BİR ADIM EKSİK
BİR ADIM EKSİK
Loş ışıklar altında hastane odasında açtı gözlerini.
Zamana ve mekana dair hiç bir fikri olmadan uzunca bir süre tavana bakındı.
Yanıbaşındaki makinelerin ritimli seslerini fark etti sonra.
Doğrulmak istedi seslerin geldiği yöne bakmak için.
Kollarından bağlanmış olduğunu farketti. Sayamadığı kadar kablolar bağlıydı bedeninde.
Buraya nasıl gelmişti?
Kimdi, adı neydi?
Zihni boş bir kütüphaneydi sanki içindeki tüm kitaplar boşaltılmış boş raflar vardı sadece.
Zihnini, raflara kitapları dizmesi için zorladı.
Geçmişe, en son hatıralarına götürmesini diledi belleğinden.
Zihninde tersine bir yolculuğa çıktı.
Onu bu odaya getiren hadiselerin nasıl geliştiğine
dair bir ipucu bulma çabasıyla.
Hayatını değiştiren o güne gitmeyi başarmıştı sonunda.
Yağmurlu bir sonbahar sabahında ruhu yataktan hiç çıkmak istemiyor ısrarla uyumaya devam ediyordu.
Alarmı kaçıncı kez ertelediğini fark edip zoraki yataktan çıkabildi.
Son zamanlarda yaşama sevincini tamamen kaybetmişti. İnsan içine karışmak onlara katlanmak istemiyordu. Kendisini kabul ettirmeye çalışmaktan çok yorulmuştu.
Bu yorgunluk bedenen yorgunluktan çok daha fazlaydı.
Başucunda duran koltuk değneklerine uzandı, günlük ihtiyaçlarını gidermek, günün en zor zamanlarıydı.
Koltuk değnekleri eşliğinde banyoya yöneldi duşunu aldı. Protez bacağını geçirdi artık giyinmek için hazırdı.
Hayata küsmüşlüğünün tersine
giyim kuşamına özen gösteriyordu.
Temiz ütülü bir gömlek seçti, annesinin özenle yerleştirdiği dolabından.
Takım elbisesini giydi, kravatını bağladı.
Ayakkabılarını giydi sonra. Ayakkabı giymek hep tuhaf hissettirirdi.
Emanet bir ayağa ayakkabı giymek, derin düşüncelere dalmasına sebep olurdu.
Hep bir adım eksikti hayata karşı. Beden bütünlüğü ne büyük nimetti, kıymetini bilmese de çoğu insan.
Bu düşünceler eşliğinde,
yeni güne her zamanki bezmişlikle hazırlandı. Evden çıkıp arabasına bindi.
Yol boyunca neşeli şarkılar dinledi, her sabah olduğu gibi. Böylece morali yükselir ve iş arkadaşlarına hayatından memnun görünümü vermesi daha kolay olurdu.
Sıradan işler, sıradan bir gündü, ta ki öğle saatine kadar.
“Yeni edebiyat öğretmenini gördünüz mü hocam” dedi öğretmenler odasında Aynur hoca.
“Yoo görmedim, demek başladı göreve”.
“Evet yeni atanmış çok genç ve heyecanlı bir hanım. Az önce evraklarını teslim etti müdürlüğe.”
“Yaa, hadi hayırlı olsun” diyerek geçiştirdi.
Umrunda değildi yeni öğretmen.
Hem şimdi ona acıyarak bakacak biri daha gelmişti, bu sebeple pek de hoşnut olmazdı yeni insanlarla tanışmaktan .
O sırada müdür yardımcısı yeni öğretmeni takdim etmek için geldi.
Müdüre hanımın yanında masum, bir o kadar da çekingen, gözleri yerde tahminine göre 25 yaş civarında düz saçları omuz hizasında, ilk güne hürmeten takım elbise giyinmiş, şık bir hanımefendi vardı.
Loş ışıklar altında hastane odasında açtı gözlerini.
Zamana ve mekana dair hiç bir fikri olmadan uzunca bir süre tavana bakındı.
Yanıbaşındaki makinelerin ritimli seslerini fark etti sonra.
Doğrulmak istedi seslerin geldiği yöne bakmak için.
Kollarından bağlanmış olduğunu farketti. Sayamadığı kadar kablolar bağlıydı bedeninde.
Buraya nasıl gelmişti?
Kimdi, adı neydi?
Zihni boş bir kütüphaneydi sanki içindeki tüm kitaplar boşaltılmış boş raflar vardı sadece.
Zihnini, raflara kitapları dizmesi için zorladı.
Geçmişe, en son hatıralarına götürmesini diledi belleğinden.
Zihninde tersine bir yolculuğa çıktı.
Onu bu odaya getiren hadiselerin nasıl geliştiğine
dair bir ipucu bulma çabasıyla.
Hayatını değiştiren o güne gitmeyi başarmıştı sonunda.
Yağmurlu bir sonbahar sabahında ruhu yataktan hiç çıkmak istemiyor ısrarla uyumaya devam ediyordu.
Alarmı kaçıncı kez ertelediğini fark edip zoraki yataktan çıkabildi.
Son zamanlarda yaşama sevincini tamamen kaybetmişti. İnsan içine karışmak onlara katlanmak istemiyordu. Kendisini kabul ettirmeye çalışmaktan çok yorulmuştu.
Bu yorgunluk bedenen yorgunluktan çok daha fazlaydı.
Başucunda duran koltuk değneklerine uzandı, günlük ihtiyaçlarını gidermek, günün en zor zamanlarıydı.
Koltuk değnekleri eşliğinde banyoya yöneldi duşunu aldı. Protez bacağını geçirdi artık giyinmek için hazırdı.
Hayata küsmüşlüğünün tersine
giyim kuşamına özen gösteriyordu.
Temiz ütülü bir gömlek seçti, annesinin özenle yerleştirdiği dolabından.
Takım elbisesini giydi, kravatını bağladı.
Ayakkabılarını giydi sonra. Ayakkabı giymek hep tuhaf hissettirirdi.
Emanet bir ayağa ayakkabı giymek, derin düşüncelere dalmasına sebep olurdu.
Hep bir adım eksikti hayata karşı. Beden bütünlüğü ne büyük nimetti, kıymetini bilmese de çoğu insan.
Bu düşünceler eşliğinde,
yeni güne her zamanki bezmişlikle hazırlandı. Evden çıkıp arabasına bindi.
Yol boyunca neşeli şarkılar dinledi, her sabah olduğu gibi. Böylece morali yükselir ve iş arkadaşlarına hayatından memnun görünümü vermesi daha kolay olurdu.
Sıradan işler, sıradan bir gündü, ta ki öğle saatine kadar.
“Yeni edebiyat öğretmenini gördünüz mü hocam” dedi öğretmenler odasında Aynur hoca.
“Yoo görmedim, demek başladı göreve”.
“Evet yeni atanmış çok genç ve heyecanlı bir hanım. Az önce evraklarını teslim etti müdürlüğe.”
“Yaa, hadi hayırlı olsun” diyerek geçiştirdi.
Umrunda değildi yeni öğretmen.
Hem şimdi ona acıyarak bakacak biri daha gelmişti, bu sebeple pek de hoşnut olmazdı yeni insanlarla tanışmaktan .
O sırada müdür yardımcısı yeni öğretmeni takdim etmek için geldi.
Müdüre hanımın yanında masum, bir o kadar da çekingen, gözleri yerde tahminine göre 25 yaş civarında düz saçları omuz hizasında, ilk güne hürmeten takım elbise giyinmiş, şık bir hanımefendi vardı.
“Merhaba arkadaşlar sizleri yeni edebiyat öğretmenimiz Ayla hanımla tanıştırmak istiyorum. Ayla, ilk ataması okulumuza yapılmış, çiçeği burnunda bir öğretmenimiz
Bizler onun enerjisi ve heyecanından faydalanırken, siz deneyimli hocalarımın da deneyimleriyle öğretmenimize yararlı olacağınıza inanıyorum” dedi.
Herkes ayağa kalkarak yeni öğretmenle tanışmak için sıraya girdi. “Bu kadar ismi nasıl aklında tutabilir ki” diye geçirdi aklından. Sonra “zamanla” dedi kendisi de öyle olmamış mıydı?
Tanışma henüz bitmeden zil çaldı ders başladı.
Öğretmenler bir bir sınıflarına dağıldı. O gün okulu tanıyacak, ertesi sabah ders başı yapacaktı Ayla.
Mustafa’nın da dersi boştu, pek hoşnut olmazdı yerinden kalkmaktan, yerinden selamlamıştı bu sebeple de Ayla’yı.
Ayla, meraklı gözlerle heyecanlı bakışlarla etrafı süzüyor yeni okulunu tanımaya çalışıyordu.
“Mustafa hocam” dedi. Adını nasıl da tutmuştu aklında.
“Çay alabilir miyim?“
Mustafa “tabi” dedi “bardaklar yukarı dolapta alabilirsiniz.”
Ayla bardağı buldu çayı doldurdu, “siz” dedi “siz de alır mısınız?”
“Siz zahmet etmeyin ben alırım” dedi ve ayağa kalkınca Ayla yürüyüşünden Mustafanın bacağını farketti.
Buruk bir yakınlık duydu
Demek bu suskuluğun, ve hırçınlığın sebebi buydu.
Ona karşı olan olumsuz düşünceleri birer birer silinmişti aklından.
Çaylarını aldılar, bir süre sessizlikten sonra Mustafa, “hayırlı olsun tekrar.
Bizler onun enerjisi ve heyecanından faydalanırken, siz deneyimli hocalarımın da deneyimleriyle öğretmenimize yararlı olacağınıza inanıyorum” dedi.
Herkes ayağa kalkarak yeni öğretmenle tanışmak için sıraya girdi. “Bu kadar ismi nasıl aklında tutabilir ki” diye geçirdi aklından. Sonra “zamanla” dedi kendisi de öyle olmamış mıydı?
Tanışma henüz bitmeden zil çaldı ders başladı.
Öğretmenler bir bir sınıflarına dağıldı. O gün okulu tanıyacak, ertesi sabah ders başı yapacaktı Ayla.
Mustafa’nın da dersi boştu, pek hoşnut olmazdı yerinden kalkmaktan, yerinden selamlamıştı bu sebeple de Ayla’yı.
Ayla, meraklı gözlerle heyecanlı bakışlarla etrafı süzüyor yeni okulunu tanımaya çalışıyordu.
“Mustafa hocam” dedi. Adını nasıl da tutmuştu aklında.
“Çay alabilir miyim?“
Mustafa “tabi” dedi “bardaklar yukarı dolapta alabilirsiniz.”
Ayla bardağı buldu çayı doldurdu, “siz” dedi “siz de alır mısınız?”
“Siz zahmet etmeyin ben alırım” dedi ve ayağa kalkınca Ayla yürüyüşünden Mustafanın bacağını farketti.
Buruk bir yakınlık duydu
Demek bu suskuluğun, ve hırçınlığın sebebi buydu.
Ona karşı olan olumsuz düşünceleri birer birer silinmişti aklından.
Çaylarını aldılar, bir süre sessizlikten sonra Mustafa, “hayırlı olsun tekrar.
İlk günümü, ilk okul heyecanımı çok iyi hatırlıyorum, bu sebeple rahat olun lütfen.
Okulla, öğrencilerle ilgili sormak istediğiniz bir şey olduğunda yardımcı olmaktan mutluluk duyarım”.
Ayla, kendini anlamsızca yakın hissetmeye başlamıştı Mustafa’ya.
“Sabah nasıl bir heyecanla evden çıktım anlatamam. Çok başka bir duyguymuş, ilk defa kendimi büyümüş hissettim. Köyümden ailemden ayrıldığım o okul günlerini hatırladım. Yurt odalarınının yalnızlığını…”
“Kusura bakmayın” diyerek toparlamaya çalıştı. Farkında olmadan iç sesiyle Mustafa’yla konuştuğunu farketti.
“Sizi çok iyi anlıyorum” dedi Mustafa; “Ben de köyde okudum ve o yalnızlıkları çok iyi bilirim.
Her okul dönemi yaşadığım o gurbete çıkma duygusu her yurt odasını bir zindana benzetmem bunları bir ben yaşamadım sanırım.” Derken gülümsedi her iki mahcup bakış karşılaştı yeniden.
Mustafa, kanının ısındığını hissetti Ayla’ya.
Sohbet devam ederken zil çaldı. Öğretmenler doldurdu yeniden boş sandalyeleri, koltukları. Hepsinin bakışları Ayla’nın üzerindeydi.
Sorular, sorular, iyice bunaltmışlardı Ayla’yı.
Ayla sabırla ve nezaketle tek tek cevaplıyordu soruları.
Bu ders Mustafa'nın dersi vardı zoraki kalktı ve yavaş adımlarla çıktı salondan.
Ayla bu sefer tek başına kalmıştı, bu sürede Mustafa’yı düşündü, nasıl bir hikayesi vardı acaba.
Okul çıkışı Ayla’ya tanıştığına memnun olduğunu belirterek “yarın görüşmek üzere” deyip evinin yolunu tuttu.
Yol boyunca Ayla’yı düşündüğünü fark etti.
Aynı kaderi paylaşmışlar, aynı coğrafyadan gelmişlerdi “hanımefendi bir kız” dedi, aklından.
“Ben de diğer insanlar gibi olsaydım ona farklı bir gözle bakabilirdim”.
Anlam veremediği bir şekilde o gece sabah olsun istiyordu.
Bir an önce uyumak istedi. Sabah olsun, okula gitsin ve yine Ayla öğretmeni görsündü.
Kendisini bayramlıklarını baş ucuna koyup heyecandan uyuyamadığı çocukluk günlerindeki gibi hissetti.
Sabahın ilk ışıklarıyla
alarmdan önce uyandı uzun zaman sonra ilk defa
İlk defa aynaya gülümsedi, gülümsemenin ne kadar yakıştığını fark etti yüzüne.
İçi kıpır kıpır bir şekilde çıktı evden
O gün ilk mesaisine başlayan Ayla da aynı heyecanla gelmişti okula.
Öğrencileriyle tanıştı öğretmen arkadaşlarının bıktıran sorularını cevapladı. Unutamayacağı bir gündü kuşkusuz okuldaki ilk iş günü.
Mustafa'nın iki dersi boştu.
Ayla öğretmenin boş dersiyle aynı olur umuduyla baktı ders listesine
Bir dersleri denk geliyordu
Nasıl sevindiğine kendisi de çok şaşırdı.
İçindeki duygulara engel olamıyor, içinde bulunduğu duruma çok şaşırıyordu.
Her teneffüs Ayla’nın yakınına oturmaya çalışıyor, sohbet açarak onunla konuşmaya can atıyordu.
Aynı ders saatinde dersleri boştu bol bol sohbet etme fırsatı buldu. Ayla da Mustafa’nın hikayesini merak ediyordu ama onu incitme endişesinden açıkça soramadı. Mustafa da uzaklaştırma korkusundan sorulara giremedi. Okuldan öğrencilerden okulun genel yapısından kurallardan bahsettiler.
Günler bu şekilde birbirini kovalarken Mustafa gün geçtikçe Ayla’ya daha fazla bağlanıyordu.
Ayla Mustafa’ya karşı yalnızca dost canlısı ve arkadaşça bir tavırla yaklaşıyordu. Şefkat karışımı duygular besliyor sohbetinden keyif alıyordu. Aynı coğrafyayı ve hemen hemen aynı çocukluk yaşantılarını paylaştıkları için sohbeti huzur veriyordu.
Uzun zamandır görüştüğü, evlenmeyi planladığı erkek arkadaşı başka bir ile tayin olmuştu.
Ayla’nın atanmasıyla artık evlenme işini hızlandırmaları gerektiğini düşünüyorlardı.
Okula başlayalı iki ay olmuş, Ayla, okuluna iyice alışmıştı
Yine olağan sohbetlerinden birinde Ayla artık yakın gördüğü için Mustafa’ya erkek arkadaşımdan bahsetti ilk defa. Nasıl da gözleri parlıyordu ondan bahsederken, sesi nasıl da cıvıl cıvıldı, nasıl kıskandı Mustafa.
Belki o da beni sevdi diye düşünmüştü bir ara. Nasıl olurdu da Ayla bir sevdiği varken Mustafa’yla bu kadar candan arkadaşlık edebiliyordu. Önce ona kızdı sonra da kendisine, en çok kendisine kızdı . Bu sakat halimle bana bakacak değildi ya diyerek yine eski derbeder havaya büründü.
Günden güne Ayla’dan uzaklaşıyor onun olduğu ortamlara girmiyor adeta ondan kaçıyordu.
Ayla bu duruma çok üzülüyordu. “Onu kırdım bilmeden” diyerek konuşmaya karar verdi.
Mustafa’yı okul bahçesinde tek başına otururken gördü. Yanına yaklaşınca Mustafa kalkacak gibi oldu. “Rica ederim iki dakika sadece” diyerek yanına oturdu. Mustafa çok huzursuzdu. “Bilmeden kıracak bir şey yaptım bunu anlıyorum ama lütfen telafi edeyim. “Nedir sizi inciten, kıran hocam.” Mustafa; “öyle telafi edilecek bir durum yok, ayrıca size kırgınlığım da yok” deyip yeniden kalkmak istediğinde, Ayla elini tuttu; “Lütfen ne yaptım size hocam bunu bana çok görmeyin, hatamı bilmek istiyorum”, deyince; “Kırılan kalbi tamir edebilir misiniz mesela, ya da virane olmuş hayalleri onarabilir misiniz? Hiç sanmıyorum” diyerek oradan uzaklaştı.
Ayla, önce anlam veremese de sonrasında düşündükçe Mustafa’nın hislerini anladı.
Onu bir arkadaş, bir kardeş olarak görmüştü oysa. Ona herşeyini anlatmış kendini çok yakın hissetmişti.
Şimdiyse en yakın arkadaşını kaybetmişti.
Üzüntü içinde döndü okula.
Okulla, öğrencilerle ilgili sormak istediğiniz bir şey olduğunda yardımcı olmaktan mutluluk duyarım”.
Ayla, kendini anlamsızca yakın hissetmeye başlamıştı Mustafa’ya.
“Sabah nasıl bir heyecanla evden çıktım anlatamam. Çok başka bir duyguymuş, ilk defa kendimi büyümüş hissettim. Köyümden ailemden ayrıldığım o okul günlerini hatırladım. Yurt odalarınının yalnızlığını…”
“Kusura bakmayın” diyerek toparlamaya çalıştı. Farkında olmadan iç sesiyle Mustafa’yla konuştuğunu farketti.
“Sizi çok iyi anlıyorum” dedi Mustafa; “Ben de köyde okudum ve o yalnızlıkları çok iyi bilirim.
Her okul dönemi yaşadığım o gurbete çıkma duygusu her yurt odasını bir zindana benzetmem bunları bir ben yaşamadım sanırım.” Derken gülümsedi her iki mahcup bakış karşılaştı yeniden.
Mustafa, kanının ısındığını hissetti Ayla’ya.
Sohbet devam ederken zil çaldı. Öğretmenler doldurdu yeniden boş sandalyeleri, koltukları. Hepsinin bakışları Ayla’nın üzerindeydi.
Sorular, sorular, iyice bunaltmışlardı Ayla’yı.
Ayla sabırla ve nezaketle tek tek cevaplıyordu soruları.
Bu ders Mustafa'nın dersi vardı zoraki kalktı ve yavaş adımlarla çıktı salondan.
Ayla bu sefer tek başına kalmıştı, bu sürede Mustafa’yı düşündü, nasıl bir hikayesi vardı acaba.
Okul çıkışı Ayla’ya tanıştığına memnun olduğunu belirterek “yarın görüşmek üzere” deyip evinin yolunu tuttu.
Yol boyunca Ayla’yı düşündüğünü fark etti.
Aynı kaderi paylaşmışlar, aynı coğrafyadan gelmişlerdi “hanımefendi bir kız” dedi, aklından.
“Ben de diğer insanlar gibi olsaydım ona farklı bir gözle bakabilirdim”.
Anlam veremediği bir şekilde o gece sabah olsun istiyordu.
Bir an önce uyumak istedi. Sabah olsun, okula gitsin ve yine Ayla öğretmeni görsündü.
Kendisini bayramlıklarını baş ucuna koyup heyecandan uyuyamadığı çocukluk günlerindeki gibi hissetti.
Sabahın ilk ışıklarıyla
alarmdan önce uyandı uzun zaman sonra ilk defa
İlk defa aynaya gülümsedi, gülümsemenin ne kadar yakıştığını fark etti yüzüne.
İçi kıpır kıpır bir şekilde çıktı evden
O gün ilk mesaisine başlayan Ayla da aynı heyecanla gelmişti okula.
Öğrencileriyle tanıştı öğretmen arkadaşlarının bıktıran sorularını cevapladı. Unutamayacağı bir gündü kuşkusuz okuldaki ilk iş günü.
Mustafa'nın iki dersi boştu.
Ayla öğretmenin boş dersiyle aynı olur umuduyla baktı ders listesine
Bir dersleri denk geliyordu
Nasıl sevindiğine kendisi de çok şaşırdı.
İçindeki duygulara engel olamıyor, içinde bulunduğu duruma çok şaşırıyordu.
Her teneffüs Ayla’nın yakınına oturmaya çalışıyor, sohbet açarak onunla konuşmaya can atıyordu.
Aynı ders saatinde dersleri boştu bol bol sohbet etme fırsatı buldu. Ayla da Mustafa’nın hikayesini merak ediyordu ama onu incitme endişesinden açıkça soramadı. Mustafa da uzaklaştırma korkusundan sorulara giremedi. Okuldan öğrencilerden okulun genel yapısından kurallardan bahsettiler.
Günler bu şekilde birbirini kovalarken Mustafa gün geçtikçe Ayla’ya daha fazla bağlanıyordu.
Ayla Mustafa’ya karşı yalnızca dost canlısı ve arkadaşça bir tavırla yaklaşıyordu. Şefkat karışımı duygular besliyor sohbetinden keyif alıyordu. Aynı coğrafyayı ve hemen hemen aynı çocukluk yaşantılarını paylaştıkları için sohbeti huzur veriyordu.
Uzun zamandır görüştüğü, evlenmeyi planladığı erkek arkadaşı başka bir ile tayin olmuştu.
Ayla’nın atanmasıyla artık evlenme işini hızlandırmaları gerektiğini düşünüyorlardı.
Okula başlayalı iki ay olmuş, Ayla, okuluna iyice alışmıştı
Yine olağan sohbetlerinden birinde Ayla artık yakın gördüğü için Mustafa’ya erkek arkadaşımdan bahsetti ilk defa. Nasıl da gözleri parlıyordu ondan bahsederken, sesi nasıl da cıvıl cıvıldı, nasıl kıskandı Mustafa.
Belki o da beni sevdi diye düşünmüştü bir ara. Nasıl olurdu da Ayla bir sevdiği varken Mustafa’yla bu kadar candan arkadaşlık edebiliyordu. Önce ona kızdı sonra da kendisine, en çok kendisine kızdı . Bu sakat halimle bana bakacak değildi ya diyerek yine eski derbeder havaya büründü.
Günden güne Ayla’dan uzaklaşıyor onun olduğu ortamlara girmiyor adeta ondan kaçıyordu.
Ayla bu duruma çok üzülüyordu. “Onu kırdım bilmeden” diyerek konuşmaya karar verdi.
Mustafa’yı okul bahçesinde tek başına otururken gördü. Yanına yaklaşınca Mustafa kalkacak gibi oldu. “Rica ederim iki dakika sadece” diyerek yanına oturdu. Mustafa çok huzursuzdu. “Bilmeden kıracak bir şey yaptım bunu anlıyorum ama lütfen telafi edeyim. “Nedir sizi inciten, kıran hocam.” Mustafa; “öyle telafi edilecek bir durum yok, ayrıca size kırgınlığım da yok” deyip yeniden kalkmak istediğinde, Ayla elini tuttu; “Lütfen ne yaptım size hocam bunu bana çok görmeyin, hatamı bilmek istiyorum”, deyince; “Kırılan kalbi tamir edebilir misiniz mesela, ya da virane olmuş hayalleri onarabilir misiniz? Hiç sanmıyorum” diyerek oradan uzaklaştı.
Ayla, önce anlam veremese de sonrasında düşündükçe Mustafa’nın hislerini anladı.
Onu bir arkadaş, bir kardeş olarak görmüştü oysa. Ona herşeyini anlatmış kendini çok yakın hissetmişti.
Şimdiyse en yakın arkadaşını kaybetmişti.
Üzüntü içinde döndü okula.
Gözyaşları içinde duygularını dile getirdiği bir şiir döküldü kaleminden.
Özenle katladı kağıdı.
Okul çıkışı Mustafa’ya uzattı.
Mustafa umursamaz bir tavırla alıp paltosunun cebine koydu.
Merakla sakin bir sokağa sapıp arabasını kenara çekti kağıdı açtı.
Nasıl da samimi nasıl da candan
Anlıyordun beni hiç konuşmadan
Çocukluğumu vermişti sanki yaradan
Ben bu sevdaya dahil değilim
Bilmezdim yaktığım kor alevleri
Belli etsen döner kaçardım geri
Bir baktım ki her yer ateş çemberi
Ben bu sevdaya dahil değilim
Nasıl da susamış yüreğin aşka
Kardeşim gözünden bakmadım başka
Şahittir gönlüme, açık Rahman’a
Ben bu sevdaya dahil değilim
Çekerim cezamı pişmanım çokça
Tek dileğim zaman geriye aksa
İnanmazdım dostça bir selamına
Ben bu sevdaya dahil değilim
Ayla
Bu şiirle dünyası başına yıkıldı, artık hiç umudu kalmamıştı.
Ayla haklıydı, ona yakın davranmıştı, bir arkadaş bir kardeş gibi görmüştü. Kendisi de böyle olsun istememişti. Yıllarca kaçtığı aşk korktuğu gibi olmuş sadece acı vermişti.
Mustafa’nın da kaleminden şu dizeler döküldü
Unutmuştum beni ben artık sendim
Kalmadı hududum yıkıldı bendim
Girdiğim savaşta aklımı yendim
Esirin olmuştum sen bilmiyordun
Yüreğin buz gibi sevdansa kordu
Yanındayken bile özlemek yordu
Vazgeçmesi kolay unutmak zordu
Gömüyordum ama sen ölmüyordun
O gün eve eski günlerinden çok daha bitik bir halde döndü
Annesi kapıyı açtığında oğlunun haline inanamadı. Nedenini sorup sormama konusunda tereddüt etti. “Yemek yemeyeceğim anne ben” diyerek odasına kapandı.
Annesinin türlü zorluklarla büyüttüğü evladını mutlu görmekten başka bir isteği yoktu.
Yaşıtları gibi hayata karışması, bir yuva kurması, mutlu olduğunu dünya gözüyle görmek, yorgun annenin tek dileğiydi.
Daha bir kaç gün öncesinde gözleri ışıl ışıl parlarken, yeniden eski kasvetli haline bürünmüştü biricik evladı. Neler oluyordu hayatında, bunları düşünerek kanepede uyuya kaldı.
Bir müddet sonra Mustafa’nın odasından gelen sesle sıçradı uykusundan.
Kapıyı çaldı ses yoktu, endişeyle kapıyı açtı. Mustafa yerde baygın yatıyordu. Telaşla komşusunun kapısını çalıp yardım istedi. Feryatlar içinde hastaneye yeriştirdiler.
Bu büyük yıkıma dayanamamış beyin kanaması geçirmişti Mustafa. Yoğun bakımda tedaviye alındı.
Özenle katladı kağıdı.
Okul çıkışı Mustafa’ya uzattı.
Mustafa umursamaz bir tavırla alıp paltosunun cebine koydu.
Merakla sakin bir sokağa sapıp arabasını kenara çekti kağıdı açtı.
Nasıl da samimi nasıl da candan
Anlıyordun beni hiç konuşmadan
Çocukluğumu vermişti sanki yaradan
Ben bu sevdaya dahil değilim
Bilmezdim yaktığım kor alevleri
Belli etsen döner kaçardım geri
Bir baktım ki her yer ateş çemberi
Ben bu sevdaya dahil değilim
Nasıl da susamış yüreğin aşka
Kardeşim gözünden bakmadım başka
Şahittir gönlüme, açık Rahman’a
Ben bu sevdaya dahil değilim
Çekerim cezamı pişmanım çokça
Tek dileğim zaman geriye aksa
İnanmazdım dostça bir selamına
Ben bu sevdaya dahil değilim
Ayla
Bu şiirle dünyası başına yıkıldı, artık hiç umudu kalmamıştı.
Ayla haklıydı, ona yakın davranmıştı, bir arkadaş bir kardeş gibi görmüştü. Kendisi de böyle olsun istememişti. Yıllarca kaçtığı aşk korktuğu gibi olmuş sadece acı vermişti.
Mustafa’nın da kaleminden şu dizeler döküldü
Unutmuştum beni ben artık sendim
Kalmadı hududum yıkıldı bendim
Girdiğim savaşta aklımı yendim
Esirin olmuştum sen bilmiyordun
Yüreğin buz gibi sevdansa kordu
Yanındayken bile özlemek yordu
Vazgeçmesi kolay unutmak zordu
Gömüyordum ama sen ölmüyordun
O gün eve eski günlerinden çok daha bitik bir halde döndü
Annesi kapıyı açtığında oğlunun haline inanamadı. Nedenini sorup sormama konusunda tereddüt etti. “Yemek yemeyeceğim anne ben” diyerek odasına kapandı.
Annesinin türlü zorluklarla büyüttüğü evladını mutlu görmekten başka bir isteği yoktu.
Yaşıtları gibi hayata karışması, bir yuva kurması, mutlu olduğunu dünya gözüyle görmek, yorgun annenin tek dileğiydi.
Daha bir kaç gün öncesinde gözleri ışıl ışıl parlarken, yeniden eski kasvetli haline bürünmüştü biricik evladı. Neler oluyordu hayatında, bunları düşünerek kanepede uyuya kaldı.
Bir müddet sonra Mustafa’nın odasından gelen sesle sıçradı uykusundan.
Kapıyı çaldı ses yoktu, endişeyle kapıyı açtı. Mustafa yerde baygın yatıyordu. Telaşla komşusunun kapısını çalıp yardım istedi. Feryatlar içinde hastaneye yeriştirdiler.
Bu büyük yıkıma dayanamamış beyin kanaması geçirmişti Mustafa. Yoğun bakımda tedaviye alındı.
Aradan ne kadar zaman geçmişti, kaç gündür buradaydı bilmiyordu…..
Gözlerini tekrar kapatmak istedi zihninden özür dilemek istercesine.
Gül YAZICI
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.