Bağdat’ın serin bir son bahar sabahında Harun Reşit teftişe çıkacaktır ama tek başına da gidesi hiç yoktur. Gözleri birini arar ve kimseye de söylemek istemez.
- Behlül!!!
- Efendim İslam Halifesi!
- Benimle çarşıya gelmek ister misin?
- Bana soruyorsun gelmek istemem ama eğer emir veriyorsan da gelmek zorundayım, şimdi hangisini yapayım?
- Emir vermiyorum, ama benimle de gelmeni istiyorum.
Behlül istemeye istemeye Harun Reşit ile evden beraber çıktılar. Sabahın erken saatleri olduğu için çarşı ve dükkanların hepsi açılmamış. Biraz tembellik mi yoksa biraz zenginlik mi? Aslında sıcak orta doğu ülkelerinin genelinde bu adet vardır, dükkanlar geç açılır ve erken kapatılır.
Harun Reşit, gördüğü her dükkânı baştan aşağı inceler ve tebdili kıyafet ile çarşıda dolanmaya devam eder. Yerdeki çöplerden içerisi ve dışarısı düzensiz olan dükkânları aklında tek tek not eder.
Kasapçılar çarşısına gelince ilk gördüğü dükkâna girdi, cam gibi olmazsa da beyaz tonlarında tezgâhın üzerinde bir ciğer görür.
- Ciğer taze mi efendi?
- Evet efendim, daha 1 saat olmadı kuzuyu kestiğimiz, yeni geldim dükkâna. Ağzınıza layık çok iyi ve sağlıklı bir kuzunun ciğeridir efendim.
- Fiyatı nedir acep?
- İki dirhem efendim.
- Sar bakalım, ama taze değilse gelirim seni bulurum yine!
- Efendim beğeneceğinizden eminim.
Ciğer hazırlanırken, Harun Reşit;
- Behlül al da gidelim, parasını ben vereceğim ama.
Behlül cebindeki son dirhemi de dün harcadığı için istese de parasını veremez.
- Behlül ciğeri eve götür, ben çarşıyo gezmeye devam edeceğim.
- Efendim, hangi eve?
- Bizim eve Behlül? Saraya değil asıl eve götür?
Behlül yola koyulur arkasını döner ve Harun Reşit tebdili kıyafet ile çarşıyı gezmeye devam eder. Ardından saraya geçen Harun Reşit, Behlül’ü öğlen namazında görür.
- Eve bıraktın değil mi?
- Evet Halifem, asıl eve bıraktım ciğeri.
Beraber avluda namaz kılan kadim dostlar, sonra ısınan havadan kaçmak için bir miktar gölgelik olan hurma ağaçlarının altında oturdular. Behlül kitaplarının olduğu odaya okumalarını yapmak için kalktı gitti ve Harun Reşit de vezirlerinin olduğu kısma gitti.
Akşam karanlığı çökmeden Harun Reşit aşağı indi, Behlül’ün olduğu odaya gitti. Behlül’ün okumaları o kadar derinleşmiş ve kendini o kadar kaptırmış ki kapının açıldığından haberi olmadı.
- Behlül kalk eve gidelim, beraber yemek yiyelim!
- Ben gelmezsem olmaz mı Halifem?
- Hayır, şimdi de Halife olarak emir veriyorum, kalk gidelim!
Ne kadar istemezse de içinden gelmezse de Behlül gitmek zorunda kaldı, ve Harun Reşit ile beraber yan yana yürüyerek odadan ardıldılar. Evin yolu tozlu ve sıcak olsa da gölgeden yürüdüler. Harun Reşit’in sahibi olduğu eve gidince de hala Behlül2in içeri giresi olmazsa da Harun Reşit’in bir bakışı yetti onu içeri götürmeye.
- Selamın aleyküm!
- Aleyküm Selam! Hoş geldiniz Efendim, sefalar getirdin Behlül!
- Soğulun yengem, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
- Aç mısınız yoksa namazdan sonra mı yemek yiyeceksiniz?
- Bir namaz kılalım, o arada da yemek hazırsa yeriz.
- Tabi Halifem, ben yemek hazırlıyorum o zaman.
- Biz de namaz kılalım Behlül!
- Tamam dostum!
Namazlar kılındı, dualar edildi ve tesbihatlar edildi. Yemekler kuruldu demek isterdim ama gelen yemek bir bulgur pilavı sadece.
- Hanım ciğer göndermiştim, neden yapmadınız?
- Kimin evine gönderdin ki? Bizim eve gelen bir ciğer yok sabahtan beri.
- Behlül, ciğeri nereye götürdün?
- Dostum, asıl eve götürdüm.
- Asıl ev burası değil mi Behlül? Başka evimiz mi var?
- Dostum bu evler, bu saraylar geçicidir. Asıl evimiz kara toprak, asıl evimiz bir mezar değil mi?
- Haklısın de Behlül, bizim ciğerle ne ilgisi var bunların Behlül?
- Size sordum asıl eve götüreyim mi evet dediniz, ben de mezarlığa götürdüm, geldim.
- Hemen git o ciğeri al gel Behlül!
Behlül sabahtan beri halife ile çıkmak istememişti, çünkü içinde bir şeyler vardı ve sebebini bilmiyordu. Behlül, iki sokak aşağıdaki mezarlığa gitti. Evlere ve insanlara en uzak olan kocaman mezar taşına bağladığı ciğere koş koşa gitti. Ne görsün, ciğeri yiyen bir tilki ve tilkinin arkasında beklene bir kedi gördü. Tilki ciğeri alıp kaçmaya başladı. Behlül de kovalamaya başladı. Tilki kaçarken ayağı bir teneke gibi bir şeye takıldı ve toprağın içinden bir küp çıktı. Behlül durdu; ama tilkinin ciğeri bırakmaya niyeti yoktu. Tilki gözden kaybolurken Behlül topraktan çıkan küpü gördü. Yüzeye çıkarken sıkışan küpten 2 dirhem aldı ve geldiği yönün tersine gitmeye devam etti. Eve varana kadar her yer karanlık oldu.
- Getirdin mi Behlül?
- Efendim, ciğeri getiremedim ama parasını getirdim.
- Ne diyorsun gene? Ne anlatıyorsun Behlül mezarlıktan para mı getirdin yani?
- Efendim, ben gittiğim zaman bir tilki mezara bıraktığım ciğeri alıp kaçtı. Ben de onu kovaladım ama kaçtı. Kaçarken de ayağı bir küpe takıldı, küp topraktan çıkamadan sıkıştı. Baktım içinde para, 2 dirhem aldım. Kalanın da üstünü gene kapattım. Geldim.
- Neden hepsini almadın?
- Sabah ciğere 2 dirhem vermiştiniz, ciğeri parası olan 2 dirhemi de aldım. Hakkımız olamayan niye alalım efendim?
- Haklısın Behlül.
Kıssadan Hisse: Hakkımız olamayanı alamamalıyız ve asla ölmeyeceğimizi düşünmemeliyiz.
Yorumlar 1
Teşekkür ederim Hocam
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.