Asteria: Yıldızların Sessiz Fısıltısı
(Bölüm:1) Asteria: Yıldızların Sessiz Fısıltısı
Asteria, kasabanın en ücra köşesinde, çatısı her kış biraz daha eğrilen o küçük evde yaşayan, dışarıdan bakıldığında "suspus" olarak bilinen bir genç kızdı. Oysa Asteria’nın iç dünyası, dünyanın en gürültülü ormanı gibiydi; binlerce kuşun aynı anda kanat çırptığı, ağaçların birbirine sırlar fısıldadığı devasa bir evreni taşıyordu. O, dünyayı kelimelerle değil, dokularla okurdu. Bir taşın soğukluğundan onun ne kadar süre suyun altında kaldığını, eski bir kitabın kokusundan yazarının ne kadar yalnız olduğunu hissederdi. Herkesin görmezden geldiği o küçük ayrıntılar, Asteria’nın en sadık oyun arkadaşlarıydı.
Bir gün Asteria, eline sadece kömür karası bir kalem ve yıpranmış bir defter alarak, kasabalıların "lanetli" diyerek yanından bile geçmediği "Gölge Vadi"ye doğru yola koyuldu. Onun için orası bir yasak bölge değil, dünyanın en uzun süredir unutulmuş kütüphanesiydi. Yürüdükçe ayaklarının altındaki yaprakların hışırtısı ona tanıdık bir melodi gibi geldi. Yarı yolda, kurumuş bir ağacın kovuğunda, parlayan gizemli bir nesneyle karşılaştı. Bu ne metalden ne de taştan yapılmıştı; sanki donmuş bir ışık huzmesiydi. Dokunduğu anda, elinde tuttuğu o kömür karası kalem, aniden gökkuşağının tüm renklerini kusmaya başladı.
O andan itibaren Asteria dünyayı bir daha asla olduğu gibi görmedi. Renkler bir dil, bir varoluş biçimi haline geldi. Bir çiçeğe dokunduğunda onun açken duyduğu acıyı, bir nehre dokunduğunda onun denize kavuşma özlemini kağıda döktü. İnsanlar ona baktığında hala sessiz bir kız görüyorlardı ama Asteria artık onların içindeki renkleri de seçebiliyordu; bazılarının ruhu kırık bir cam kadar keskin, bazılarınınki ise güneşin doğuşu kadar yumuşaktı. Sessizliği, aslında tüm dünyanın sırlarını defterine sığdıran bir hazineye dönüşmüştü...... Devamı için bekleme de kalın🖋
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.