Dağın Bildiği
O kış, dağın dili tutulmuştu.
Kar öyle çok yağmıştı ki,
ağaçlar birbirinin omzuna yaslanıyor,
rüzgar bile ses çıkarmaya utanıyordu.
Tam o gün,
iki kurda rastladım.
Biri yürüyordu,
öteki onun ayak izine basıyordu.
Ne öne geçme telaşı vardı,
ne geride bırakma niyeti...
Sanki yolları değil,
ömürleri ortaktı.
Derken gökyüzü karardı.
Açlık, dağların en eski misafiri gibi geldi.
Bir kurt ormanın derinine indi.
Diğeri yüksekçe bir kayanın başına çıktı.
Ne uludu...
Ne de gitti.
Sadece bekledi.
Gece uzadıkça kar çoğaldı.
Soğuk, kemikleri kıracak kadar sertti.
Ama o,
üşümeyi seçti;
beklemekten vazgeçmedi.
Sabah olduğunda,
uzaktan bir gölge göründü.
Dönen av değildi.
Dönen, beklenenin kendisiydi.
İşte o an,
iki kurt birbirine koşmadı.
Kavuşmak,
özleyenlerin acele ettiği bir şey değil;
birbirini hiç bırakmayanların sessizliğiydi.
Ben o günü yıllarca unutamadım.
Sonra insanları tanıdım.
Birbirine "ömrüm" diyenlerin,
ilk fırtınada başka yollara saptığını gördüm.
Beklemeyi yük,
sadakati eski bir masal saydıklarını gördüm.
O yüzden biri bana,
"Vahşi nedir?" diye sorarsa...
Dağı göstermem.
Çünkü ben,
sevmeyi kurtlardan öğrendim;
yarım bırakmayı ise insanlardan.
Yorumlar 2
Tebrikler çok güzel👏👏👏
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.