Elmalı turta ve teyzem
Elmalı Turta ve Teyzem
Bir Zamanların Çocukluğu
Sekiz yaşındaydım. Ananem beni gezmeye götüreceğini söylediğinde, çocuk aklımla tarifsiz bir sevinç kaplamıştı içimi. Önce Edremit’e, oradan da dolmuşla Burhaniye’ye uzanacaktık.
O zamanlar Akçay’dan Edremit’e giden yol boyunca dizili zeytinlikler, gözümde kartpostallardan fırlamış gibi dururdu. Hele bir de bıcır bıcır kuş sesleri… Sanki masalın içindeydim. Tam Havran ile Bostancı yol ayrımında, sağ tarafta tütün tarlasını ilk kez görüp şaşkınlıkla “Anane, bu ne?” diye sordum. “Tütün kızım, o da bir bitkidir,” dedi gülümseyerek. Manzaramız bol bol ekilmiş tarlalarla süslüydü; her şey bir rüya gibiydi. Burhaniye’ye vardığımızda, önce Koca Cami’nin önünden geçtik. Ananem caminin tarihini anlattı bana; o kadar eski olmasına rağmen hâlâ dimdik ve çok güzeldi. Camiyi geride bırakıp, küçük bir kemerden geçtikten sonra istikamet teyzemin eviydi.
Kapısını tıklattığımızda karşımızda ahşap, kocaman bir kapı vardı. Teyzem kapıyı açar açmaz, “Anam, kim gelmiş! Güzel kızım, gel gel!” diyerek bizi içine aldı. Klasik bir köy eviydi ama bir o kadar da sevimliydi. İçeri adım atar atmaz gözlerime inanamadım: Bir deve! Teyzem hiç telaş etmeden deveyi sevdirdi bana. Önünde bir sepet yumurta duruyordu; meğer deve güreşlerine giderlermiş, evin her yanı güreşlerden kazanılmış rengârenk kilimlerle doluydu. Tam o sırada mis gibi bir koku yayıldı burnuma. Karşımda, tam da teyzemin elleriyle yapılmış sıcacık bir elmalı turta vardı. “Lafçı” lakabımızın hakkını vererek bolca sohbet ettik o gün. Öyle sıcak, öyle candandı ki teyzem, hiç ayrılmak istemedim.
Aradan yıllar geçti. Ama o elmalı turta ve teyzemin sohbeti hâlâ ilk günkü gibi taze; ne zaman hatırlasam içimi bir özlem kaplar.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.