NERDEN BİLECEKSİN
NERDEN BİLECEKSİN
Tıpkı romanda, şiirde, resimde, sinemada vs. olduğu gibi bazı şarkılar, bazı şarkıların çok üzerindedir ve/fakat bazısı sadece kendine münhasırdır. Bazısı da vasat, yetersiz hatta berbattır. Bizimse işimiz her zaman zirvelerle... Her konuda her alanda her zaman öyle...
Orhan Gencebay’ın muhayyer kürdi makamındaki “Nerden Bileceksin” adlı eseri, Türk müziğinde makamsal derinliği, şiirsel üstünlüğü ve batı/doğu enstrümanlarının eşsiz uyumunu sergileyen bir başyapıttır. Sözleri Vural Şahin’e, bestesi Gencebay’a ait olan bu şarkı; teknik, duygusal ve kültürel açıdan çok katmanlı bir yapıya sahiptir.
Şarkının sözleri, hayal kırıklığı ve çaresizlik temaları üzerine kuruludur. Gencebay’ın bazı şarkılarında ortaya koyduğu mistik felsefik arabesk duruşunu yansıtan bu sözler, insanın yanılgılarıyla yüzleşmesini anlatır.
Metaforik anlatımıyla, ulaşılması arzulanan ideallere duyulan tutkunun, sonunda kişiye acı vermesi işlenir. Hayal kırıklığı, “buzdan bir dağın erimesi” metaforuyla muazzam bir şekilde tasvir edilir.
Gencebay’ın geleneksel Türk ve Doğu müziği ile Batı müziğini harmanlama dehası bu eserde zirvededir. Parçadaki en dikkat çekici detaylardan biri, Doğu mistisizmini yansıtmak için kullanılan sitar enstrümanıdır. Bu tercih, şarkıya etnik ve psikolojik bir derinlik katar. Sitar, Hint müziği için kutsaldır. Hintliler sitarın (öncesi veena olup, sitar, veena’nın gelişmiş versiyonudur) Tanrıça Saraswati’nin enstrümanı olduğuna inanır. Saraswati’nin, ilahi ilhamın yaratıcısı kabul edilmesi yönüyle de şarkıya ayrıca gizli bir anlam yüklenmiş görünmektedir.
Eserin girişinde sitar ile başlayan müzik, elle tutulacak kadar canlı bir duyguyu yaşatır ve Ravi Sahankar’ı kıskandıracak kadar güçlüdür.
Yaylılar ve altyapı, Batı müziği armonisini (kullanılan akor yürüyüşlerini) Türk müziği makamlarıyla olağanüstü bir uyum içinde birleştirir. Bütün yönleriyle bu yapıt, konservatuvarlarda ders niteliğinde incelenecek düzeydedir.
Okuma tekniği bakımından Gencebay, şarkıda sadece bir vokalist değil, enstrümanı gibi nefes alan bir icracı rolündedir. Diksiyonu, tiz ve pes geçişleri, sözlerin içindeki hüznü dinleyiciye doğrudan geçiren “konuşur gibi söyleme” (parlando) üslubu barındırır. Şarkının başında duyulan o melankolik hava, nakarat kısmında yerini fırtınalı ve haykıran bir duygu yoğunluğuna bırakır.
Gencebay, “Nerden Bileceksin” ile yalnızca duygusal bir şarkı yapmamış, Türk müziğinde alışılagelmiş kalıpları kırarak evrensel bir armonik sentez ortaya koymuştur. Müziğin felsefi boyutunu arayanlar için bu eser, arşivlik bir değer taşır.
Bir edebiyatçı içinse; en can alıcı, en sarsıcı söyleyişlere bakalım mı? Ama bakmadan önce, şimdi aklıma geliveren ve şarkıyla aynı adı taşıyıp, içerisinde bir çiçeğe vurgu yapan bir şiirden küçük bir kısım bırakıp, şairine selâm çakalım mı? (Benim böyle edebiyatçı densizliklerim de oluyor bazen.)
“Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu
Nereden bileceksin?”
Araçta yol alırken, bluetoouth üzerinden yüksek seste açıp bağıra bağıra eşlik etmenin tavsiyem olacağı mevzu bahis şarkının sözlerine geçelim. (ve ayrıca teknik bilgi aktarımından, başka mecralara ayağımın/kalemimin birazcık kaymış olduğunun da farkındayım. Neyse...)
NERDEN BİLECEKSİN
Ufka uzanan yolu, sana gelen yol sanıp
Kendime güldüğümü nerden bileceksin
Dün buzdan bir dağ iken, hayaline aldanıp
Birden çözüldüğümü nerden bileceksin
Yılların arkasında biçare kaldığımı
Felekten neşe diye dertleri çaldığımı
Şu koskoca alemden yalnızlık aldığımı
Nihayet öldüğümü nerden bileceksin
Ne bir başkası girdi şu gönülden içeri
Ne bir yabancı çıktı gönül kapısından
Allah bir hakkı için, ilk sevdiğim sen oldun
Bana derman bulunmaz senden başkasından
Sözlerin bütününde cümle/dize geçişleri muntazamdır. İkinci kıtanın şiirsel kalitesini, ritmik söyleyiş akışını, duygu yükünü anlatmaya hiç gerek yok, öyle ayan beyan ortada.
“Ne bir başkası girdi şu gönülden içeri / Ne bir yabancı çıktı gönül kapısından” kısmını ise özel olarak cımbızlıyorum. Fazla söze şimdi ne hacet! Al sözü, istediğin minibüsün arkasına yaz!
Sanılmasın ki üzerine konuşulacak, kalem oynatılacak tek veya önde gelen şarkısı budur Gencebay’ın. Benim aklıma ilk elde bu şarkı geldi. Bütün şarkılarını ezbere bildiğim ustalardandır Gencebay ve onun arşivi, üzerine konuşulacak daha birçok eser barındırır.
Şarkılar konusunda önemli ölçüde ortak bir hafızamız olan çocukluktan arkadaşımla, bir akşamüzeri, Akyaprak Göleti kıyısında balık yakalıyoruz. O da benim gibi, Gencebay şarkılarını ezbere bilir. Batmaya yüz tutmuş güneş, gölü turuncuya boyamış, karşımızda tablo gibi bir manzara... Birden gölün karşısından bir kaval sesi geldi. O akşam sakinliğinde ses öyle kusursuz, öyle net ki... Kaval ne mi çalıyor dersiniz? Gencebay’ın o muhteşem şarkısı Akşam Güneşi’ni. Başladık hemen bağıra bağıra kavala eşlik etmeye. Kavalı çalan, bizi duyunca daha bir coşkulu çaldı. Muhtemelen o da bizim kadar şaşkındı. Biz, kavalı çalanı hiç görmedik. Onun durduğu kıyı meşelikti. Belki o bizi görmüştür.
Âh bir de, İbrahim Sadri’nin “Minibüslerin arkasına seni ben yazdım” diye başlayan “Çileler” şiiri vardır ve şöyle der orada:
“Bağrımdaki ateşi yakıp gittiğin günden beri
Batıyor gönlümde bir akşam güneşi.”
Bu şiirin, bir incelemesini okumuştum. İnceleyip yorumlayan kişi, cümlelerin Gencebay şarkılarından cımbızlanarak alıntı yapıldığını bilmediğinden; şair, şu cümlede şunu anlatmış, bu cümlede bunu demiş gibi şeyler söyleme gafletine düşmüş. “Bir Teselli Ver”i de mi hiç duymadın ama be insanım şimdi! Neyse ama... “Dil yarası dil yarası, en acı yara imiş” derken Gencebay’ca kırılıp, ağladığımız da olmuştur “Dil yarası derin olur, çare bulunmaz” diyerekten Ferdi Tayfur lisanıyla. (Bunlar, güzel zenginlikler)
Lise zamanlı yaşlarımda dalmışım bir gün öyle, sokakta bir şarkı mırıldanıyorum: “Sevda yüklü kervanlar senin kapından geçer” diyorum. Amcanın biri şaşkın şaşkın bakıp durdurdu beni de “sen bu kadar eski şarkıyı nereden biliyorsun” demişti. Allah’tan Tanburi Cemil Efendi’yi falan dinlememiştim o yaşlarda henüz.
Hadi, batarken şimdi ufukta akşam güneşi, yazıyı da bitirelim. Şarkı biter, yazı biter; duygular hep baki kalır. Ama sen yine de “aşkımı dillerde, gözümü yollarda..." Hem zaten benim için dünyanın en güzel enstrümanın ne olduğunu da tahmin ediyorsunuzdur. E, edin; n’apim yani!
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.