Kişisel Gelişim

Özgür İrade mi Tahakküm mü?

3 dk okuma 97 okunma
Özgür İrade mi Tahakküm mü?

İnsan, yaşama dahil olduğu ilk andan itibaren hayat amacının farkındadır. Ancak

güvenlik hissi ihtiyacı, bu farkındalığı geri plana iter. Zamanla yaşama adapte

oldukça, güven içinde hissettiği anlarda “Bu dünyada niçin varım?” sorusunun

esintisi, iç dünyasından kişiye fısıldar. Ne var ki, kolektif bilinçle rezonansa giren

benliği, bir anlık duyduğu bu iç sesini anlamlandıramaz ve hayata, yaşamına kaldığı

yerden devam eder.

İnsan, öz tabiatından uzaklaşmak için adeta bilinçli bir gayret içine itilir. Oysa insan,

bir çiçek, bir ağaç, bir böcek, bir taş ya da su gibidir; o da tabiatın bir unsurudur. İnsan,

tabiatı gereği doğal yaşamdan uzaklaştıkça, tahakküm altına alınan öz benliğini

duymaktan, anlamaktan ve onunla yüzleşmekten kaçınır. Çünkü insan, kolektif

bilincin sunduğu bu toksik yaşama kendini kaynaştırmıştır. Ben buna “kolektif konfor

alanı” diyorum. Bu, artık yaşamın ilk yıllarında hissedilen güvenlik algısından farklı bir

güvenlik hissiyatıdır. Konfor alanı, insanın toksik bir durum içinde ne yaptığını bildiği

bir atmosfer haline gelmiştir. Oysa hayatın ilk yıllarında duyulan güvenlik algısı,

varoluşsal bir sebebe dayanıyordu.

Kendi benliğinin farkındalığına sahip olan insan yavrusu, kolektif bilincin içinde

yaşamını sürdürürken, ona yüklenen konfor alanı virüsünü taşır hale gelir. Artık o,

diğer milyonlarca insandan biri gibidir. İnsan bilincinin tahakküm altında olduğunu

sezgileriyle fark etse de, bu yüzleşmeden tedirgin olur. Bilindik hayatta kalma yöntemi

sandığı konfor alanının, varoluşsal gerçeğin yerine geçtiğine inanır. Oysa insan, tüm

canlı türleri içinde akledebilen en muhteşem varlıktır. İnsan, tabiatın bir unsurudur.

Farkındalığıyla yüzleşen kişi sakindir, hayat için özverilidir ve tüm mevsimler, tabiat,

onun için kendi varoluşsal sebebi kadar hayret uyandıran muhteşem bir mucizedir.

Günlük hayatın koşuşturmacasında, telaşında göremediğimiz nefesin, esas

varoluşsal amacımız olduğunu ancak ölüm anında fark ederiz. Oysa insan ömrü,

katılaşmak ya da savaşmak için inşa edilmiş bir şey değildi. İnsan, yüce kudretin

yarattığı, kendi ruhundan üflediği bir mucizenin ta kendisiydi. Kolektif bilincin insana

atfettiği tedirginlik, endişe, korku ve hayatta kalma ilkelliği, insandaki amigdala

çekirdeğini ilk insanlıktan bu yana en diri, en aktif halde tutar. İnsan, iç sesinden ve

üstün aklından uzaklaştırılmak için bilinçli bir tercihe sürüklenmiştir. Bu esaretten

kurtulmanın, şehir hayatında yapmamız gereken en önemli şeyi yavaşlamaktır.

Kalabalıklardan uzaklaşma rutinleri oluşturmalıdır insan. Nefesinin farkındalığına

varıp, zaman zaman huzur bulduğu, güvende hissettiği yerlerde kendi hayat amacını,

varoluşsal gayesini keşfetme ihtimali çok yüksektir. Bunun en büyük yardımcısı

tabiattır; önünden geçen mevsimlerdir. İnsanın sınırlı ve sonlu bir varlık olduğunu fark

etmesi için dünyayı algılaması gerekir. Bunun en etkili yöntemi her zaman için

tabiattır.

Sevgilerimle…

Paylas:

Yorumlar 3

5 / 5 (3 yorum)
Yasemin Erim
Yasemin Erim

Kaleminize sağlık Çok güzel bir yazı 👏👏👏

Çok güzel bir yazı,kaleminize yüreğinize sağlık ⭐️💫👏

Nurcan Bulun
Nurcan Bulun

Çok anlamlı kaleminize sağlık 👏🏻💐

Belgin Müzennet
Belgin Müzennet Yazar

Çok teşekkür ederim 🌸 geri bildiriminiz için,, sevgilerimle 🌸

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Belgin Müzennet

Belgin Müzennet

1 Yazı 97 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol