Özgür İrade mi Tahakküm mü?
İnsan, yaşama dahil olduğu ilk andan itibaren hayat amacının farkındadır. Ancak
güvenlik hissi ihtiyacı, bu farkındalığı geri plana iter. Zamanla yaşama adapte
oldukça, güven içinde hissettiği anlarda “Bu dünyada niçin varım?” sorusunun
esintisi, iç dünyasından kişiye fısıldar. Ne var ki, kolektif bilinçle rezonansa giren
benliği, bir anlık duyduğu bu iç sesini anlamlandıramaz ve hayata, yaşamına kaldığı
yerden devam eder.
İnsan, öz tabiatından uzaklaşmak için adeta bilinçli bir gayret içine itilir. Oysa insan,
bir çiçek, bir ağaç, bir böcek, bir taş ya da su gibidir; o da tabiatın bir unsurudur. İnsan,
tabiatı gereği doğal yaşamdan uzaklaştıkça, tahakküm altına alınan öz benliğini
duymaktan, anlamaktan ve onunla yüzleşmekten kaçınır. Çünkü insan, kolektif
bilincin sunduğu bu toksik yaşama kendini kaynaştırmıştır. Ben buna “kolektif konfor
alanı” diyorum. Bu, artık yaşamın ilk yıllarında hissedilen güvenlik algısından farklı bir
güvenlik hissiyatıdır. Konfor alanı, insanın toksik bir durum içinde ne yaptığını bildiği
bir atmosfer haline gelmiştir. Oysa hayatın ilk yıllarında duyulan güvenlik algısı,
varoluşsal bir sebebe dayanıyordu.
Kendi benliğinin farkındalığına sahip olan insan yavrusu, kolektif bilincin içinde
yaşamını sürdürürken, ona yüklenen konfor alanı virüsünü taşır hale gelir. Artık o,
diğer milyonlarca insandan biri gibidir. İnsan bilincinin tahakküm altında olduğunu
sezgileriyle fark etse de, bu yüzleşmeden tedirgin olur. Bilindik hayatta kalma yöntemi
sandığı konfor alanının, varoluşsal gerçeğin yerine geçtiğine inanır. Oysa insan, tüm
canlı türleri içinde akledebilen en muhteşem varlıktır. İnsan, tabiatın bir unsurudur.
Farkındalığıyla yüzleşen kişi sakindir, hayat için özverilidir ve tüm mevsimler, tabiat,
onun için kendi varoluşsal sebebi kadar hayret uyandıran muhteşem bir mucizedir.
Günlük hayatın koşuşturmacasında, telaşında göremediğimiz nefesin, esas
varoluşsal amacımız olduğunu ancak ölüm anında fark ederiz. Oysa insan ömrü,
katılaşmak ya da savaşmak için inşa edilmiş bir şey değildi. İnsan, yüce kudretin
yarattığı, kendi ruhundan üflediği bir mucizenin ta kendisiydi. Kolektif bilincin insana
atfettiği tedirginlik, endişe, korku ve hayatta kalma ilkelliği, insandaki amigdala
çekirdeğini ilk insanlıktan bu yana en diri, en aktif halde tutar. İnsan, iç sesinden ve
üstün aklından uzaklaştırılmak için bilinçli bir tercihe sürüklenmiştir. Bu esaretten
kurtulmanın, şehir hayatında yapmamız gereken en önemli şeyi yavaşlamaktır.
Kalabalıklardan uzaklaşma rutinleri oluşturmalıdır insan. Nefesinin farkındalığına
varıp, zaman zaman huzur bulduğu, güvende hissettiği yerlerde kendi hayat amacını,
varoluşsal gayesini keşfetme ihtimali çok yüksektir. Bunun en büyük yardımcısı
tabiattır; önünden geçen mevsimlerdir. İnsanın sınırlı ve sonlu bir varlık olduğunu fark
etmesi için dünyayı algılaması gerekir. Bunun en etkili yöntemi her zaman için
tabiattır.
Sevgilerimle…
Yorumlar 3
Çok güzel bir yazı,kaleminize yüreğinize sağlık ⭐️💫👏
Çok teşekkür ederim 🌸 geri bildiriminiz için,, sevgilerimle 🌸
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.