Heri Xweş-Xweşik-Qevvet(En / Lezzetli-Güzel-Kuvvetli)
Aylardan Kasım, Cizre’nin etrafı sularla çevrilmiş ve Yafes köprüsü dışında Cizre giriş kalmamış durumdadır. Yafes köprüsü, Cizre’nin Suriye (Binxet)’e ve Nusaybin üzerimden Mardin’e açılan tek kapısıdır. Dicle nehrinin suları Cizre’yi çevrelediği için, Cizre’ye gelen giden yoktur. Bu sebeple şehir merkezinde sayılı ve belirli kişiler dolaşmaktadır.
Cizir-a Botan Mir’i can sıkıntısından satranç oynamaz artık. Şehirden dışarı çıkamadıkları için ava da gidemez.
Mir heyetini toplayıp Cizre surlarını ve burçlarını gezer, Dicle nehrinin Yüksel debisini izlemeye başlar. Dicle’nin o sessizlik içinde çırpınan hayatları nasıl çevrelediğini izlemekten de canı sıkılır. Mir vezirini çağırır.
Mir: Sana bir sual soracağım, cevabını bilirsen; ne istersen vereceğim? Lakin bilmezsen de senin Birca Belek’ten aşağı atacağım, Dicle nehri seni yutacaktır. Suali eşime sormayacaksın ama onun dışında kimse sorarsan sor, cevabını öğrenmek içinde 3 gün süren var.
Vezir: Emredin Mir’im.
Mir: üç şey vardır ki, eşi benzeri yoktur. Bir, şöyle baktığında bakmaya doyamadığı kadar güzel olan; iki, gördüğünde daha güçlü ve kuvvetli başka bir şey yoktur; üç, öyle bir şey ki güzelliğini ifade etmeye lügat yetmez ve insanlar içinde vazgeçilmez bir şeydir. Bu üç şeyin ne olduğunu söylemen için üç gün süren var; lalin hanımıma sorarsan da seni atarım Birca Belek’ten ve cevabını bilmezsen de seni atarım.
Mir hüzünlenerek, dövünürsek ve stres içinde evine gider. Vezir, Mir’in konağına emsalimde ama asla Mir’im konağına benzemeyen konağına gider. Mir’in kızı koşa koşa kapıyı açar.
- hoş geldin babacığım.
- Hoş buldum güzeller güzel kızım.
- Neyin var Cizre’nin Veziri babacığım?
- Sorma Cizre’nin tepelerinde açan çiçeklerden daha güzel kızım
- Anlat bakacağım belki derman olabileceğimiz bir derttir, sana canım feda babacığım. Vezirin konuşmaya mecali yoktur, kız sabahta yaptıkları ser-u pi( kelle ve paça) yemeğinden bir tabak getirir, tepsinin üzerine koyduğu sumak ve sarımsak ezmesini babasının önünde yere serdiği sofra bezine bırakır.
- Babacığım, hem yemeğini ye he dersini anlat.
- Kızım, yemek boğazımdan geçmez: geçse de tat alamam.
- Neden böyle diyorsun?
- Mir bugün bana bir sual sordu, cevabını bilmezsem üç sonra sonra beni Dicle’ni serin ve hırçın sularına atacak.
- Sual nedir babacığım?
- üç şey vardır ki, eşi benzeri yoktur. Bir, şöyle baktığında bakmaya doyamadığı kadar güzel olan; iki, gördüğünde daha güçlü ve kuvvetli başka bir şey yoktur; üç, öyle bir şey ki güzelliğini ifade etmeye lügat yetmez ve insanlar içinde vazgeçilmez bir şeydir.
- Sual buysa babacığım, sen yemeğini ye sonra anlatırım sana.
- Kızım 3 gün sonra beni Birca Belek’ten aşağı atacaklar diyorum, yemek ye diyorsun.
- Baba sualin cevabını biliyorum.
- Nasıl yani?
- Sen yemeğini ye. Ben sana anlatırım.
- Ama Mir’in hanımı duymayacak soruyu, duyarsa gene beni Dicle’ye atar.
- Sen merak eyleme babam, sen yemeğini ye. Konuşuruz. Vezir yemeğini yiyor ama hiç de yiyesi yok; yemezse de kızını kırmak istemez. Vezir yemeğini yedikten sonra, bir çay bardağının yarısı kadar küçük bir kadehten sen sumak suyunu içer.
- Kızım anlat şimdi.
- Babacığım sen beni Mir’in hanımına yardımcı olarak bıraktığımdan beri, yanından ayrılmadım. Suale gelince, cevabı çok basittir. Bir, Mir’in hanımı ile Banê Simak (Sunak Tepesi/ şu an Cizre Nısaybin karayolunda Cizre çıkışı ve Çavuş Köyü ve Yeşil Yurt Köyüne bakan tepeler) tepesinde gezer; Nisan ayının ortalarında idi, Mir’in hanımı buğday tarlalarına bakarak, o kadar güzel ki bakmaya doyamıyorum dedi. Sebebi ise Nisan ayında, erken ekilen ve geç ekilen buğdaylar eşit boya gelir, küçük bir rüzgârda muhteşem şekilde sallanır ve enfes bir görüntü oluşturur. İki, Mir’in hanımı ile konağın ikinci katında pencere kenarında oturmuş el işi yazma yapıyorduk, aşağıdan öyle bir at geçti ki bizim boncukların bulundu küçük kâse devrildi. Neden güçlü olduğunu sorduğumda, çiftleşme döneminde olan atların çok kuvvetli olduğu ve bu kadar kuvvetli bir şey görmediğini söyledi. Üç, biz 8 kız kardeşiz. Senle annem her gün Suat ediyordunuz, bir tane de olsa erkek evladımız olsun diyordunuz. Sonra Allah Taala size bir erkek evlat verdi. Bu çocuk sabahtan akşama kadar yere düşmez, sırayla bütün kızlar kucağında taşır ve ona bakarlar. Akşam yatmadan önce de anne alır yanın, ama her be hikmetse annemle sen ışıkları kapayınca da bir müddet sonra çocuk ağlar ve ikiniz de ilgilenmesiniz. Annemle olan ilişkiniz bitince ancak annem çocuğa bakıyordu, demekle bir erkekle çocuğun sahipliğinden bile daha güzel olan şey bu münasebettir.
- Allan razı olsun kızım, garip bir vezir olan babanın canını kurtardığın için çok müteşekkirim sana.
Vezir aceleden kalkar ve Mir’in sohbet odasına gider. Eli ayağı tutmaz halde, Mir cevapları kabul etmezse beni Dicle’nin sularına atacak diye hüzünlenir.
- Hoş geldin vezirim
- Hoş buldum Mir’im
- Ne çabuk geldin, bu kadar da acele ettiğine göre benim hanıma sormadın.
- Evet Mir’im, hanımına sormadım.
- Şimdi cevabını ver bakalım.
- Bir, bakmaya doyamadığımız en güzel şey; Nisan ayında buğday tarlalarında oluşan o görüntü ve tarlanın renk bütünlüğüne ellik eden o rüzgar ahengi. İki, gördüğümüz en kuvvetli şey de; çiftleşme ödememi gelen 2-3 yaşındaki atlar. Üç, en güzel şey de kadın ve erkek arasındaki münasebet.
Mir duyduklarına inanamaz ve karısı ile yaptığı konuşanın aynısı; ama vezir Mir’in hanımı ile görüşmemiş.
- Bunları sana kim anlattı?
- Kızım anlattım Mir’im
- Kızını çağır o zaman, kimden veya nasıl öğrenmiştik merak ettim.
Vezir kızını alır almaz Mir’in divanına çıkar.
- Anlat bakalım güzel kız, sen bu bilgileri nasıl öğrendin? Nasıl tecrübe ve ettin?
- Efendim, hanımınızın yardımcısıyım. Ben kendiniz sürekli zaman geçiririm. İlk bahar aylarından nisan idi. Kendisi ile Banê Simak tepelerinde geziyorduk. Buğday tarlaları, gözün alabildiğine çoktu; buğday başakları çıktı çıkacak ve bütün tarladaki ürünlerin boyu aynı olmuştu ve hafiften bir rüzgâr esiyordu. Hanımınız demişti ki, en güzel görüntü. Bir diğer husus ise, sur üzerinde bulunan, Dicle nehrine bakan konağınızda, pencere kenarında oturmuştuk. Hanımınızla beraber iğne-yazma-boncuk el işi yapıyorduk. Boncuk kasesi pencere kenarında duruyordu. 2-3 yalına bir at geldi, şaha kalkar gibi kişnedi, boncuk kutumuz devrildi. Hanımınız dedi ki; görebileceğin en kuvvetli, en güçlü hayvan diye. Üçüncü husus da, biz 8 kız kardeşiz; en küçüğümüz ve dokuzuncusu erkek çocuktur. Babam ile annem, o erkek çocuğun yere oturmasına bile müsaade etmezler. Sürekli birimiz kucağımızda taşırız. Geceleri de annem emzirmek maksadıyla odasına götürür. Gündüz ağlamaklı olmasın müsaade edilmeyen çocuğa, akşama ağlamakta sesi kısılıyor. Demek ki, kadın erkek arasındaki münasebet erkek evlattan bile daha güzeldir.
Mir, Farklı zamanlarda yaşadığı olayları bu şekilde birleştiren genç kadına hayretle muhabbet arasında bir duygu işe baktı.
- vezir?
- Efendim Mir’im?
- Senin misalden varsa, çocuklar da olur derse; dünür olmak isterim?
- Mir’im, yüzü yüzümde; gönlü razı değilse ve istemiyorsa Mir’in oğlu da olsa zorla evlendirmem kızımı. Kendisi söylesin.
Mir, oğlunu çağırır ve vezir in yaptığı gibi yapar; oğlan da kız da bu işe evet der. Ardından dillere destan düğün yapılır. Mir de verdiği sözü yerine giydirmek için vezir i çağırır.
- sana sual sorduğumuz zaman, cevabını bilirsen şayet ne istersen sana vereceğim dedim?
- Sağlığınız Mir’im. Başka da bir şey istemem. 03.12.2022 06.28
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.