Tam Bağımsız Türkiye!
Son günlerde yapılan bazı açıklamaları duyunca insan ister istemez durup düşünüyor. Kendi ülkelerinde demokrasiyi kutsayanlar, başka milletler söz konusu olduğunda neden bir anda monarşiyi övmeye başlıyor? Kendi halkları için özgürlükten, seçimlerden ve halk iradesinden bahsedenler neden Türkiye gibi ülkeler hakkında konuşurken farklı bir dil kullanıyor? Aslında cevap çok karmaşık değil. Mesele hiçbir zaman demokrasi olmadı. Mesele hiçbir zaman insan hakları olmadı. Mesele her zaman güç oldu. Mesele her zaman kontrol oldu.
Türkiye yüzyıllardır yalnızca kendi sorunlarıyla mücadele etmiyor. Aynı zamanda üzerinde hesap yapılan bir coğrafyada ayakta kalmaya çalışıyor. Bu topraklar yalnızca bir ülke değil, aynı zamanda büyük güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir alan. Bu yüzden ne zaman Türkiye kendi yolunu çizmeye kalksa birileri rahatsız oluyor. Ne zaman Türk milleti kendi kararlarını vermek istese birileri ortaya çıkıp akıl vermeye başlıyor. Ekonomiden dış politikaya, eğitimden güvenliğe kadar her konuda konuşuyorlar. Sanki bu ülkenin insanları düşünemiyormuş gibi. Sanki bu millet kendi geleceğini belirleyemeyecekmiş gibi.
Türk milletinin tarihi bunun tam tersini söylüyor. Bu millet, dünyanın en güçlü devletlerine karşı mücadele ederek varlığını korudu. Kimse gelip özgürlüğü hediye etmedi. Kimse bağımsızlığı armağan etmedi. Her karış toprak, her kazanım, her hak büyük bedeller ödenerek elde edildi. Bu yüzden Türkiye'nin nasıl yönetileceğine Türkiye karar verir. Bu kadar basit bir gerçeğin hâlâ tartışılıyor olması bile başlı başına bir sorundur.
İnsan bazen geçmişe bakmadan bugünü anlayamıyor. Bu ülkede yıllarca tam bağımsızlık fikrini savunan insanlar oldu. Onlar da soldan çıktılar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları itiraz ettiler. Onların tam bağımsızlık düşüncesini yok sayılamaz. Aradan onlarca yıl geçti, isimler değişti, partiler değişti, dünya değişti ama Türkiye'nin bağımsızlığı üzerindeki tartışmalar bitmedi.
Yıllardır aynı filmi izliyormuşuz gibi hisseden insanların sayısı da az değil. Önce bağımsızlık talep edenler, dış etkilere itiraz edenler ve tam egemenlik fikrini savunanlar hedefe konuluyor. Sonra yeni yüzler ortaya çıkıyor.
Bugün geldiğimiz noktada asıl mesele bir parti meselesi değildir. Bir ideoloji meselesi de değildir. Asıl mesele Türk milletinin kendi iradesinin ne kadar güçlü olduğudur. Eğer bir millet kendi kararlarını kendisi veremiyorsa, sandığın da, makamların da, unvanların da anlamı azalır. Bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir. Bağımsızlık, düşünceni korumaktır. Bağımsızlık, kararını korumaktır. Bağımsızlık, geleceğini korumaktır.
Devletler arasında dostluklardan çok çıkarlar vardır. Bu gerçek değişmez. Hiçbir yabancı devlet Türkiye'yi Türk milletinden daha fazla düşünmez. Hiçbir yabancı siyasetçi bu ülkenin geleceğini bu ülkenin insanlarından daha fazla önemsemez. Bu yüzden kurtuluşu sürekli dışarıda arayanlar tarih boyunca yanıldı. Güçlü milletler kendi ayakları üzerinde durarak yükseldi.
Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni efendiler değildir. Yeni kurtarıcılar da değildir. İhtiyaç duyulan şey daha güçlü bir milli bilinçtir. İnsanların günlük siyasi kavgaların ötesine geçerek büyük resmi görebilmesidir. Çocuklarına bırakacakları ülkenin bağımsızlığını düşünmesidir. Türk milletinin yeniden kendi gücünü hatırlamasıdır.
Bu topraklar emir almak için kurulmadı. Bu topraklar başkalarının planlarında figüran olmak için kurulmadı. Bu topraklar başka devletlerin çıkar hesaplarına göre şekillenmek için kurulmadı. Türk milleti dün olduğu gibi bugün de kendi geleceğinin sahibi olmak zorundadır. Aksi hâlde başkalarının yazdığı senaryolarda rol alan bir topluma dönüşmek kaçınılmaz olur.
Tarih boyunca değişmeyen bir gerçek vardır: Bağımsızlığını kaybeden milletler önce seslerini, sonra iradelerini, en sonunda da geleceklerini kaybederler. Türk milletinin önündeki en büyük görev, hangi görüşten olursa olsun bu gerçeği unutmamaktır.
Biz ölürüz, fikirler ölmez.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.