Gündem

Herkes Hayatta, Ama Kimse Yaşamıyor

3 dk okuma 72 okunma
Herkes Hayatta, Ama Kimse Yaşamıyor

Bu çağın en büyük yalanı şu: “İyiyiz.”

Kim söylüyor bunu?Sabah alarmını üçüncü kez erteledikten sonra kalkmayı bir zafer gibi görenler.

Aynaya baktığında yüzünü değil, tükenmişliğini seçenler.Kalabalık caddelerde yürürken onlarca insana çarpıp, tek bir bakışı bile hatırlamayanlar.

İyiyiz diyoruz.Çünkü kötü olduğumuzu söyleyecek cesareti de, dilimizi de kaybettik.

Artık kimse derdini anlatmıyor.Anlatmak riskli, anlatmak yük demek.Herkes “idare ediyor.”Çünkü bu çağda güçlü olmak, iyileşmek değil—çatladığını gizlemek demek.İnsanlar ağlamıyor artık.Ağlamak bile bir lüks oldu.Onun yerine sessizleşiyoruz.Ama o sessizlik… sandığınız gibi dingindeğil.

O sessizlik içeride biriken, zamanla kokmaya başlayan bir şey.Bir tür iç çürüme.Dikkat ettiniz mi?

Artık kimse bir şeyi gerçekten istemiyor.Çok istiyorum” diyen yok.Olmazsa yıkılırım” diyen yok.Her şey “olsa da olur, olmasa da” seviyesine çekildi.Bu bir denge değil.Bu, hayattan bilinçli bir geri çekiliş.Çünkü istemek tehlikelidir.

İstemek, kaybetme ihtimalini kabul etmektir.Ve bu çağın insanı kaybetmekten değil—hissetmekten korkuyor.O yüzden daha en başında vazgeçiyoruz.Adına da “olgunluk” diyoruz.Ama bu olgunluk değil.Bu, kendini yavaş yavaş hayattan silmek.En tehlikelisi ne biliyor musunuz?Bunun farkındayız.Herkes biliyor içten içe bir şeylerin eksik olduğunu.Ama kimse o eksikliğin üzerine gitmiyor.

Çünkü yüzleşmek yorucu.Çünkü değiştirmek, konforu bozmak demek.Birine “nasılsın?” diye soruyoruz.Cevabını duymak için değil—ritüeli tamamlamak için.Karşımızdaki “iyiyim” dediğinde rahatlıyoruz.Çünkü kimse kimsenin gerçeğini taşımak istemiyor.Herkes kendi içinde çökmüş durumda.Ama dışarıdan bakınca herkes ayakta.Gülüyoruz, paylaşıyoruz, konuşuyoruz…Ama hiçbirimiz gerçekten orada değiliz.Modern insanın trajedisi tam olarak bu:Kalabalıklar içinde kaybolmuyoruz—kalabalıkların içinde kendimizi yok ediyoruz.Kimse yalnız olmadığını biliyor.Ama yine de herkes yapayalnız hissediyor.Ve belki de en acısı şu:Bu hayat bize zorla verilmedi.Bizi kimse bu hızda yaşamaya zorlamadı.Bu kadar yüzeysel ilişkileri kimse elimizden tutup dayatmadı.Bu kadar az hissetmeyi biz seçtik.Yavaş yavaş. Sessiz sessiz. Fark ettirmeden.Şimdi dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:Gerçekten mi yaşıyoruz…yoksa sadece günleri mi tüketiyoruz?

Ama belki de asıl soru bu bile değil.Asıl soru şu:Eğer bir gün gerçekten yaşamaya başlarsak…Bu kurduğumuz düzenin ne kadarı ayakta kalır?Çünkü gerçek bir hayat;daha çok hissetmek demek,daha çok risk almak demek,daha çok kaybetmek demek.Ve biz…

uzun zamandır kaybetmemek için değil—hiç yaşamamak için bu kadar temkinliyiz.

O yüzden dürüst olalım:Biz hayatta kalıyoruz.Ama yaşamıyoruz.Ve bu, sandığımız kadar masum bir tercih değil.

Paylas:

Yorumlar 2

5 / 5 (2 yorum)
FURKAN öz

çok güzel kaleminize sağlık

AA
Aylin altın

Emeğinize sağlık

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Yazar Halise Aydogdu

Yazar Halise Aydogdu

14 Yazı 1,044 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol