KALİTELİ İNSANLAR, KALİTELİ ZAMANLAR
Bir insanın kalitesi, en çok neye güldüğünde değil; neyi sessizce taşıdığında belli oluyor galiba.
Bunu geç fark ettim.
Eskiden “iyi insan” denince aklıma; kırmayan, herkese yetişen, herkesi anlayan insanlar gelirdi.
Şimdi ise meseleye biraz daha uzaktan bakıyorum.
Çünkü hayat, insanı zamanla şu gerçekle tanıştırıyor: Herkese yetişmeye çalışan insanlar, çoğu zaman kendilerine geç kalıyor.
Kaliteli insan dediğimiz şey de belki tam burada başlıyor.
Gösterişsiz bir yerde.
Bağırmadan konuşan, anlatırken kendini öne sürmeyen, bir ortamda bulunduğunda gürültüyü değil huzuru artıran insanlar vardır ya…
İşte onların yanında zamanın akışı değişiyor.
Saat aynı saat belki ama insanın omuzları biraz daha aşağı iniyor.
İçindeki savunma hâli azalıyor.
Cümle kurarken kelime seçmek zorunda hissetmiyorsun kendini.
Çünkü bazı insanlar sana kendini ispat ettirmez.
Bu çağın en büyük yorgunluğu da burada sanırım.
Sürekli görünmek zorunda kalmak.
Fikir belirtmek, tepki vermek, aktif olmak, yetişmek, anlatmak, kanıtlamak…
Oysa insan bazen sadece susup bir kahve içmek istiyor.
Telefonunu masaya ters bırakıp gerçekten orada olmak istiyor.
Bir cümlenin içine saklanmadan konuşmak istiyor.
Kaliteli zaman dediğimiz şey pahalı restoranlarda, kusursuz planlarda ya da filtrelenmiş mutluluklarda yaşamıyor artık.
Bazen kötü demlenmiş bir çayın yanında oturuyor.
Bazen gece yürürken edilen kısa bir sohbette.
Bazen de hiç konuşmadan aynı manzaraya bakan iki insanın arasında.
Çünkü insanı dinlendiren şey yalnızca sessizlik değil; yanında kendin olabildiğin birinin varlığı.
Bence çağımızın en büyük yalnızlığı da bu zaten:
Kalabalık içinde sürekli rol yapmak.
Birçok insan artık duygu yaşamıyor, duygu yönetiyor.
Üzüntüsünü bile estetik göstermeye çalışıyor. Kırıldığı yerde durup düşünmek yerine, hemen paylaşılabilir bir cümle arıyor.
Bu yüzden bazı yüzlerde yorgunluk değil, “performans” hissediliyor.
Samimiyet azaldıkça, her şey profesyonelleşiyor.
Gülüşler bile.
Ne garip değil mi?
İnsanlık teknolojiyle hız kazandı ama sohbetler nefes kaybetti.
Kimse birbirinin gözünün içine uzun uzun bakmıyor artık.
Çünkü gerçek bir bakışın içinde saklanmak zor. Orada filtre yok. Kurgu yok. Kaçış yok.
Sadece insan var.
Ve insan, en çok orada yoruluyor zaten.
Belki de kaliteli insanlar dediğimiz kişiler; kusursuz olanlar değil, yanında kusurlu olabildiğimiz insanlardır.
Çünkü bazı insanlar çözüm gibi gelmez hayata.
Ama onların yanında, insanın içindeki gürültü biraz azalır.
Bu da küçümsenecek bir şey değildir.
Ben artık bazı masalara oturmuyorum mesela.
Muhabbeti kalabalık ama ruhu boş yerlerden erken kalkıyorum.
Herkesin birbirini dinlemeden konuştuğu ortamlar beni yormaya başladı.
Eskiden bunun kibir olduğunu sanırdım.
Şimdi ise insanın ruh sağlığının da bir seçiciliği olduğunu düşünüyorum.
Çünkü yaş ilerledikçe anlıyorsun:
Kaliteli insanlar sana bir şey katmaz sadece…
Senden bir şey eksiltmez de.
Ve insan bir gün dönüp şunu fark ediyor:
Hayatındaki en huzurlu anların çoğu,
çok eğlendiğin zamanlar değilmiş.
Kendini saklamak zorunda kalmadığın anlarmış.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.