Kelimelerimiz Yaslı, Renklerimiz Yaralı, Şiddete Karşı Sanatla Ses Oluyoruz
KAYIP SIĞINAK
Bir zamanlar okul dediğimiz yer, dünyanın bütün kötülüğünden ve hoyratlığından arınmış; insanın kendini en güvende hissettiği bir duraktı. Kapısından içeri girildiği anda dışarıdaki hayatın gürültüsü, karmaşası, kiri ve pası geride kalır; insan sarsılmaz bir güven duygusunun içine bırakırdı kendini. Orası sadece bir bina değil, aynı zamanda bir sığınaktı.
Anneler, çocuklarını o kapıdan içeri uğurlarken içlerinde en küçük bir endişe taşımazdı. Bilirlerdi ki o duvarların içinde çocukları güvende, emin ve korunmuştu. Çocuklar ise sıralarına sadece defterlerini, kalemlerini değil, dünyaya duydukları o ilk güveni, o eminlik hissini de bırakırlardı. Okul, insanın insana zarar vermeyeceğine dair inancın en erken filizlendiği yerdi.
Şimdi ise o kapıların önünde bambaşka bir gerçek, korkunç bir dram yatıyor. Eğitim yerine şaşkınlığın, korkunun ve adını koymakta zorlandığımız derin bir vahşetin izleri dolaşıyor.
Son üç gündür ard arda gelen haberler, sadece kaybedilen hayatları değil; bir ülkenin ortak hafızasında yer alıyor. Öğretmen… Bir çocuğun dünyasında yol gösteren, ışık tutan, bazen tek bir cümlenin içinde bir hayatın yönünü değiştiren o insan… Eğer bugün bir hedefe, bir haber başlığına, bir matem cümlesine dönüşüyorsa, burada kaybettiğimiz şey bir insan değil, bir toplumun en temel yapı taşıdır.
Çünkü okul, sadece bilginin aktarıldığı bir yerden öte, insanın dünyaya karşı ilk güven duygusunu kurduğu, birlikte var olmayı öğrendiği bir yerdir. Artık o yerin eşiğinde beliren bu karanlık, yalnızca duvarlara değil; insanın insana duyduğu güveni de hoyratça aşındırıyor.
Bugün, bir anne çocuğunu okula uğurlarken artık “iyi dersler” diyemiyor; içinde yükselen bir kaygıyı da onunla birlikte yolluyor. Bir öğretmen sınıfına adım atarken sadece dersini düşünmüyor; sırtında taşıdığı görünmeyen o tedirginliği de omuzlarında taşıyor. Sabahlar artık eski sabahlar değil… Güne başlarken içimize yerleşen ruhumuzu daraltan o korkunç sıkıntı, giderek derinleşen, adı konulamayan bir paniğe dönüşüyor.
Bugün hissettiğimiz şey sadece bir yas değil. İçimize çöken ağır bir kırılma, tarif edilmesi güç bir yorgunluk ve en çok da koruyamadığımız değerlere karşı duyduğumuz derin bir mahcubiyet.
Bir zamanlar çocuklarımızı güvenle emanet ettiğimiz o eşik, şimdi bize aynı güveni geri veremiyorsa, orada yalnızca bir düzen değil, bir anlam da sarsılmış demektir.
Artık susarak geçilecek bir eşikte değiliz. Çünkü mesele yalnızca yaşananlar değil; buna ne kadar alıştığımız, ne kadar kabullendiğimizdir. Eğer bugün hâlâ bir şeyleri değiştireceksek, bu ancak yeniden hatırlayarak mümkün olur. İnsanın insana zarar vermemesi gerektiğini, bir çocuğun en güvende olması gereken yerin tartışmaya açık olmadığını, bir öğretmenin adının korkuyla değil, umutla anılması gerektiğini…
Çünkü bazı kayıplar telafi edilemez. Ama bir toplum vicdanını, merhametini ve ahlakını yeniden hatırladığında hiçbir karanlık bu kadar derinleşemez. Bugün ihtiyacımız olan şey tam da bu hatırlayıştır.
SÜMEYRA AĞAOĞLU
Yorumlar 9
Hislere tercüman olan bir yazı… Kaleminize sağlık 😢
Yazarak, konusarak, dile getirip ses olarak solan renkleri ve umutlari canlandirarak, yeniden bu acilarin yasanmamasi icin hep birlikte geregini yapmak adina anlamli bir yazi olmus. Yureginize saglik.
Bu yazı insanın içini sessizce sarsıyor. Okulun bir sığınak olmaktan çıkması, aslında güven duygumuzu kaybettiğimizi gösteriyor. En acısı da buna alışma ihtimali… Eğer yeniden bir şeyleri onarmak istiyorsak, önce kalbimizdeki merhameti ve birbirimize olan sorumluluğumuzu hatırlamamız gerekiyor. İlyaz AYAYDIN Araştırmacı yazar
Çok teşekkür ederim🙏🏽
İnsanlığımızı hatırladığımız ve kaybetmediğimiz sürece umut vardır...Kalemine sağlık Sümeyra ..
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.