Kişisel Gelişim

“ORTA YOL” BAY ANDERS"

8 dk okuma 195 okunma
“ORTA YOL” BAY ANDERS"

Her çağda insanlar içinde bulundukları çağı, o güne kadar keşfedilmiş, zihin süzgecinden geçirilip sindirilmiş dahası demlenmiş kollektif bir bilgi birikimi ile değerlendirirler. Örneğin beynin yapısı ve çalışma ilkeleri yaklaşık 1950 yıllarına kadar sıradan bir elektrik düğmesinin aç/kapat ilkesine göre açıklanıyordu. Günümüzde çoğu tıp çevrelerinde hala geçerli olsa da, kuantum fiziğinin maddeye dair anlaşılması zor ve derin bir matematiksel bakış gerektiren söylemleri ve sonuçları beynin aç/kapat ilkesinden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koydu. Yine birkaç on yıl öncesine kadar genetik bilimi, bizi yalnızca atalarımızın bir mirası olarak görüyordu. Ancak genetik kodlamamızın sadece atalarımızdan miras olmadığı aynı zamanda genlerimizin çevresel faktörlerden de etkilendiğini konu edinen “epigenetik” biliminin ortaya çıkmasına ve gelişmesine sebep oldu. Çok sayıda kız kardeş arasında büyüyen erkek bir çocuğun kadınsal eğilimler gösterdiği, tersi bir durum olan çok erkek kardeşli bir ortamda tek kız kardeşin de erkeksel eğilimler gösterdiği dile gelmese de çarpıcı bir örnek olarak karşımızda. Benzer şekilde zekanın anneden alındığı gerçeğinin yanında zekayı geliştiren eylemler ve ortamlarda bulunulması da zekamızı belirleyen genlerin çevreden etkilediğinin bir göstergesi.  Dolayısıyla ele aldığımız konu her ne ise onu çevresini dikkate almadan değerlendirmek olan biteni anlama konusunda bizi yanlışa sürüklediği gibi hatalı çıkarımları doğru bilgi olarak kabul etmemize neden olacaktır.

Bir bilgiyi mutlak doğru kabul etmek, sorgulamamak insanlığı yaptığı en büyük hataların başında gelmektedir. Sorgulanmamış bilginin kabulü ve ona koşulsuz inanılması bizleri manipülasyona açık, tehlikeli ve zehirli güçler tarafından esir edebilecek bir durum ortaya çıkarmaktadır. Kendi düşünemeyen, manipüle edilebilen bir insanın bireysel ve özgür düşünebilme yetisinden ne kadar yoksun olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz. Bir de eğitim sistemimizin sorgulama becerisi geliştirilmemiş bireyleri üreten bir fabrika gibi çalışması ve sınırsız bir tüketici ortamına hazırlaması geleceğimiz konusunda beni endişelendiriyor. Küreselleşme adı altında büyüyen devler çoktan insanların yeni dini parayı kutsal bir konuma yerleştirdi bile. Çevremize baktığımızda gelişen teknolojinin insanları bir sürü gibi kontrol ettiğini görebilirsiniz. Tüketim çılgınlıkları, eğlence anlayışları ihtiyaca göre değil, bir sosyal statü edinmeye yönelik yapılıyor. Tıklandığımız kadar, harcadığımız kadar, düşünmediğimiz kadar mutlu bireyiz sahte algısı ile kendini kendine unutturulmuş bireylerden oluşturulmuş bir toplum inşa ediliyor. Söz konusu kişisel gelişimciler, özellikle ben bunlara “kuantumcular” diyorum; bu sözcüğü kullanarak temelsiz yönlendirmeler ile insanları tuzaklarına düşürüyorlar. Belki aralarında bu konulara gerçekten ilgisi olan ve iyi bir şeyler yapmaya çalışanlar vardır. Ancak bilgisiz, temelsiz ve alt yapısız olarak bu işlere kalkışmak insana çok samimi gelmediği gibi, zarar da verebilir.

Teknolojinin üssel bir şekilde geliştiği çağımızda en büyük gücün bilgi olduğuna inanıyorum. Bilgi sayesinde kendimizi ve parçası olduğumuz evreni anlayabiliriz. Eğer aksi bir durumla gelişmeyi seçersek hem bireysek olarak hem de kitlesel olarak algoritmalar ile yönetilen toplumlar olmaktan öte gidemeyeceğiz.

Yaklaşık 20 yılını kuantum fiziğinin matematiksel ilkelerini ve felsefesini anlamaya adayan, buna rağmen daha yolun başında olduğuma inanan biriyim. Bu nedenle bu sözcüğü fütursuzca kullananlara şiddetle karşı çıkıyorum. Bunu bir gelir kaynağı olarak gören sözüm ona açıkgözleri de insanlığa yapışmış bir asalak olarak görüyorum. Bir kişisel gelişimcinin esas görevi bilgi birikimini kullanarak kişi üzerinde farkındalık oluşturmaktır. Kendini bilen birey mahallesinin, şehrinin, ülkesinin, kıtasının, gezegeninin ve evreninin daha çok farkında olacaktır. Bu farkındalığa ulaşmış bir bireyin, tehlikeli manipülasyonların tuzağına düşmeyeceğini ve attığı her adımın kendi ve dışındaki dünyayı güzelleştireceğine inanıyorum. Özetle bireysel olamayan evrensel olmaz diyerek esas konuya gelmek istiyorum.

Geçenlerde okuduğum Anders INDSET’in kaleminden çıkmış “ Dijital devrimden sonra İnsanlık ve Dünya” konulu, “KUANTUM EKONOMİSİ” isimli kitabından nasıl bir birey olmamızı anlatan bir bölümü kendi cümlelerimi de ekleyerek sizinle paylaşmak istiyorum. Bay Anders kitabının “Orta yol” alt başlıklı kısmında nasıl bir düşünce yapısında olmamız gerektiğini bize maddelerle anlatıyor.

Anders ilk olarak “Kendi yargılarımıza Güvenmemiz gerektiğini” söylüyor. Sahte söylemlerle manipüle edilmiş bir topluluğa dâhil olmamızın önüne bu sayede geçilebilir. Bugün sosyal medya ve taraflı medya organları beslendikleri iktidara destekçi bulmak veya hizmet ettikleri her kim ve ne ise onun adına bu işlemi neredeyse kusursuz bir şekilde gerçekleştirebiliyor. Oysa konu hakkında bilgilenip, konuya tarafsız yaklaşım sergiledikten sonra desteklememiz gerek fikri ve buna bağlı olarak atacağımız adımı kendimiz belirleyebiliriz. Anders’e katılmakla beraber sağlıklı yargılar oluşturabilmek için okuyucu ve araştırıcı bir yönümüzün de olmasının gerektiğini düşünüyorum.

İkinci olarak “Bu kesinlikle böyledir yerine böyle olabilir” diye düşünmeye alıştırın kendinizi diyor. Evet, sabit fikirli insanların kendini güncellemeyen düşünceleri sayesinde dünya’da ne çok savaşın gerçekleştiği tarih kitaplarında yazıyor. Bireysel olarak ötekileştirme, kabul etmeme ve dışlama toplumlardaki kutuplaştırmaya sebep olan en önemli etkendir. Temel etik ve ahlak ilkeleri korunmakla beraber, doğrunun nerden bakıldığına göre değişebilen farklı tanımlamaları vardır ve kanımca tek doğru kendisininki olduğuna inanan birisi küresel bir felaketi tetikleyecek başlangıçlara sebep olabilir. Bizim gibi düşünmeyeni dışlamak bırakalım küresel boyutta düşünmeyi bireysel ilişkilerimizde bile iletişimi kısıtlayan en büyük problem değil mi?

Anders kimsenin nesnel olamayacağı konusu ile devam ediyor. Nesnellik ve öznellik çağımızın en büyük problemlerinden biridir. Bana göre diye başlayan cümlelerin arkasında, kişinin yaşadığı coğrafya, tarihi miras, sosyal ve psikolojik yapısı yatmaktadır. Bu her nekadar kendi yargılarımıza güvenin maddesine ters düşüyor gibi görünse de Anders’in söylemek istediği öznelliğimizi koruyup geliştirerek evrensel değerler ile hareket etmemizdir. Bu sayede gerek toplumsal gerek bireysel olarak sorun olarak görülen birçok olgunun bir anda buharlaşıp yok olacağına şahit olabiliriz. Bazen ya şu ya bu diye ayrıma gitmektense her ikisinin de doğru olabileceğini kabul etmek gerekir. Bu aynı zamanda kuantum fiziğinde elektron gibi parçacıkların fiziksel konumu için de geçerlidir. Çünkü ölçülme manipülasyonuna maruz kalmadığı sürece bir elektron birden fazla durumda aynı anda bulunabilir. Güzel bir analoji ile bizlerde bu bakımdan aynı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Anders son olarak şüpheci olmamızı öneriyor. Bu sayede öğretilmiş kalıplardan kurtulabileceğimizi ve asılsız dogmalara kafa tutarak hakikate daha çok yaklaşacağımızı öneriyor. Unutmamalı ki neden diye sormak bir isyan değil, olgunun iç dinamiklerini öğrenmeye yönelik sorulmuş en değerli sorudur.

İnsanoğlu Anders’in de işaret ettiği bu noktalara dikkat etmezse gezegeni ve yakın çevresini cehenneme çevirebilme potansiyeline sahip bir varlık. Aynı zamanda bunlara dikkat ederek cennete çevirebilme potansiyeli de var.

 Her şeyin dijitalleştiği, paranın yeni bir din olduğu ( hatta paranın da dijitalleştiği ) bu çağda, insanoğlunun silkelenip kendine gelmesi gerekiyor. Aksi halde kendini idare edemeyen insan, algoritmalar tarafından yönetilecek ve bu insanın gereksiz oluşunun zeminini oluşturacak. Alacağımız dersler belli, doğayı izlemek doğaya tekrar geri dönmek. Büyük bir farkındalık seviyesi ve bilgi birikimi ile teknolojiyi kullanmak. Sorgulama becerisi kazanmış bireyler yetiştiren eğitim sistemine geçmek.

Dünya da kalıcı değiliz. Ama geleceğe dair güzel tohumlar ekmeden gitmek niyetinde de değiliz. Bu söylemi benimser ve uygulamaya geçirirsek, kaliteli bir yaşamın ilk tohumunu atmış oluruz.

Tanışma yazımın uzunluğu için affınıza sığınıyorum sevgili okur.

Sevgiyle kalın…

 

Paylas:

Yorumlar 4

5 / 5 (4 yorum)
Yasemin Erim
Yasemin Erim

Kaleminize, yüreğinize sağlık. Ayrılmadan bu dünyadan,güzel izler bırakmak temennisiyle 🥰❤️❤️❤️👍👍👍

Murat Kurt
Murat Kurt

Teşekkür ederim Gökben ve Ayşe hanım. Aranızda olmak benim için onur ve gurur sebebi. Güzel düşlerin kelimelere, o kelimelerinde renklere büründüğü güzel yazilarda buluşmak dileğiyle.

Ayşe AYAZ
Ayşe AYAZ

Harika bir yazı umarım birçok okura ulaşır ve farkındalık yaratır tebrik ediyorum kalemine yüreğine sağlık ve Boyalıkelimeler e hoş geldin

Gökben GÖK YILMAZ
Gökben GÖK YILMAZ

Murat Bey hoşgediniz diyerek başlayım. Eş zamanlılğa dair anlam arayışlarında biri olarak cümleler içindeki kelimelerinizi anlamak için tekrar okumak gerekecek sanırım. Hem bilgi veren, hem sorgulatan, aynı zamanda teknik içinde boğmayan tarz yazılar en sevdiğim. Elinize sağlık.

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Murat Kurt

Murat Kurt

Kuantum hesaplama, kuantum bilgisayarlar alanında çalışmalar yapan doktora sonrası araştırmacıyım.

11 Yazı 1,234 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol