Bir Anın İçinde Saklı Hayat 🦋
Bazı anlar vardır; hiçbir şey söylemez ama insanın içine uzun uzun konuşur.
Bir masada oturursun. Şehrin sesi uzaktadır ama tamamen susmamıştır. Eski binaların duvarlarında yılların izi, dalların arasında usulca dolaşan rüzgâr, yüzüne düşen güneşin sıcaklığı… Her şey olduğu yerdedir aslında. Değişen yalnızca sensindir.
Çünkü insan, bazen ilk kez kendini duymak için sessizliğe ihtiyaç duyar.
Hayat bize sürekli hızlanmayı öğretiyor. Daha erken kalkmayı, daha çok çalışmayı, daha fazla üretmeyi, daha çok yetişmeyi… Durmanın zaman kaybı olduğuna inandırıyor bizi. Oysa en büyük kayıplar, hiç durmadan yaşadığımız hayatın içinde oluyor.
Bir gün geriye dönüp baktığımızda; yetiştirdiğimiz işleri, kazandığımız paraları ya da bitirdiğimiz listeleri değil, içimizde iz bırakan anları hatırlıyoruz.
Annemizin sesi…
Bir dostun omzumuza dokunuşu…
Çocuğumuzun kahkahası…
Hiç planlamadığımız bir yolculuk…
Yüzümüze vuran akşam güneşi…
Ve bazen yalnızca birkaç dakikalığına oturup hiçbir şey yapmadığımız o sessiz anlar…
Çünkü insanı yaşatan, sadece nefes almak değildir. İnsan, hissettiği kadar yaşar.
Ne garip…
Hayatın en değerli tarafı, satın alınamayan şeylerden oluşuyor.
Bir pencereye düşen ışık…
Eski bir sokağın kokusu…
Yaz akşamında hafifçe esen rüzgâr…
İçten edilen bir “Nasılsın?”
Ve kimsenin bilmediği, yalnızca senin içinde büyüyen o küçük umut…
Biz ise çoğu zaman bunların yanından geçip gidiyoruz. Mutluluğu büyük hedeflerin sonuna saklıyor, “Bir gün…” diye başlayan cümlelere emanet ediyoruz ömrümüzü.
Bir gün rahat edeceğim…
Bir gün gezeceğim…
Bir gün kendime zaman ayıracağım…
Oysa hayatın bize verdiği tek garanti, içinde bulunduğumuz andır.
Ne dün geri gelir ne de yarının bize ait olacağı kesindir.
Belki de bu yüzden, en büyük zenginlik “şimdi”yi yaşayabilmektir.
An dediğimiz şey, saatin gösterdiği birkaç saniye değildir. An; ruhun, yaşadığını fark ettiği yerdir.
Bir pencerenin önünden geçerken gördüğün ışık, yüzüne dokunan rüzgâr, elinde yavaşça soğuyan bir kahve ya da hiç beklemediğin anda içine çöken bir sessizlik… İşte yaşam, tam da bunların arasında kendine yer açar.
An, biz onu durduramadığımız için değil; çoğu zaman fark etmediğimiz için kaybolur.
Kendimizi en çok ne zaman kaybettik biliyor musunuz?
Her şeyi aynı anda yetiştirmeye çalışırken…
Telefon ekranlarında başkalarının hayatlarını izlerken…
Geleceğin kaygısıyla bugünün güzelliğini görmezden gelirken…
Oysa bazen tek yapmamız gereken, başımızı kaldırıp gökyüzüne bakmaktır. Bir ağacın gölgesinde oturmak, sevdiğimiz bir şarkıyı acele etmeden dinlemek, derin bir nefes alıp “Ben buradayım.” diyebilmektir.
Çünkü hayat, büyük olayların arasında geçen boşluklardan ibaret değildir. Asıl hayat, o boşlukların ta kendisidir.
İnsan bazen kalabalıkların ortasında değil, kendi sessizliğinde tamamlanır. O sessizlikte fark eder ki; mutluluk kusursuz bir hayatın içinde değil, birkaç dakikalığına zihnini susturabildiği o kısa molalarda saklıdır.
Ve o anlarda anlar…
Hayat geçmiyor.
Biz, onun içinden hızla geçiyoruz.
Ömür; takvim yapraklarında eksilen yıllar değildir. Ömür; fark ederek yaşadığın sabahlardır, yüzüne değen güneştir, içini serinleten rüzgârdır, gözlerini dolduran bir hatıra, içten gelen bir tebessüm ve “İyi ki…” dedirten küçücük anlardır.
Çünkü sonunda geriye kalan; kaç yıl yaşadığımız değil, yaşadığımız yılların içine kaç gerçek an sığdırabildiğimizdir.
Belki de hayatın bütün sırrı budur. Büyük mutlulukları beklerken, küçük anları kaçırmamak… Çünkü bazen bir an, koca bir ömrün anlatamadığını tek başına anlatır.
Yorumlar 2
Yazını büyük bir keyifle okudum. Her satırı insanın içine dokunuyor, durup düşünmesini sağlıyor. Duygularını böylesine içten ve etkileyici bir şekilde kaleme aldığın için sana gönülden teşekkür ediyorum ablacım. Kalemine ve yüreğine sağlık. 🦋
Çok teşekkür ediyorum sevgiler 🦋
Belki de bu yüzden, en büyük zenginlik “şimdi”yi yaşayabilmektir. Geçirdiğimiz her an kıymetli.Yüreğinize sağlık harika bir paylaşım🦋❤️💙
Zenginlik sendin…Zenginlşk ben… zenginlik bizdik💙
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.