Kelebeğin Kanatları
Tuğba Gündüz 🌸
Kadın, o çocuğu ilk gördüğünde içinde tarif edemediği bir his doğmuştu. Sanki yıllardır eksik kalan bir parçaya bakıyordu. Küçük çocuk sessizdi… Gözlerinde kocaman bir yalnızlık vardı. İnsanların arasında olmasına rağmen kimseye ait değilmiş gibiydi.
Adam, çocuğun ayakkabılarını çıkarmasına yardım ederken kadın onu izliyordu. Küçük elleri titriyordu. O an kadının kalbine ağır bir soru düştü:
“Bir çocuk neden bu kadar sessiz olur?”
Günler geçtikçe çocuk evin içinde yaşamaya başladı. Ama hâlâ kimseye tam yaklaşmıyordu. Geceleri yatağına uzanıyor, tavandaki karanlığa dalıp gidiyordu. Kadın bazen kapının aralığından onu izliyor, gözlerindeki yaşına sığmayan hüznü görüyordu.
Bir gece çocuk uyuduktan sonra kadın sessizce ağlamaya başladı. Çünkü ilk kez bir yabancının acısını kendi kalbinde hissediyordu. O sırada adam elindeki cam şişeyi gösterdi. İçinde görünmeyen bir kelebeğin yaşadığını söylüyordu.
Kadın şaşkındı.
Adam yavaşça konuştu:
“Bazı çocukların ruhu kırılır… Ama sevgi onları yeniden görünür yapar.”
Tam o anda odanın içinde altın renkli bir kelebek belirdi. Sessizce çocuğun etrafında dönmeye başladı. Çocuk uykusunda hafifçe gülümsedi.
Kadının gözleri doldu.
Adam, kelebeğe bakıp fısıldadı:
“Artık yalnız değil… Çünkü bu bizim oğlumuz.”
Aradan aylar geçti. Çocuk artık evin içinde daha rahat dolaşıyor, bazen mutfakta kadına yardım ediyor, bazen pencerenin önünde yağmuru izliyordu. Ama içinde hâlâ kapanmayan bir yara vardı.
Bir gün okuldan eve sessiz geldi. Çantasını kapının yanına bıraktı ve odasına geçti. Kadın peşinden gidince onu yatağın kenarında ağlarken buldu.
“Ne oldu?” diye sordu usulca.
Çocuk gözlerini kaçırdı.
“Bugün öğretmen aile resmi çizmemizi istedi…” dedi titreyen sesiyle. “Herkes annesini babasını çizdi. Ben sizi çizdim… Ama biri ‘Onlar senin gerçek ailen değil’ dedi.”
O an odanın içindeki hava ağırlaştı. Kadın çocuğun yanına oturdu, yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Gerçek aile…” dedi yavaşça, “birbirini bırakmayan insanlardır.”
Akşam olduğunda adam eve geldi. Kadın hiçbir şey anlatmadı; sadece çocuğun kırılan gözlerini gösterdi. Adam sessizce cebinden eski bir ahşap kutu çıkardı. Kutunun içinde altın renkli küçük bir kelebek rozeti vardı.
“Biliyor musun,” dedi adam, “kelebekler doğarken uçamaz. Önce karanlıkta sıkışıp kalırlar. Sonra kendi kanatlarını kendileri açarlar.”
Rozeti çocuğun avucuna bıraktı.
“Sen de öylesin. Acılarının içinden çıktın. Ve artık bu evin ışığısın.”
Çocuk ilk kez kendini tutamadı. Koşup adama sarıldı. Küçük bedeni titriyordu.
Kadın onları izlerken gözlerinden sessizce yaşlar aktı. Çünkü bazı insanlar dünyaya eksik gelir… Ama sevgi, onların eksik kalan yerlerini tamamlar.
O gece çocuk odasının duvarına bir resim astı.
Resimde üç kişi vardı.
Altında tek bir cümle yazıyordu:
“Beni doğuranlar vardı… Ama beni hayata tutunduranlar ailem oldu.”
Yorumlar 2
Teşekkürler hocam ☺️
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.