Kaybolan asır
KAYBOLAN ASIR
Renklerin altında solmuş bedenler, suskunluğun ardında feveran eden yürekler.
Yangının üzerine bir kapak kapatılmış, içten içe yanan düşünceler.
Artık görünenin yamacında bir hakikat varki; tam da görünmeyen yerde.
Elele tutuşmuş görüntüler, yanak yanağa çekilmiş resimler, gıpta ile bakılan karelerde gözler kaçamak yapıyor, öfkeler sahte gülüşler ardına saklanıyor.
Ne menem bir çağdır bu? Gösteriş her eve sipariş verilmiş, büyük bedeller ödenerek.
Kimlikler satın aldık, kimliğimizi teslim ederek.
Edep denen binanın altını oyduk, şimdi o viran olmuş bir ev.
Dürüstlük mum ile aranır oldu, lakin oda son nefesini vermek üzere umudun ellerinde.
Alıştık, can yakan, boğaz sıkan haberleri duymaya, artık canımız yanmıyor. Her an Vicdanlarımiza kalın duvarlar örülüyor, örülüyor da, biz kendimizi özgür zannediyoruz.
En kötüsü de alışmak değil miydi?
Alışa alışa, ne savaşacak bir durum görüyoruz ortada, nede barış için savaşıyoruz.
Artık özümüze dönme vakti gelmedi mi?
Ademlikten adamlığa sıçrama vakti!
Her gün yeni bir sabaha uyanıyorsak,pörsümüş yaşamlarımızı tazelemek için fırsatımız var demektir.
Görüyor musun, kuru otlar arasında hâlâ bize merhaba diyen filizleri?
Hacer özkara
Yorumlar 2
Çok teşekkür ederim hocam beğenen yüreğiniz var olsun
Teşekkür ederim sağ olasınız
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.