Yazının Devrimi
Bir Sûra Hikayesi
Sura’nın hayatına dışarıdan bir gözle bakıldığında eksik olan hiçbir şey yoktu. Sevgi dolu bir eşi, sağlıklı çocukları ve düzenli bir işi vardı. Evinde huzuru olan, kalbinde daima şükür taşıyan bir kadındı.
Uzun bir süredir gece olduğunda herkes uyuduktan sonra, içinde tanımlayamadığı bir boşluk beliriyordu. Bu duruma bir anlam veremiyordu. Yaşadığı histen hem rahatsız oluyor hem de nedenini çok merak ediyordu. Anladığı tek şey bir şeylerin eksik olduğuydu. Ne olduğunu bilmese de sanki hayatında bir parça tamamlanmamış gibiydi. Ve bu durum tüm benliğinde giderek daha sesli yankılanıyordu.
Yaşadığı hissiyat zaman geçtikçe daha da belirgin bir hâl almıştı. İşte, çalışırken, evde yemek yaparken, yolda yürürken aklının bir köşesinde hep aynı cümle sanki biri tarafından kulağına fısıldanıyordu:
“Henüz başlamadın.”
Sura bu sesi bastırmaya çalışıp kendine sürekli hatırlatıyordu:
“Mutluyum. Sağlıklıyım. Her şey yolunda.”
Ne yaparsa yapsın içindeki o ses susmuyor, Yaratıcı’nın ona emanet ettiği bir şey henüz gün yüzüne çıkmamışgibi hissediyordu. Bir gece, evdekiler uyuduktan sonra masaya oturup uzun uzun düşündü. Elinde kalem vardı ama ne yazacağını henüz bilmiyordu. Birdenbire cümleler ardı ardına akmaya başladı zihninden kağıda. Ve o gece susturamadığı bir iç sesle sabaha kadar yazdı. Hayatında ilk defa kendini bu kadar “tam” hissetmişti. Sanki yıllardır içinde taşıdığı bir yük, kelimelerle birlikte kağıda dökülmüş hafiflemişti. Şimdi kendi sesini duyuyordu Sura...
O günden sonra yazmak onun tek sığınağı oldu. Çünkü kendini anlatmak değil, kendini anlamak istiyordu. Yazdıkça içine gömdüğü duygular bastırılmış özlemleri günbegün açığa çıkıyordu. Çok geçmeden bir yazarlık eğitimine katıldı ve kısa zaman içinde bir öyküsü çocuklar yararına hazırlanan bir kitapta yayımlandı. İşte o an fark etti. Devrim her zaman gürültülü olmak zorunda değildi. İnsan kendi içindeki sesi duyduğunda, kendi potansiyelini ortaya çıkardığında, hayat sessizce yeniden doğuyordu.
Sura için “Aşkla Devrim” kalemin ucunda, bir kadının içindeki ışığı fark edip onu kelimelere dönüştürmesinde gizliydi. Yazmak, onun kendisiyle yüzleşme biçimiydi. Her kelimeyle bir duvarı yıktığını, her cümlede bir kapı açtığını ve her satırda biraz daha özgürleştiğini görüyordu. Yaratıcının ona verdiği bu potansiyelin nasıl bir ışık taşıdığının artık farkındaydı. Yazarken sanki özüyle konuşuyor dualarını sessizce değil, kalemiyle ediyordu.
Sura artık biliyordu:
İnsanın hayatı, dış koşullarla değil, içinde yankılanan o sessiz çağrıyla değişebilirdi.
Bir akşam, defterini kapatmadan önce bir süre sayfalara baktı. Yazdıklarına değil, yazarken kim olduğuna odaklandı. İlk defa varlığında bu kadar huzur soluyordu. Ve sadece şu sesi duyuyordu:
“İşte şimdi oldun.”
Sura gülümsedi. Yazmak onun yolculuğu, onun devrimiydi. Kendi içinden başlayarak hayatına sirayet eden bir devrim! Olması gereken sadece bir yürek, bir kelime ve biraz cesaret.
Yorumlar 4
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.