Çocuk Edebiyatı

Tık Tık 7 Numara’nın Sırrı

23 dk okuma 48 okunma
Tık Tık 7 Numara’nın Sırrı

7 Numara’nın Sırrı

 

TIK TIK

7 Numara’nın Sırrı

 

1. Bölüm — Gece Gelen Tıkırtı

 

 

 

Saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Gece olunca saatler de uyuyor gibi geliyordu bana. Ama annemin yatağın kenarına koyduğu telefonun ekranı bir an yanıp söndü. O an odanın tavanı, sanki karanlık değil de mavi bir şeymiş gibi durdu.

“Tık… tık… tık…”

Ses, bizim kapıdan değildi. Çünkü bizim kapı “tak” diye konuşur. Bu daha inceydi. Sanki birisi “Ben geldim ama bağırmayayım,” diyordu.

Yorganı burnuma kadar çektim. Nefesim yorgana çarpıp geri geldi. Kendi nefesimle kavga ediyormuşum gibi. Yan odadan babamın horultusu geldi. Horultu değil aslında; babam bazen uyurken “hıh” diye karar verir. Sanki rüyasında bile toplantı yönetiyor.

“Tık… tık…”

Bu sefer ses merdiven boşluğundan geldi. Bizim apartmanın merdiven boşluğu normalde de bir şeyler saklar: Ayakkabı kokusu, çamaşır suyu, geçen seneden kalma “site aidatı” tartışması… Ama bu ses yeni bir şeydi.

Kalktım. Ayağım halıya basınca halı “fırt” dedi. Halımız da konuşur. Benim evde her şey konuşur ama annem buna “abartıyorsun” der.

Kapıya gittim. Zinciri açmadım. Zaten zincir açılınca annem uzaktan “ZİNCİRİ TAK!” diye sesleniyor. Annem, zinciri bir aile bireyi gibi seviyor.

Göz deliğinden baktım.

Merdiven boşluğu lambası yanıyordu. Normalde gece sensörlü yanar, iki saniye sonra söner. Bizimki üç dakikadır yanıyordu. Yani biri oradaydı ya da sensör de meraklıydı.

Ve o an…

Bir gölge, üçüncü kattan aşağı doğru süzüldü.

“Süzüldü” diyorum çünkü yürümüyordu. Ayak sesi yoktu. Sanki ayakları yoktu. Ya da ayaklarını apartmana saygıdan kaldırmıştı.

Gölge durdu. Başını çevirdi. Bana bakmadı… ama göz deliğine doğru döndü. Bunu nereden biliyorum? Çünkü insan bakılmadığını da hisseder.

Ben geri çekildim.

Kapının arkasında öylece dikildim. Kalbim “tık tık” yapıyordu. Demek ses aslında dışarıdan değil, benden geliyormuş.

Yatak odasından annemin sesi geldi:

“Defne? Sen misin o kapıda dolaşan?”

Annemin uyanması, bir ışığın açılması gibidir. Bir kere yandı mı her yer aydınlanır. Üstünü örtmeye çalışsan da olmaz.

“Su içmeye kalktım,” dedim.

Annem kapıyı araladı. Saçları dağınıktı ama gözleri düzenliydi. Annemin gözleri hep düzenli.

“Su içip yatacaksan tamam,” dedi. “Ama kapıyı açmayacaksın.”

“Ben açmadım zaten,” dedim.

Annem zincire baktı, zincire dokundu, zincire güvendi. Sonra içeri girdi.

Ben bir süre kapıya baktım.

Merdiven boşluğu lambası söndü.

Ama benim içimdeki lamba sönmedi.

 

2. Bölüm — Apartman WhatsApp’ı

 

 

 

Sabah olunca sanki gece hiç yaşanmamış gibi yapıyoruz. Yetişkinlerin en sevdiği oyun bu: “Hiçbir şey olmamış gibi.”

Annem kahvaltı hazırladı. Zeytinleri çekirdeğinden ayırmadı. Çünkü annem “çekirdek yutarsan zeytin ağacı çıkar” yalanına hâlâ inanıyor. Ben de inanıyor gibi yapıyorum. Çünkü bazı yalanlar insanı büyütmüyor, yumuşatıyor.

Tam çayımı içerken annemin telefonu “ding” dedi.

Bir “ding” daha.

Ve bir tane daha.

Annem telefonuna baktı. Kaşları “apartman” oldu. Yani kaşları birleşince ben anlıyorum: bir şey var.

“Apartman grubuna yazmışlar,” dedi.

“Apartman grubu ne?” dedim.

Annem bana baktı. Sanki ben hâlâ dünya haritasında Türkiye’yi bulamıyormuşum gibi.

“WhatsApp grubu Defne. Apartmanın grubu.”

“Ben niye yokum?”

“Sen çocuk olduğun için.”

Ben de içimden “Siz de büyüksünüz diye her şeyi doğru mu biliyorsunuz?” dedim ama sesli söylemedim. Çünkü kahvaltı masasında söylenen şeyler gün boyu evin içinde gezinip duruyor. Akşam babamın çorbasına bile karışıyor.

Annem mesajları okudu:

Neriman Teyze: “GECE MERDİVENDE BİR ŞEY GÖRDÜM.”

Yönetici Ömer Bey: “Herkes sakin olsun lütfen.”

Kapıcı İsmail: “Ben bir şey görmedim abla.”

Neriman Teyze: “SEN ZATEN HİÇBİR ŞEY GÖRMÜYORSUN.”

Babam telefonu aldı, göz ucuyla baktı, geri verdi.

“Hayalet mi?” dedi ve gülümsedi.

Babam gülünce annem daha ciddi olur. Sanki evde ciddiyet dengesi var ve biri gülünce diğerinin hemen teraziye oturması gerekiyor.

“Gülme,” dedi annem. “Gece kim bilir kim dolaşıyor.”

Ben çay bardağını iki elimle tuttum. Bardağın sıcaklığı parmaklarıma yayıldı. Dün geceki tıkırtıyı hatırladım.

“Ben gördüm,” dedim, sanki bir şeyi itiraf ediyormuşum gibi.

Annem durdu.

“Ne gördün?”

Ben “gölge” diyecektim. Ama gölge deyince annem “kızım hayal görmüşsündür” der. O yüzden daha gerçek bir kelime aradım.

“Birini,” dedim. “Üçüncü kattan indi. Ayak sesi yoktu.”

Babam kahkaha attı.

Annem babama baktı.

Babam sustu.

Evimizde komik şeylerin ömrü kısa. Annem hemen öldürüyor.

 

3. Bölüm — Annemin Korku Haritası

 

 

 

Annem korkunca bunu “korkuyorum” diye söylemez. Annem korkunca temizlik yapar.

O gün kahvaltıdan sonra kapı kilidini üç kere çevirdi.

Sonra mutfağın camını kontrol etti.

Sonra salonun camını kontrol etti.

Sonra benim odanın camını kontrol etti.

Ben cam değilim ama beni de kontrol etti. Saçımı düzeltti. “Okulda saçın bozulmasın,” dedi. Benim saçım zaten bozulmuş. Annem sadece kendini düzeltiyor bazen.

“Anne,” dedim, “neden bu kadar bakıyorsun?”

“Alışkanlık,” dedi.

Alışkanlık denen şey, yetişkinlerin açıklamasız açıklamasıdır. Yani “sorma” demenin kibar hali.

Ayakkabımı giyerken kapının önündeki terliklere baktım. Bizim terlikler sıraya dizilir. Komşu terlikleri bile. Çünkü apartmanda terlikler de sosyal bir şeydir. Kimin terliği yamuksa onun hayatı da yamuktur diye düşünürler.

Terliklerin arasında, dün gece görmediğim bir şey vardı.

Bir tane… beyaz toz.

Un gibi.

Ama un değil.

Parmağımla dokundum. Yapışmadı. Dağılmadı.

Daha çok… alçı gibi.

Annem “Defne çıkıyoruz!” diye seslendi.

Ben parmağımı burnuma götürdüm. Kokladım. Hiçbir şey kokmuyordu.

Hiçbir şey kokmayan şeyler genelde baş belasıdır.

 

4. Bölüm — 7/B’nin İlk Kanıtı

 

 

 

Okuldan dönünce doğruca merdiven boşluğuna gittim.

Normal çocuklar okuldan dönünce tost ister. Ben kanıt istedim.

Üçüncü katta durdum. Çünkü gölge oradan inmişti. Üçüncü katta iki daire var: 6 numara ve 7 numara.

6 numarada Şükran Teyze oturuyor. Şükran Teyze’nin evinden sürekli kızartma kokusu gelir. Onun evinde korku bile yağda kızarıp çıtır olur.

7 numara boş. Yani boş deniyor. Ama apartmanda “boş” diye bir şey yoktur. Boş daireler de konuşulur. “Orası cinli,” derler. “Orası rutubetli,” derler. “Orası kesin yatırım,” derler. Üçü de aynı anda söylenir.

7 numaranın kapısına baktım.

Kapının altından ince bir çizgi vardı. Sanki kapı yere tam oturmuyordu.

Eğildim.

Kapının altından içeriye doğru hafif bir ışık sızıyordu.

Boş daire ışık yakmaz.

Boş daire elektrik faturası ödemez.

Boş daire WhatsApp grubuna “Herkes sakin olsun” yazmaz.

Ben kapıya yaklaştım. Kulağımı kapıya dayadım.

İçeriden “hışşş” diye bir ses geldi.

Sanki biri içeriye gizlice süpürge yapıyordu.

Süpürge sesi korkutucu değildir normalde. Ama boş dairede süpürge sesi, “Beni burada istemiyorsunuz ama ben buradayım” demektir.

Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.

“Defne?”

Döndüm.

Şükran Teyze elinde poşetlerle bana bakıyordu. Poşetlerin içinden ekmekler fışkırıyordu.

“Ne yapıyorsun kızım burada?” dedi.

Ben hızlı düşündüm. Yalan söylemek zor iş. Hele Şükran Teyze’ye… Kadın yalanı kızartmadan anlar.

“Eee… merdivenleri sayıyordum,” dedim.

Şükran Teyze bir an durdu.

“Say,” dedi. “Zeka gelişir. Ama 7 numarayı sayma.”

“Niye?”

Şükran Teyze eğildi, sesi küçülttü:

“Orada… geceleri dolaşan bir şey var.”

Ben “ne” diyecektim ama o “şey” deyince zaten merakın en büyüğü oluyor.

“Ne var?” dedim.

Şükran Teyze poşetlerini daha sıkı tuttu.

“Hayalet,” dedi.

Bunu “hayalet” diye değil de “hayaaalet” gibi söyledi. Sanki kelimenin kendisi bile ürkütücü olmalı.

Ben yutkundum.

“Gördün mü?” dedim.

“Görmedim,” dedi. “Ama duydum.”

“Ne duydun?”

“Tık tık.”

Benim midem “tık” etti.

 

5. Bölüm — Komşu Teyze Dedektifliği

 

 

 

Akşam apartmanın önünde bir toplantı oluştu. Resmî değil. Bizim apartmanda resmî olan tek şey aidat mesajlarıdır.

Neriman Teyze sandalye getirmişti. Sandalyeyi koyup oturunca sanki mahkeme kuruluyor gibi oluyor. Teyzeler oturunca herkes suçlu hisseder.

Yönetici Ömer Bey elinde defterle geldi. Defter, yöneticilerde bir çeşit güç nesnesidir. Defteri açınca herkes susar.

Kapıcı İsmail çöp poşetiyle duruyordu. Ama çöp poşetini bırakmıyordu. Sanki çöp poşeti onu hayaletten koruyordu.

Annem beni arkaya itti.

“Sen karışma,” dedi.

Ben de annemi dinleyip daha çok karıştım. Çünkü “karışma” kelimesi, çocuklarda “bak” anlamına gelir.

Neriman Teyze anlatmaya başladı:

“Gece saat iki buçuk. Ben su içmeye kalktım. Merdiven boşluğunda… beyaz bir şey…”

“Beyaz mı?” dedi Ömer Bey.

“Bembeyaz,” dedi Neriman Teyze. “Çarşaf gibi.”

Kapıcı İsmail “Bismillah” dedi.

Babam yanımda fısıldadı:

“Belki çamaşır asmışlardır.”

Annem babama dirseğiyle “şşt” yaptı. Annemin dirseği, babamın mantığını susturur.

Ben tam o anda şunu fark ettim:

Neriman Teyze “bembeyaz” derken eliyle böyle… yukarıdan aşağı bir şey çizdi. Sanki gerçekten birisi çarşaf giymişti.

Ve ben düşündüm:

Kim çarşaf giyer?

Kimin evinde çarşaf çoktur?

Şükran Teyze’nin.

Çünkü Şükran Teyze her şeyin yedeğini alır. “Gerekir” diye.

Benim içimde bir plan kıpırdadı.

Hayalet bulacağız.

Ama önce… çarşaf bulacağız.

 

6. Bölüm — Kargo Kutusu Operasyonu

 

 

 

Bir şeyi yakalamak istiyorsan önce onun nereden geçtiğini bilmen gerekir.

Ben de merdiven boşluğuna indim ve üç büyük kargo kutusunu sürükleyip üçüncü katın tam ortasına dizdim. Kutuların üzerinde “KIRILIR” yazıyordu. İçlerinde ne vardı bilmiyordum ama ben zaten içlerini değil, dışlarını kullanacaktım.

Plan basitti:

Gece biri geçerse kutular devrilecek.

Ses çıkacak.

Hayalet panikleyecek.

Ben de kanıt toplayacağım.

Kutuları dizerken kapıcı İsmail yukarı çıktı.

“Ne yapıyorsun Defne?” dedi.

“Bilim,” dedim.

“Ha,” dedi. “Kolay gelsin.”

Kapıcı İsmail’in en sevdiğim özelliği bu: Çocukların yaptığı garip şeyleri normal kabul ediyor. Belki de büyüyemediği için.

Kutuları dizip eve çıktım. Annem salonda ütü yapıyordu. Ütü yaparken yüzü ciddileşir. Sanki gömlekle tartışıyormuş gibi.

“Merdivende bir şey yaptın mı?” dedi.

Annemin altıncı hissi var. Ben nefes alsam duyar.

“Yok,” dedim.

Annem bana baktı. Gözleri “yok mu gerçekten?” dedi.

“Yani biraz kutu,” dedim.

“Defne,” dedi, “insanlar düşerse?”

Ben düşündüm. Hayalet düşerse ne olur? Hayaletin diz kapağı var mı?

“Tamam kaldırırım,” dedim.

Ama kaldırmadım.

Çünkü bazı planlar annelere anlatılmaz.

 

7. Bölüm — Hayaletin Çalışma Saatleri

O gece saat on birde herkes yatmış gibi yaptı. Ama kimse uyumadı.

Ben odamın kapısını aralık bıraktım. Annem üç kez kontrol etti ama kapıyı kapatmadı. Sanırım o da merak ediyordu.

Saat on ikiye doğru apartman sessizleşti. Sessizlik apartmanda tam sessizlik değildir. Biri su içer. Biri tuvalete gider. Biri horlar. Biri rüya görürken “hıh” der.

Ve tam on iki buçukta…

“Tık…”

Ben doğruldum.

“Tık… tık…”

Sonra—

“PATIRRR!”

Kutular devrildi.

Annem yerinden fırladı. Babam “ne oluyor” diye bağırdı. Ben kapıya koştum.

Merdiven boşluğunda ışık yanıyordu.

Kutular dağılmıştı.

Ve üçüncü katın ortasında…

Kimse yoktu.

Ama yerde beyaz toz vardı.

Daha fazla.

 

8. Bölüm — Herkesin Bir Teorisi Var

Ertesi sabah apartman grubu çıldırdı.

Neriman Teyze: “GECE SES DUYDUK.”

Ömer Bey: “Kameraya baktım bir şey görünmüyor.”

Kapıcı İsmail: “Kamera üçüncü katı görmüyor abi.”

Neriman Teyze: “ZATEN EN ÇOK ORASI!”

Ben çantamı takıp kapıya çıktım. Üçüncü katta durdum. Beyaz toza baktım. Elimi sürmedim. Çünkü artık bu bir olay yeri.

Şükran Teyze kapısını araladı.

“Gece yine oldu,” dedi.

“Gördünüz mü?” dedim.

“Perde oynadı,” dedi.

Perde kendi kendine oynamaz.

Ama cam açıksa oynar.

Cam açık mıydı?

Ben 7 numaraya baktım.

Kapının altından ışık yoktu bu sefer.

Ama içeriden…

“Hışşş…”

Yine o ses.

 

9. Bölüm — Asansörün İntikamı

Öğleden sonra asansör bozuldu.

Bizim asansör bozulunca sadece durmaz. Kişisel alır.

İçine binersin, kapı kapanır, bir kat çıkar, sonra “bip bip” diye bağırır. Sanki “Benimle dalga mı geçiyorsunuz?” der.

Kapıcı İsmail tornavidayla uğraşırken ben yanında durdum.

“Asansör neden üçüncü katta takılıyor?” dedim.

“Ray yamuk,” dedi.

“Yamuk nasıl olur?”

“Olur işte.”

Yetişkinler teknik bir şey sorulunca “olur” der. Çünkü detay yorucudur.

Asansör kapısı kapanırken sürtündü.

Ve…

“Tık.”

Aynı ses.

Ben İsmail’e baktım.

“Bu ses gece daha büyük duyuluyor olabilir mi?” dedim.

İsmail durdu.

Tornavida havada kaldı.

“Olabilir,” dedi.

İşte o an hayalet biraz küçüldü.

 

10. Bölüm — Defne’nin İlk Korkusu

O gece kapıyı açmadım.

Işığı da açmadım.

Yatağımda oturdum. Pencere camında kendi yansımam vardı. Yüzüm karanlıkta daha ciddi duruyordu.

Bir an düşündüm:

Ya gerçekten biri varsa?

Ya ben yanılıyorsam?

İnsan en çok kendi aklından korkar.

Tıkırtı yine geldi.

Ama bu sefer sesin nereden geldiğini biliyordum.

Yine de kalbim hızlandı.

Bilmek, korkuyu tamamen yok etmiyor. Sadece şekil veriyor.

Ben ayağa kalktım.

Kapıyı açtım.

Merdiven boşluğuna çıktım.

Ve ilk kez korkarak değil, bakarak yürüdüm.

 

11. Bölüm — Süt Kokusu

Üçüncü katta hafif bir koku vardı.

Süt gibi.

Ama biraz da sabunlu.

Şükran Teyze’nin evinden geldiğini düşündüm.

Kapı aralığından ince bir ışık sızıyordu.

Kapıyı tıklatmadım.

Sadece bekledim.

İçeriden yavaş bir adım sesi geldi.

Ve bir kadın sesi.

Çok kısık.

Sanki kelimeler yürümeyi unutmuştu.

Ben o an anladım:

Bu apartmanda korku değil, utanma saklanıyor.

 

12. Bölüm — Yan Daireden Gelen Ses

Ertesi gün Şükran Teyze beni içeri çağırdı.

Evin içi tertemizdi. Çarşaflar sandalyede katlıydı. Perdeler kapalıydı.

“Defne,” dedi, “sen akıllı kızsın.”

Yetişkinler bunu söyleyince genelde bir şey rica eder.

“Gece ses duyarsan… korkma,” dedi.

“Ben korkmuyorum,” dedim.

Yalan söyledim.

Korkuyordum.

Ama korktuğumu söylersem konu büyür diye düşündüm.

Şükran Teyze çay koydu. Bardak titredi.

O titreme, hayaletten daha gerçekti.

 

13. Bölüm — Ters Köşe 1: Hayalet Yok

Apartman yine toplandı. Bu sefer asansörün önünde. Ömer Bey elinde tornavida, İsmail raylara vuruyordu.

“Bakın,” dedi Ömer Bey. “Ses buradan geliyor.”

İsmail tornavidayı raylara sürttü.

“Tık… tık…”

Herkes aynı anda “Aaa!” dedi.

Neriman Teyze geriye sıçradı. “İşte o ses!”

Babam gülmemeye çalışıyordu. Annem dirsek attı.

“Tamam,” dedi Ömer Bey. “Hayalet yok. Asansörün rayı yamuk, kapı sürtüyor, yankı yapıyor. Sensör de arızalı, ışık uzun yanıyor. Gölge büyük görünüyor. Bilimsel açıklama bu.”

Herkes rahatladı. Kapıcı İsmail “Ben tamir ederim,” dedi. Neriman Teyze “Oh be kurtulduk,” dedi.

Ama ben dağılmadım.

Çünkü beyaz toz hâlâ yerdeydi.

Ve 7 numaranın kapısının altından hâlâ ince bir ışık süzülüyordu.

Asansör sürtünür, ses çıkarır.

Ama çarşaf giymez.

 

14. Bölüm — Ama Bir Şey Var

Işık sensörü söndü. Merdiven boşluğu griye döndü.

7 numaranın kapısının altından ince bir ışık süzüldü.

Bir gölge geçti.

Yürüyordu.

Ayak sesi yoktu ama yürüyordu.

Asansör değildi.

Ben nefesimi tuttum.

Kapının arkasından bir öksürük sesi geldi.

Çok ince.

Sanki ses çıkmak istemiyor ama çıkmak zorunda kalmış gibi.

O an anladım:

Bu mesele asansör değil.

Birisi görünmek istemiyor.

 

15. Bölüm — Defne’nin Sırrı

Ertesi gün okula gittim ama aklım üçüncü kattaydı.

Öğretmen “problem çözümü” anlatıyordu. Tahtada sayılar vardı. Ben merdiven boşluğunu düşünüyordum.

Bir şeyi kim saklar?

Saklanan şey kötü olmak zorunda mı?

Ben de bir şey saklıyordum aslında.

Geçen yıl okulda bir sunum yapmam gerekiyordu. Tahtaya çıktım. Herkes bana baktı. Midem düğüm oldu. Kelimeler ağzımın içinde kayboldu. Öğretmen “başla Defne” dedi ama ben başlayamadım.

O gün ağlamadım.

Ama bir hafta boyunca teneffüslerde tuvalete gidip bekledim.

Görünmemek bazen kolaydır.

Belki 7 numaradaki biri de görünmek istemiyordu.

Akşam eve gelince annem mutfakta çorba karıştırıyordu.

“Anne,” dedim, “insan bazen dışarı çıkmak istemeyebilir mi?”

Annem kaşığı durdurdu.

“İsteyebilir,” dedi. “Neden?”

“Yok,” dedim.

Annem “yok”u anladı ama üstüne gitmedi. Annelerin bazı soruları askıya alma yeteneği vardır.

 

16. Bölüm — Apartman Toplantısı (Gerçek Olan)

Bu sefer toplantı ciddiydi.

Salon doluydu. Sandalyeler dizilmişti. Çay bardakları hazırdı.

Ömer Bey ayağa kalktı.

“Asansör meselesi çözüldü,” dedi. “Ama komşular arasında bir tedirginlik var.”

“Tedirginlik” kelimesi havada asılı kaldı. Kimse “korku” demek istemiyordu.

Neriman Teyze söze girdi.

“Ben kimsenin evine karışmam ama gece beyaz bir şey gördüm,” dedi.

Şükran Teyze’nin eli titredi. Bardaktaki çay hafifçe taşacak gibi oldu.

Ben bunu gördüm.

Büyükler genelde kelimelere bakar. Çocuklar ellere bakar.

Şükran Teyze bir an konuşacak gibi oldu ama sustu.

Ben ayağa kalktım.

“Belki biri… sadece rahat etmek istiyordur,” dedim.

Herkes bana baktı.

Çocuk konuşunca salonda bir şey değişir. Çünkü çocuk ya saçma bir şey söyleyecek ya da doğru.

“Ne demek istiyorsun?” dedi Ömer Bey.

Ben Şükran Teyze’ye baktım.

O da bana baktı.

Ve ilk kez gözleri kaçmadı.

 

17. Bölüm — Çocuklar Konsey Kurar

O akşam apartmanın çocukları merdiven boşluğunda toplandık.

Ben, alt kattaki Efe, karşı daireden Selin.

Efe elinde fener getirmişti. Selin çekirdek.

“Hayalet yokmuş,” dedi Efe.

“Yok ama bir şey var,” dedim.

Selin çekirdeği çıtlattı. “Ben dün perde arkasında biri gördüm,” dedi.

“Nasıl biri?” dedim.

“İnce,” dedi. “Böyle…” diye eliyle çizdi.

Ben anladım.

“Belki hasta,” dedim.

Efe hemen ciddileşti. “Hasta mı? Bulaşıcı mı?”

“Değil,” dedim. “Sadece… kalabalık sevmiyor olabilir.”

Selin çekirdeği bıraktı.

“Ben de kalabalık sevmiyorum,” dedi.

Bir an sessizlik oldu.

Çocuk konseyinde karar alındı:

Kimse 7 numara hakkında konuşmayacak.

Kimse “hayalet” demeyecek.

Ve eğer biri yardım isterse… yardım edilecek.

Efe “ben ekmek alırım,” dedi.

Selin “ben kapıya not bırakırım,” dedi.

Ben bir şey demedim.

Çünkü benim işim bakmaktı.

 

18. Bölüm — Gerçek Sahibi Ortaya Çıkar

Ertesi gün Şükran Teyze kapımı çaldı.

Elinde küçük bir tabak vardı.

“Defne,” dedi, “seninle konuşabilir miyim?”

Salona oturduk. Annem de yanımızdaydı ama konuşmadı.

Şükran Teyze derin bir nefes aldı.

“Benim ablam,” dedi. “Bir süredir bizde kalıyor.”

“Biliyorum,” dedim.

Şaşırdı.

“Nasıl?”

“Perde,” dedim.

Bir an gülümsedi. Sonra gözleri doldu ama ağlamadı.

“Ablam kalabalıkta zorlanıyor,” dedi. “Gözler üstünde olunca… nefesi daralıyor. O yüzden gündüz çıkmıyor. Gece biraz dolaşıyor. Çarşafları da gece asıyorum ki kimse soru sormasın.”

Annem hafifçe başını salladı.

“Soru sorulmasın diye sakladım,” dedi Şükran Teyze. “Ama saklayınca daha çok konuşuldu.”

O cümle havada kaldı.

Ben o an şunu düşündüm:

Bazen saklamak korumaz. Büyütür.

“Biz konuşmayız,” dedim.

“Biz yardım ederiz,” dedi annem.

Şükran Teyze’nin omuzları o an biraz düştü. Ama yorgunluktan değil.

Yükten.

 

19. Bölüm — Birlikte Tamir

Apartman bir anda değişmedi.

Ama küçük şeyler oldu.

Kapıcı İsmail sabah erken ekmek bıraktı. Zili çalmadı. Kapının önüne sessizce koydu.

Neriman Teyze bir gün börek yaptı. “Fazla oldu,” dedi. Hep fazla olur zaten.

Ömer Bey asansörü gerçekten tamir ettirdi. Artık üçüncü katta takılmıyordu.

En önemlisi…

Kimse 7 numaraya bakarak fısıldaşmadı.

Bir akşam merdiven boşluğunda karşılaştık.

Perde arkasındaki kadın kapının önündeydi.

İnceydi.

Gözleri büyüktü.

Bana baktı.

Ben de baktım.

Hiçbirimiz konuşmadık.

Ama o an, o kadın hayalet değildi.

Sadece biriydi.

Ve bazen “sadece biri” olmak en büyük cesarettir.

 

20. Bölüm — Hayaletin Gerçek Yüzü (Ve Benimki)

Apartman toplantısı bu kez salonda yapıldı. Çünkü dışarısı soğuktu. Bir de herkes “artık bu işi çözelim” moduna girmişti. O mod, yetişkinlerde çok nadir bulunur.

Şükran Teyze çay getirdi. Neriman Teyze “şekersiz” dedi ama iki şeker attı. Ömer Bey defterini açtı. Kapıcı İsmail bu sefer çöp poşetsiz gelmişti. Cesaret mi demek bu? Bence evde poşet kalmamıştı.

Ben köşede oturuyordum. Dizlerimi karnıma çekmiştim. Çünkü bir şeyi açıklamak, insanı olduğundan küçük gösterir. Ben büyük görünmek istiyordum ama kalbim küçük küçük vuruyordu.

Ömer Bey boğazını temizledi.

“Arkadaşlar,” dedi. “Hayalet yok.”

Neriman Teyze “Var!” diye atladı.

“Yok,” dedi Ömer Bey. “Çünkü biz… gördük.”

Herkes bir anda bana baktı. Sanki ben hayaletmişim gibi.

Ben cebimden küçük bir şey çıkardım:

Bir tane plastik düdük.

Bunu görünce babam gülmeye başladı. Annem babama baktı. Babam sustu. Evde ciddiyet dengesi yine çalıştı.

“Bu düdük…” dedim. “Merdiven boşluğunda çıkan ‘tık tık’ sesinin aynısını çıkarıyor.”

Ve üfledim.

“Tık… tık…”

Herkesin yüzü aynı anda değişti. Yetişkinlerin yüzü değişince çocuklar çok korkar. Çünkü onların yüzü genelde aynı kalır: “Biz biliyoruz” yüzü. Şimdi “Biz bilmiyormuşuz” yüzüne dönmüştü.

“Ben bunu nereden biliyorum?” dedim. “Çünkü… ‘hayalet’ sandığımız şey… biri değil.”

Kapıcı İsmail iki elini birleştirdi.

“Cin mi?” dedi.

“Hayır,” dedim. “Asansör.”

Salonda bir sessizlik oldu. Sonra Neriman Teyze:

“Asansör çarşaf giyer mi?” dedi.

İşte bu noktada herkes gülmeye başladı. Gülmek, apartmanlarda çok nadir ortak anlaşmadır.

Ben devam ettim:

“Asansör üçüncü katta takılıyordu ya… Kapı kapanırken sürtünme sesi çıkarıyordu. O sürtünme ‘tık tık’ gibi duyuluyordu. Merdiven boşluğu yankı yapıyor. Gece herkes yarı uykulu. Bir de ışık sensörü bozuk. Işık uzun süre yanıyor, gölge daha büyük görünüyor.”

Ömer Bey başını salladı. “Evet,” dedi, sanki bunu zaten biliyormuş gibi ama ben biliyorum: bilmiyordu.

Annem bana baktı. Gözlerinde “Benim çocuğum ne ara büyüdü?” bakışı vardı. Anneler bunu fark edince bir an korkar gibi oluyor.

Neriman Teyze yine atladı:

“Peki beyaz çarşaf?”

Ben bir an sustum. Çünkü bir sırın ikinci katmanı vardı. Ve onu söylemek… hayaletin varlığından daha zor.

Şükran Teyze o sırada çay tepsisini masaya bıraktı. Tepsi “tang” dedi. Herkes tepsiye baktı.

Şükran Teyze konuştu:

“Ben… ben çarşafları gece asıyordum.”

Neriman Teyze “NİYE?” dedi. “Gece çarşaf mı asılır?”

Şükran Teyze ellerini önünde birleştirdi. Gözleri yere indi.

“Çünkü gündüz… kimse görsün istemiyordum.”

Ben Şükran Teyze’nin neden kimsenin görmesini istemediğini biliyordum. Çünkü 7 numara boş değildi. 7 numarada, Şükran Teyze’nin köyden yeni gelen ablası Aysel bir süre kalıyordu. Ablası konuşmuyordu. Dışarı çıkmıyordu. İnsanlar apartmanda “bilmiyorum” demek yerine “konuşuyor” ya da “konuşmuyor” diye etiket yapıştırır ya… işte o yüzden.

Şükran Teyze devam etti:

“Ablam Aysel… geceleri daha rahat nefes alıyor. Gündüz kalabalık olunca geriliyor. Ben de onun çarşaflarını gece asıyordum. Merdiven boşluğu boş olur diye… Ve bazen duvarlarda biraz alçı dökülüyor, o tozlar da ondan. Sakladım, ama saklamak büyüttü.”

Salonda bir sessizlik oldu. Bu sefer komik bir sessizlik değil. Sıcacık bir sessizlik. Çünkü herkesin aklına aynı şey geldi:

Birini “hayalet” sanmak, bazen birini “insan” gibi görmemekten oluyor.

Neriman Teyze boğazını temizledi. İlk kez sesi küçüldü.

“Ben… ben bilseydim…” dedi.

Şükran Teyze “Bilmiyordunuz,” dedi. “O yüzden sakladım.”

Kapıcı İsmail bir adım attı:

“Ben… ben yardım ederim abla,” dedi. “Gündüz markete falan.”

Ömer Bey defterini kapattı. Defter kapanınca güç değil, insan kaldı.

Babam bana döndü, kulağıma fısıldadı:

“Dedektif olmuşsun.”

Ben gülmedim. Çünkü o an içimde başka bir şey vardı.

Hayalet yoktu.

Ama “korku” vardı.

Ve korku, bazen birinin kapısına çarşaf diye asılıyor.

Annem elini omzuma koydu. Hiçbir şey demedi.

Ama omzundaki el, “küçüğüm” kelimesinin başka haliydi.

O gece yatağa yattığımda tıkırtı duymadım.

Çünkü bazen sesler, çözüldüğünde susar.

Ama asıl ters köşe şuydu:

Ben büyümüştüm.

Kimse bana “küçük” demese de…

Ben, birinin görünmeyenini görmüştüm.

Ve apartmanda artık herkes biliyordu:

Her kapının arkasında bir hikâye vardır.

Bazen o hikâye sadece “ben buradayım” demek ister.

SON

 

 

 

Paylas:

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
İrem Oruç

İrem Oruç

7 Yazı 279 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol