Kayısı Rengi Anomali
Tavanda asılı duran, sentetik bir denizin can yelekleri.
Turuncu, pembe, neon bir absürtlük silsilesi.
Mama Shelter Lyon’un bu köşesinde, başın hemen üzerinde asılı duran bu kayısı rengi anomali, hiç yaşanmamış felaketlerin anıtı gibi salınıyor.
Güvenlik fikrinin, ironik bir dekorasyona kurban edilişi bu.
İnsanlık, batacağından emin olduğu gemiler inşa edip, içine hiç giymeyeceği plastik can yelekleri asmaktan ne zaman vazgeçecek?
Ya da daha fenası: Güvende olma illüzyonu, güvende olmanın kendisinden daha mı konforlu?
Bu yapay gökyüzünün altında, bir figür gibi oturuyorum.
Bu çağda en büyük cesaret, görünmezlik hırkasına bürünmek mi, yoksa tüm o gürültünün ortasında kendi sessizliğini vahşi bir kararlılıkla korumak mı?
Gözlüklerinin arkasında neyi gizliyor; dünyayı mı, yoksa dünyanın ona bakışını mı?
Belki de bu analiz fazla iddialı, fazla zorlama.
Belki de o plastik yelekler sadece bir tasarımcının anlık hevesi, o adam ise sadece e-postalarını kontrol eden alelade bir fani.
Zihnin her şeye bir anlam yükleme hastalığı bu.
Fakat nesnelerin bizi kışkırttığı yer tam olarak burası: Kendini saklama arzusu ile sergileme şehveti arasındaki o ince, gerilimli hat.
İnsan, sınırlarını kendi çizmediği bir habitatta nasıl özgün kalabilir?
Bu kayısı rengi anomali, bir cevap vadetmiyor.
Sadece sert bir soru bırakıyor masaya: Boğulmaktan korktuğun için mi o yeleklere bakıyorsun, yoksa zaten çoktan dipte olduğun için mi tavanı bir deniz sanıyorsun?
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.