Gündem

GÖZLER

8 dk okuma 568 okunma
GÖZLER

GÖZLER

İnsan, hayatı boyunca en çok neyi kaydederdi?

Bir fotoğraf makinesi olsaydı cevap kolaydı. Gördüğü her şeyi saklardı. Bir evin duvarındaki çatlağı, yağmurdan sonra kaldırımda biriken suyu, sabahın ilk ışığını, bir çocuğun elindeki kırmızı balonu...

Ama insanın hafızası fotoğraf makinesi değildi.

İnsan bazı şeyleri unutuyor, bazılarını yıllarca taşıyordu.

Ve nedense gözler, unutulduğu sanılan her şeyi hatırlıyordu.

Her sabah aynı saatte uyanıyordu adam.

Saat yediyi on geçe.

Alarm çalmadan birkaç dakika önce gözlerini açıyor, tavana bakıyor ve hayatının bir başka gününe daha başladığını fark ediyordu.

Mutfakta su kaynıyor, şehir yavaş yavaş uyanıyordu.

Karşı apartmanın balkonunda yaşlı bir kadın çamaşır asıyordu.

Otobüs durağında insanlar telefonlarına bakıyordu.

Bir adam aceleyle ayakkabısının bağını bağlıyor, genç bir kız aynada saçlarını düzeltiyor, bir çocuk annesinin elinden kurtulup kaldırımdaki su birikintisine basmaya çalışıyordu.

Hepsi bir yerlere yetişiyordu.

Hepsinin bir geçmişi vardı.

Hepsinin kimseye anlatmadığı bir hikâyesi...

Ve hiçbiri, yanından geçen insanların gözlerinde o hikâyeyi okuyamıyordu.

Çünkü insan, başkasının yüzüne bakıyordu ama çoğu zaman gözlerine gerçekten bakmıyordu.

Adam işe giderken her gün aynı kahve dükkânına uğrardı.

Bir sabah kasada genç bir çocuk vardı.

— Her zamanki gibi mi?

Adam başını salladı.

— Her zamanki gibi.

Çocuk kahveyi hazırlarken adam onun gözlerine baktı.

Gözlerinin altında mor halkalar vardı.

Yorgundu.

Belki gece uyumamıştı.

Belki bir yakını hastaydı.

Belki sevdiği biri gitmişti.

Belki de kimsenin bilmediği bir savaşın içindeydi.

Adam ilk kez merak etti.

"Acaba insanlar birbirlerine biraz daha dikkatli baksaydı, dünya değişir miydi?"

Kahvesini aldı.

Kapıya yöneldi.

Tam çıkarken çocuk:

— Amca...

Adam döndü.

— Efendim?

Çocuk gülümsedi.

— Bugün iyi görünüyorsun.

Adam şaşırdı.

Uzun zamandır kimse ona böyle bir şey söylememişti.

— Sen de iyi görünüyorsun, dedi.

Çocuk başını eğdi.

Gülümsedi.

Adam dükkândan çıktığında fark etti:

Bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük şeyler yapmak gerekmiyordu.

Bazen yalnızca onun gözlerinin içine bakmak yetiyordu.

Yıllar önce babası da ona böyle bakmıştı.

O zamanlar çocuktu.

Babasıyla birlikte eski bir evin önünde duruyorlardı.

Babası elini omzuna koymuş:

"Hayatta ne olursa olsun," demişti, "insanların gözlerine bak. Çünkü insanın ağzı yalan söyleyebilir ama gözleri çoğu zaman gerçeği saklayamaz."

Çocuk o sözün ne anlama geldiğini anlayamamıştı.

Yıllar geçti.

Babası yaşlandı.

Sonra hastalandı.

Sonra bir gün konuşamaz oldu.

O gün hastane odasında yan yana oturdular.

Babası artık cümle kuramıyordu.

Ama gözleri hâlâ konuşuyordu.

Adam babasının elini tuttu.

İlk defa bir insanın susarak bu kadar çok şey anlatabileceğini o gün anladı.

"Gitme."

"Buradayım."

"Ben seni seviyorum."

"Sen de beni seviyorsun, biliyorum."

Hiçbiri söylenmedi.

Ama hepsi gözlerdeydi.

Babası birkaç gün sonra öldü.

Adam, babasının ardından uzun süre ağlamadı.

Çünkü bazı acılar gözyaşına dönüşmüyordu.

Bazıları insanın içine yerleşiyor, orada sessizce yaşamaya devam ediyordu.

Aradan yıllar geçti.

Adamın saçlarına aklar düştü.

Şehir değişti.

Sokaklar değişti.

İnsanların elindeki telefonlar değişti.

Çocuklar büyüdü.

Yeni çocuklar doğdu.

Dünyanın dili değişti.

Ama insanların gözleri değişmedi.

Bir annenin çocuğuna bakarken ki gözleri hâlâ aynıydı.

Aşık olan bir insanın bakışı hâlâ aynıydı.

Korkunun gözlerde bıraktığı iz hâlâ aynıydı.

Kaybedenin bakışı...

Affetmek isteyenin bakışı...

Pişman olanın...

Özleyenlerin...

Bekleyenlerin...

Hepsinin gözlerinde insanlığın aynı hikâyesi vardı.

Bir gün otobüste küçük bir kız çocuğu adamın karşısına oturdu.

Elinde eski bir oyuncak vardı.

Oyuncağın bir gözü yoktu.

Adam gülümsedi.

— Oyuncağının gözü çıkmış.

Kız oyuncağına baktı.

— O görmese de ben onun yerine görüyorum, dedi.

Adam sustu.

Bu cümle bütün gün aklından çıkmadı.

Akşam eve dönerken sokak lambalarının altında yürüdü.

Bir vitrinde kendi yansımasını gördü.

Durdu.

Kendi gözlerine baktı.

İlk kez gerçekten baktı.

Ve şaşırdı.

Gözlerinin içinde çocukluğunu gördü.

Babasını gördü.

İlk aşkını...

İlk hayal kırıklığını...

Söyleyemediği sözleri...

Kaybettiği insanları...

Affedemediği kendisini...

Ve hâlâ gerçekleşmesini beklediği hayalleri...

İnsan yaşlandıkça yüzünün değiştiğini sanıyordu.

Oysa en büyük değişiklik gözlerde oluyordu.

Çünkü gözler, insanın yaşadığı her şeyi sessizce biriktiriyordu.

O gece eve geldiğinde aynanın karşısına geçti.

Uzun uzun kendisine baktı.

Sonra düşündü:

"Ben kendi gözlerime ne zamandır yabancıyım?"

Hayat boyunca başkalarını anlamaya çalışmıştı.

İnsanları eleştirmişti.

Kimi sevmiş, kimi terk etmişti.

Kimi affetmiş, kimi affedememişti.

Bazı insanlara haksızlık etmişti.

Bazı insanlar da ona haksızlık etmişti.

Ama bütün bunların arasında kendisine bakmayı unutmuştu.

İnsanlığın en büyük yanılgısı belki de buydu.

Herkesi görmek isterken kendini görememek.

Ertesi sabah yine aynı saatte uyandı.

Saat yediyi on geçiyordu.

Mutfakta su kaynıyordu.

Şehir yine uyanıyordu.

Ama adam artık aynı adam değildi.

Sokağa çıktığında insanlara bakmaya başladı.

Otobüs durağındaki yaşlı adama...

Ağlayan çocuğa...

Elindeki poşetlerle yürüyen kadına...

Birbirine kızgın iki sevgiliye...

Yorgun görünen işçiye...

Bankta tek başına oturan adama...

Ve fark etti:

Herkes bir şey taşıyordu.

Kimi cebinde anahtar taşıyordu.

Kimi telefon.

