Babasının Rozeti
Zeynep, babasının rozetine ilk kez beş yaşındayken dokunmuştu. Küçük parmakları soğuk metale değdiğinde hafifçe ürpermiş, sonra gözlerini yavaşça babasının yüzüne çevirmişti. Babası, onun bu meraklı hâline gülümsemiş, saçlarını okşarken onu biraz daha kendine yaklaştırmıştı.
“Bu sadece bir rozet değil kızım,” demişti usulca. “Bazen insanın kalbinde taşıdığı söz, böyle küçücük bir parıltının içinde saklanır.”
Zeynep, o gün bu sözün anlamını tam olarak anlayacak yaşta değildi. Onun için rozet, babasının göğsünde ışıldayan küçük bir yıldız gibiydi. Babası eve geldiğinde evin havası değişir, annesinin yüzüne sessiz bir huzur yayılır, Zeynep’in küçük dünyası sanki yerli yerine otururdu. O anlarda kapının eşiğinden içeri yalnızca babası değil, güven duygusu da girerdi eve.
Sonra bir sabah, kapıları her zamankinden daha ağır bir sessizlikle çalındı.
Annesi kapının eşiğinde üniformalı iki askerle karşılaştığında, evin içindeki zaman sanki yavaşladı. Zeynep, koridorun köşesinde kalmış, yetişkinlerin yüzlerinde dolaşan o derin sessizliği anlamaya çalışıyordu. Kimse yüksek sesle konuşmuyor, kimse aceleyle bir şey anlatmıyordu. Yine de o an, evin içindeki bütün sesler uzak bir yere çekilmiş gibiydi. Annesinin eli kapının kenarında titrek bir şekilde asılı kalmış, bakışları bir süre aynı noktaya tutunmuştu.
O gün Zeynep, bazı kapıların insanın hayatını ikiye ayırdığını henüz bilmiyordu.
Babasının artık eve dönemeyeceğini, önce evdeki sessizlikten anladı. Sonra annesinin geceleri yastığa sakladığı gözyaşlarından, bayram sabahlarında eksik kalan kahvaltı masasından, duvarda asılı duran fotoğrafın önünde biraz daha uzun durulmasından…
Çocukluğu o günden sonra daha sessiz bir renge büründü. Oyuncak bebeklerinin arasında babasının fotoğrafına da küçük bir yer açtı. Bayram sabahlarında herkes kapı kapı dolaşırken, o annesiyle birlikte mezarlık yoluna düşerdi. Her ziyaretinde küçük elleri mezar taşının üzerinde usulca bekler, dudaklarından aynı cümle dökülürdü:
“Ben buradayım baba.”
Bu cümleyi her söyleyişinde, sanki içindeki eksik parça biraz olsun yerini bulacakmış gibi hissederdi. Babası cevap vermezdi elbette, ama rüzgârın mezarlığın ağaçları arasında dolaşan sesi, Zeynep’e bazen bir karşılık gibi gelirdi.
Yıllar geçtikçe acı, Zeynep’in içinde başka bir şeye dönüştü. İlk günlerdeki yakıcılığı yavaş yavaş derine çekildi, fakat varlığını hiç unutturmadı. Annesi onu, acıyı yok saymadan ama onun altında ezilmeden büyütmeye çalıştı. Bazen bir akşam sessizliğinde, bazen bir bayram sabahında, bazen de Zeynep’in gözleri dolup da konuşamadığı anlarda, babasının rozeti saklandığı kadife kutudan çıkar gibi olurdu hayatlarına.
Annesi o kutuyu Zeynep’in avuçlarının arasına bırakırken her defasında aynı sıcaklıkla konuşurdu:
“Bazı emanetler sadece saklanmaz kızım,” derdi. “İnsan onları yaşatarak korur.”
Zeynep, o cümleyi yıllarca içinde taşıdı. Önceleri sadece annesini üzmemek için güçlü durduğunu sandı. Sonra anladı ki bazı güçler insanın içine yavaş yavaş yerleşir; bir sabah uyanınca orada olduklarını fark edersin. Babasından kalan rozet de onun için yalnızca geçmişe ait bir hatıra olmaktan çıktı, yürüdüğü yolun sessiz bir işaretine dönüştü.
Askerî okula başladığı ilk gün, aynanın karşısında uzun süre kendini seyretti. Üniforması yeniydi, omuzları henüz o ağırlığa tam alışmamıştı. Yine de gözlerinde çocukluğundan beri eksilmeyen sakin bir kararlılık vardı. Babasının fotoğrafı çantasının iç cebindeydi. Kimse görmedi, kimse bilmedi; ama Zeynep, her adımında babasının sessizce yanında yürüdüğünü hissediyordu.
Elbette kolay değildi. Yorulduğu günler, “Acaba ben bu yolu gerçekten tamamlayabilir miyim?” diye içinden geçirdiği geceler oldu. Bazen bir söz incitti onu, bazen bir bakış, bazen de kimseye anlatamadığı o derin eksiklik yeniden içini yokladı. Fakat pes etmeye yaklaştığı her anda, babasının yıllar önce söylediği cümle zihninde usulca belirirdi:
“İnsanın kalbinde taşıdığı söz…”
Bu söz, kimi zaman bir duanın sessizliği gibi eşlik etti ona. Kimi zaman sabah içtimasında, kimi zaman yalnız kaldığı bir koğuş gecesinde, kimi zaman da annesinin telefondaki titrek ama gururlu sesinde kendini yeniden duyurdu. Zeynep büyüdükçe, babasının yokluğunu yalnızca bir acı olarak değil, ona bırakılmış derin bir sorumluluk olarak da hissetmeye başladı.
Mezuniyet günü geldiğinde, annesi kalabalığın arasında sessizce ağlıyordu. Zeynep sahneye doğru yürürken gözleri bir an boş sandalyelerden birine ilişti. O boşlukta babasının varlığını hayal etti; üniformasıyla, gururlu bakışlarıyla, kendisine her zaman güven veren o sıcak gülümsemesiyle oradaymış gibi…
Diploması ellerindeyken verdiği selam, yalnızca bir törenin parçası gibi gelmedi ona. Sanki yıllar önce babasının küçük avucuna bıraktığı o görünmez söz, artık kendi hayatında bir karşılık bulmuştu. O anda Zeynep, çocukken anlamını çözemediği rozetin aslında yalnızca metalden ibaret olmadığını bütün kalbiyle hissetti.
Törenden sonra annesi ona sarıldı. Uzun süre konuşmadılar. Bazı duygular kelimeye sığmadığında, insan yalnızca sarılarak anlatır içinden geçenleri. Sonra annesinin çantasından küçük kadife kutu göründü. İçinde babasının rozeti vardı; yılların sessizliğini, bekleyişini ve gururunu üzerinde taşıyan o küçük parıltı…
Zeynep rozeti avucunda hissettiğinde, metalin soğukluğu eskisi kadar ürpertmedi onu. Çünkü yıllardır içinde büyüttüğü sevgi, o soğukluğun etrafına sıcak bir hatıra gibi sarılmıştı.
Başını gökyüzüne doğru hafifçe çevirdi. Söyleyecek çok şeyi vardı aslında, ama bazı cümleler kalbin içinde daha doğru duyulurdu.
“Ben buradayım baba,” diye fısıldadı. “Kızın olarak… ve senin kalbimde bıraktığın sözün devamı olarak.”
O gün Zeynep, bazı vedaların insanın içinde bitmediğini anladı. Bazı insanlar uzaklaşsa da sevdiklerinin cesaretine, yürüyüşüne, susarken bile dimdik duruşuna karışır; hayat, onların yokluğunu bir eksiklik gibi taşısa da sevgilerini usulca yaşatmaya devam ederdi.
Yorumlar 5
Bu hikaye de Zeynep'in hayata karşı dimdik duruşu, kararlılığı o kadar güzel işlenmis ki çok severek okudum Kaleminize sağlık
Beğenmenize çok sevindim, çok sevindim çok teşekkürler 🤍
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim 🤍
Kıymetli Sedat Polat kardeşim emeğine sağlık çok akıcı, çok güzel yazılmış, okurken çok duygulandım başarılarınızın devamını dilerim 👏🫶💐
Yorumun için teşekkür ederim eksik olma Beğenmene çok sevindim 🤍
Kıymetli yorumunuz için teşekkür ederim beğenmenize çok sevindim 🤍
Bazen bir rozet, insanın tüm hikayesini özetleyen bir pusula olur. Zeynep’in hikayesi, kaybın içindeki sessizliğin aslında ne kadar büyük bir gürültüyle yaşama tutunduğunu gösteriyor. Çocukken babasının göğsündeki o küçük parıltıda güveni arayan bir kız çocuğunun, yıllar sonra o aynı parıltıyı kendi omuzlarında bir sorumluluk ve şeref nişanı olarak taşıması... Hikaye, 'yokluğun' aslında 'varlığın en derin hali' olduğunu o kadar naif anlatıyor ki, insan kendi içindeki o kadife kutuyu da yeniden açıp bakmak istiyor. Babasının sözünü, kendi hayatının yürüyüşüne dönüştüren Zeynep’in kararlılığında, aslında hepimizin içindeki o 'yarım kalmışlığı tamamlama' arzusunu gördüm. Kalemine sağlık, acının ve gururun bu denli duru bir dille buluşması, Zeynep'i hepimizin tanıdığı birine dönüştürmüş.. Emeğinize sağlık kıymetli hocam🙏✨
Çok teşekkür ederim. Beğenmenize çok sevindim 🤍
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.