Elimde bir şifa fırçası olsa önce lösemi ve kanser hastası olanların saçları nı çizmek ve sonra bütün kanser hücrelerinin üzerinde çiçekler yeşertmek isterdim ilk aklıma gelen bu oldu
Anonim
UMUT IŞIĞI: Kör karanlıkta açılan bir pencere, ihtimalin adı.
YANKI: Geçmişin, bugünkü sessizliğine fısıldadığı hatıra.
ŞİFA KALEMİ: Yarayı değil, yaradaki düğümü çözmeye çalışan dert ortağı.
ŞİFA FIRÇASI: Kelimelerin yetmediği yerde, renklerle yapılan sessiz dua.
BOYALI BANT: Hayatın kırıklarını tutmaya çalışırken, izini bırakmak zorunda olan geçici bağ.
Ayşe AYAZ
"Umut Işığı" denildiğinde zihnimde ilk beliren renk mavidir. Çünkü mavi benim için umudu, güzelliği, huzuru ve aydınlığı temsil eder. Gözümün önünde gün doğumunun ilk alacakaranlığı ya da gün batımında gökyüzüne yayılan o dingin mavi beliriyor. Bu mavinin içinden rengârenk kanatlara sahip bir kuş yükseliyor. Kanadından kopup gelen bir tüy, adeta bir ressamın fırçasına dönüşüyor. Ardından bir kalemle birlikte suya dokunuyor. O dokunuşla birlikte su, dalga dalga renklere bürünüyor; her halka umudu, yaşamı ve yeniden doğuşu yayıyor. Benim için umut ışığı, karanlığı sessizce renklendiren ve çoğalan bir dokunuştur."
Eda Baysan
“ İZ “
Silinmiş ama tamamen kaybolmamış kömür çizgileri. Bir atın geçtiği belli, kendisi yok.
Tarık Yasin Özdemir
Nazar 🧿
Hayatta en korktuğum acı ve tatlı gerçektir
Bilemeyiz kimi gözler iyileşir kimisi beladır
Zerre
İnsan muhtaç olduğunu unutmasın
Sözü kadar ağlatmayı bilenlere🫶
Nurcan Bulun
ŞİFA FIRÇASI
Zihinde canlanan sahne; hastane odalarının o soğuk, beyaz duvarlarına inat, umudun rengiyle açan bir çiçek gibidir. Bu fırça, sadece tuvale boya sürmez; kronik hastalıklarla mücadele edenlerin, kalbi kırıkların ya da hayata tutunmaya çalışanların ruhuna dokunur. Renkler (örneğin derin bir turkuaz veya su yeşili), acıları hafifleten, insanlara yeniden nefes aldıran ve yaşam enerjisini geri getiren görsel birer merhem gibi yayılır tuvale.
2. UMUT IŞIĞI
Beton yığınları arasında, savaşın bıraktığı o gri ve karanlık yıkıntıların tam ortasında parlayan bir detay. Harap olmuş bir kentin, bombalanmış bir binanın çatlağından sızan o tek hat, aslında insanlığın asla pes etmeyeceğini simgeler. Göç yollarındaki çocukların gözlerindeki parıltı ya da karanlığı yırtan altın sarısı bir leke gibidir; tüm yıkıma rağmen barışın ve yeni bir başlangıcın çok yakında olduğunun habercisidir.
Esra sinem Karataş
Nazar, edebiyatta yalnızca bir bakış değildir; insanın iç dünyasını, duygularını ve niyetini taşıyan görünmez bir dildir. Bir bakış bazen sevgiyi büyütür, bazen kıskançlığı, bazen de hayranlığı sessizce anlatır. Bu nedenle "nazar", halk kültüründe olduğu kadar edebi eserlerde de güçlü bir simge olarak yer alır.
Şairler ve yazarlar nazarı çoğu zaman görünmeyen etkilerin, insan ruhunda bıraktığı izlerin ve duyguların sembolü olarak kullanırlar. Bir bakışın insanı değiştirebileceği, umut verebileceği ya da incitebileceği düşüncesi, nazarı yalnızca gözle ilgili bir kavram olmaktan çıkarıp ruhsal bir anlam katmanına taşır.
Belki de en güçlü nazar, insanın başkasına değil, kendi içine çevirdiği bakıştır. Çünkü insan, kendini sevgiyle görebildiğinde dışarıdan gelen bakışların etkisi azalır. Edebiyat bize, gerçek bakışın gözlerden önce kalpte başladığını hatırlatır.
Aysel Gökçe
Umut ışığı,zifiri karanlıkta adeta orayı yırtan cılız ama keskin bir beyaz ışık hüzmesi benim için
Yankı,derin bir boşluğa bakan bir figürün yüz hatlarının geriye doğru gittikçe silikleşmesi, çizgilerin birbirini tekrar ederek gölgelerin içinde kaybolmasıdır.
Şifa fırçası ve kalemi ,Derideki yada yüzeydeki derin yara izlerini ya da çatlakları kapatmak yerine, onları daha da belirginleştirerek estetik birer detaya dönüştüren, ucu kömür tozuna boyaya batmış sivri bir kalem yada fırçadır.
Boyalı bant..Bir portrenin gözlerini ya da dudaklarını acımasızca kapatmış, üzeri siyah mürekkep lekeleri ve parmak izleriyle dolu, dokusu sert bir sargı bezidir.
Yankı, doku.Yaşayan bir derinin yavaş yavaş taşa, pürüzlü, çatlak duvar dokusuna dönüşmesi. Çizgilerin tenle taş arasında sıkışıp kalması
Zaman,gözaltı morluklarının, derinleşen çizgilerin ve şakaklardan süzülen, kurumuş ve geçmiş zamanı temsil eden hiper ve detaylı anlatımdır.
Nazar,göz bebeğinin tam ortasında beliren, insanı izlerken huzursuz eden, tüm ışığı emen ve yansıması olmayan simsiyah, uğursuz bir bakış.
İz, Boyunda ya da ellerde, acılarını fısıldayan, ince işçilikle çizilmiş belirgin bir yara izi veya damar ağı.
Nefes, bir odada, karanlığın içinden yükselen o son nefesin havada bıraktığı puslu, hafif karakalem gölgesi.
Zerre,Kağıdın dokusunda figürün etrafına dağılan siyah kömür tozları ve mikro detaylar
Gölge,portrenin veya objenin kendisinden daha canlı duran, duvara vuran ve arkasından yükselen o dramatik karaltı.
Mürekkepli,Karakalem portrenin gözlerinden aşağıya doğru usulca akan, kurşun kalemin matlığını bozan, parlak ve simsiyah mürekkep gözyaşları.
Tını,ince, keskin gölge çizgileri boş bir alanda yayılan
Katre,tamamen kurak, mat ve karanlık bir yüz kompozisyonunda, dudak kenarından ya da kirpik ucundan düşmek üzere olan, ışığı kıran tek bir parlak, su damlası.
Figen Gülser
Şifa Kalemi; hayatın açtığı yaraları gizlemek ya da yok saymak değil; o yaraların üzerini altın sarısı bir çizgiyle çizerek acıyı hayatının en değerli, en parıltılı sanat eserine dönüştürmektir. Kırıldığın yerden daha güçlü ve göz alıcı parlamaktır.
Anonim
Bu kelimelerle bir resim hayal ettim.
Anadolu 'nun o geçit vermez karlı dağları ve bu amansız beyazlığın ortasında, toprağın bağrını yırtarak, göğe uzanan narin, bembeyaz bir kardelen...
O, rızası dışında bambaşka bir hayata mahkum edilmiş bir çocuk gelindir aslında; ama boyun eğip kaderine razı olmamıştır. Karların arasından fışkıran muhteşem varlığıyla, o dağların UMUT IŞIĞI olmuştur.
Çocuk yaşta zoraki evlendirilmesine atılmış MÜREKKEPLİ imzalar, bu narin çiçeğin üzerine koyu lekeler bırakmıştır.
Başkaları onun sınırlarını BOYALI BANTLARLA çerçevelemiştir.
Narin gövdesinde ve etrafındaki karların üzerinde yaşadıklarının derin İZİ vardır.
Acımasız ve donuk bir ZAMAN akar, sanki o zemheri hiç bitmeyecek gibidir.
Uzaklardan hüzünlü bir sazın TINISI yükselir.
Bu tını yükselerek kanyonlarda YANKILANIR.
Baskılara, yargılara NAZARA rağmen kardelen teslim olmaz.
Yeşil yapraklarından süzülen KATRE KATRE gözyaşı kar ZERRELERİNİ eritmeye başlamıştır.
Kardelenin göğe yükselen NEFESİ, etrafındaki o buz kalelerini yavaş yavaş ısıtır. "Ben buradayım," nefesidir bu.
Bu uyanış esnasında elimdeki ŞİFA FIRÇASI ile kardelenin narin çiçeklerine sıcak renkleri sürer ona hayatın renklerini iade ederim.
Ardından ince uçlu ŞİFA KALEMİ ile kırılgan yapraklarını altın yaldızlarla çerçevelerim.
Tuvale attığım her DOKU, her GÖLGE geleceğe atılan özgürlüğü nakşeder.
Ve bu resimde, artık kurban edilen bir kardelen yoktur; karları delip geçen, kendi kaderini yazan mağrur bir kardelen vardır.
N.Köksalan