TİYATRO SALONU: SAVAŞ MEYDANI MI, SAHNE SANATI MI ?
Tiyatro Salonu: Savaş Meydanı mı, Sahne Sanatı mı?
Hepimiz biliriz ki tiyatro; insanı, insana, insanca anlatma sanatıdır.
Peki, sanat nedir?
Sanat; görsel, işitsel, yazınsal ve bedensel araçları kullanarak duyguyu, düşünceyi, hatta ruhu estetik ve sade bir biçimde ifade eden yaratıcı üretimdir.
Sanatçı ise toplumun vicdanıdır.
Görünmeyeni görünür kılar, toplumun sessizliğine ses olur, etik değerleri korur.
Vicdanı olmayan hiçbir birey, sanatsal bir değer üretemez; üretse bile bu ancak "kuru gürültü" olur.
Bir tiyatro salonu düşünün; şehrin en güzel salonu olsun, en büyük sahnesi...
Düşündünüz mü?
Bu salona bir de yönetmen koyalım -yönetmensiz tiyatro olmaz sonuçta- bir de oyuncular ekleyelim; şimdi tam bir şaheser oldu.
Ne Juliet'ler, ne Romeo'lar, ne Hamlet'ler oynanırdı değil mi orada?
Şimdi tekrar aynı salonu düşünelim; ancak insanlardaki vicdanı alıp yerine ego, kibir, haset ve hırsı koyalım. Sahne bir anda tam bir savaş meydanına dönüştü: Fısıltılar, haksızlıklar, gizli düşmanlıklar, karakter katliamları...
Kimin girip kimin çıktığı belli olmayan, güvenin bulunmadığı bir savaş meydanı.
Yönetmenin kurduğu bir korku imparatorluğu...
Oyuncular ise birer piyon ya da emir eri.
Gerçek sanatçı ise sadece sanatını icra etti, haksızlığa ses çıkardı ve bu fiyaskoyu vicdanıyla birlikte terk etti.
Çünkü sanatçı alkış ile değil; vicdan ve ruh ile yaşar. Vicdanın, vizyonun ve ruhun bulunmadığı alkış sesleri, kulağa ancak bir silah sesi gibi gelir.
— Yazar Zeynep Kaynaklar
11.05.2026
Yorumlar 4
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.