Kitêba Kera/Kitab-ı Eşek
Yağmurlu bir Aralık günü, sis o kadar yoğun ki burnunun ucunu göremiyorsun. Yağan yağmurlar en derine işlemiş toprağın kılcal damarlara, kuytu köşelerine kadar işlemişti. Adım atınca dizine kadar bir çamur sıçrardı. Çobanın üstü başı çamurdan bir kayaya mı yoksa bir kütüğe mi benziyor belli değil.
Sığırlarını toplayıp evin yolunu tutmaya başladı. Bütün davarlar birbirine söz vermiş gibi her biri bir yana dağılmış. Sığırtmacın eşeği kayıp. Bir o yana bir bu yana bakmakla kalmadı ama eşeği bulana aşk olsun. Çobanın bahtı gibi kapkara kayalıklardan aşağı bakarken garibim eşeğin aşağıda olduğunu gördü. Sağına bir döndü, köy imamının eşeği gördü. İmamın eşeğini de diğer sığırlara yetiştirmek için dehledi. Çok zor bir durum artık sığırtmaç için çünkü kendi yemeklerini ve içeceklerini kendisi taşıyacak olması. Ahlar için bir ahlar eder ve yorgun bir şekilde evinin yolunu tutarken de sığırlarını ve imamın eşeğini önden önden dehleyerek köye vardı.
Eşi kapıyı açınca çok kötü düşüncelere kapıldı.
- Ne oldu bey? Başına bir şey mi? Yoksa sığırların başına mı bir şey geldi?
Soruların hepsi peşi sıra geldi. Sabah eşi için hazırladığı erzakların yünden örülmüş ve rengârenk boyanmış çantası da yok. Karısı sorduğu soruların cevaplarını bekliyor, gözlerinin içine bakarak.
- İmamın eşeği bizim eşeği kayalıklardan aşağı tepelemiş, bizim eşek öldü.
Her akşam yemini ve suyunu hazırladığı tek canlıları olan eşek ölmüştü, her ikisini bir hüzün kapladı. Çoban ne yapacağını ve ne olacağını bilemeden çaresizce yere çömeldi. Evin hanımı kocasının gözlerine bakarak imama gitmesin istedi ve durumu anlatmasını söyledi.
- Ben gidersem ne diyebilirim ki? İmam bana inanmaz ki? İnansa da bir şey yapmaz yani?
Fikri verince yöntemini de vermesi gerekiyordu:
- İmama ne diyeceksin ki; bizim eşek seni eşeği kayalıklardan attı, imamın tepkisine göre gerçeği söylersin ona. Belki bize bir miktar yardım eder kendimize başka bir eşek alırız.
İmam bin türlü acıyla ve üstü başı hala çamurla imamın evine gitti. Kapıda imamın eşi Elif Hanım karşıladı. Çoban sıkıla sıkıla;
- İmam efendi evde mi?
Diye sorabildi. Çünkü gelmek istemiyordu ve eşini kırmamak için de gelmesi gerekiyordu.
- Buyurun, imam efendi içeride.
Sıkıla sıkıla, içindeki kırgınlık ve üzüntü karışımının yarattığı yorgunluk yüzünden akıyordu.
- Buyur gel Hasan Efendi!
- Hayırlı akşamlarınız olsun İmam Efendi.
- Hayırdı öyle musalla taşından düşmüş meyyit gibi duruyorsun?
- Hocam…. Şey… bizim eşek sizim eşeği kayalıklardan ittirip düşürdü, sizin eşek de öldü.
- Hanım! Eşek Bahsi geçen bütün kitapları getirir misin? Sığırtmaç efendinin yapması gereken bir nedir bakalım hemen.
- Yapmayın Hocam, eylemeyin, ben aç ve açıktayım neredeyse; sizin fidyeyi nasıl öderim? Bunun içim ceza mı olur? Sonuçta bizim eşeğin yaptığı bir eşekliktir. Benim suçum nedir?
- Çoban efendi, mesuliyeti size ait olduğu için cezasını siz ödeyeceksiniz?
- O zaman her şeyi olduğu gibi anlatayım mı?
- Neyi anlatacaksın ki? İmam efendi şaşırdı ve ne yapacağını bilemeden kardan adam gibi dona kaldı.
- Hocam sizin eşek, bizim eşeği kayalıklardan düşürdü ve benim eşek öldü. Sığırtmaç da bir miktar destek alacak diye sevinirken, imam efendiden gelecek cevabı bilmeden yüzünde bir ferahlık geldi.
- Çoban efendi, benim ne suçum var bunda? Bizim eşeğin yaptığından neden ben mesul oluyorum şimdi?
- Hocam, az önce bana aynısını söylemiyordunuz ama? Bana işleyen adalet size işlemiyor mu?
Kıssadan Hisse: Adalet her zaman herkese eşit işlemiyor, ama asıl Hak adaleti herkese eşit olmalıdır.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.