Kimi geçmişini.

Kimi korkusunu.

Kimi de hiç kimseye söyleyemediği bir acıyı.

İnsanların yükleri görünmüyordu.

Ama gözleri onları taşıyordu.

Belki de insanlığı kurtaracak olan şey daha fazla konuşmak değildi.

Daha fazla teknoloji değildi.

Daha büyük binalar, daha hızlı arabalar, daha güçlü makineler değildi.

Belki insanlığın ihtiyacı olan şey, birbirinin gözlerine yeniden bakabilmekti.

Bir annenin gözündeki yorgunluğu fark etmek.

Bir babanın sessizliğindeki sevgiyi anlamak.

Bir çocuğun gözlerindeki korkuyu görmek.

Yaşlı bir insanın bakışındaki yalnızlığı fark etmek.

Bir yabancının gözlerinde kendi insanlığımızı bulmak...

Çünkü insan, karşısındakini gerçekten gördüğü anda biraz daha insan oluyordu.

Yıllar sonra adamın kendi çocukları oldu.

Onlara babasının sözünü söyledi:

"İnsanların gözlerine bakın."

Çocuklardan biri sordu:

— Neden?

Adam gülümsedi.

Pencerenin dışındaki gökyüzüne baktı.

Sonra çocuklarının gözlerine...

— Çünkü, dedi, insanın gözleri yalnızca dünyayı görmez. Bazen dünya da insanın gözlerinden görünür.

Çocuklar bu cevabı anlamadılar.

Henüz küçüktüler.

Ama hayat onlara öğretecekti.

Bir gün âşık olduklarında anlayacaklardı.

Bir gün kaybettiklerinde...

Bir gün affettiklerinde...

Bir gün anne ya da baba olduklarında...

Bir gün aynanın karşısında kendi gözlerinde geçmişlerini gördüklerinde...

Anlayacaklardı.

Ve belki de yıllar sonra, dünyanın bir yerinde başka bir çocuk bir başkasına aynı soruyu soracaktı:

"İnsan neden gözlere bakar?"

Cevap yine aynı olacaktı:

Çünkü gözler, insanın dünyaya açılan penceresi değil yalnızca;

insanın insana açılan son kapısıdır.

O kapı kapanmadığı sürece umut vardır.

Çünkü bir insan başka bir insanın gözlerinde kendisini görebiliyorsa, hâlâ birbirimizi anlayabiliriz.

Hâlâ affedebiliriz.

Hâlâ sevebiliriz.

Hâlâ değişebiliriz.

Ve belki de insanlığın geleceği, düşündüğümüz kadar uzaklarda değildir.

Belki gelecek;

bir çocuğun gözlerinde başlayan,

bir annenin bakışında büyüyen,

bir babanın sessizliğinde saklanan,

bir yabancının yüzünde bize geri dönen

o küçücük merhamettir.

Çünkü insanın gözleri geçmişi saklar.

Bugünü anlatır.

Ama bazen...

geleceği de gösterir.

Derya YAĞMUR

Paylas:

Yorumlar 4

5 / 5 (4 yorum)
HH
Hakan Hakan

Çok güzel Çokk farklı bir Çalışma

HY
Hakan Yağar

Hocam kaç kez okudum bilmiyorum akıp gidiyor okurken ve her bir cümlesinde bir kez daha bakış açım değişiyor emeğinize yüreğinize sağlık bundan sonra benim de hayata bakış açım değişecek İnşallah

Sema Sarı
Sema Sarı

Keşke hafızamız bir fotoğraf makinesi olsaydı da, yıllarca saklasaydık anıları ...

EÖ
Erdal Özaydın

"Bazı acılar, gözyaşına dönüşmüyor" "Bazen insanın gözü dünyayı görmek için değil. Bazen de dünya insanın gözünde görürnür." Muhteşem 👍✍️

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Derya Yağmur

Derya Yağmur

7 Yazı 7,933 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol