Şiir

Nâ-Tamam Bir Merhaba

3 dk okuma 42 okunma
Nâ-Tamam Bir Merhaba

Nâ-Tamam Bir Merhaba

Sıla bir isimdi belki.

Ya da alelade bir kelimeden çok daha fazlasıydı.

Bazı isimler vardı,

söylendiği anda bir insanı değil,

insanın içinde yıllardır kapalı duran bir odayı açardı.

Sıla da öyleydi.

Yarım kalmış umutlara yüklenmiş aşktı. 

Bir isimden çok daha fazlasıydı.

Anlamı, insan ömrünün erişemeyeceği bir uzaklık kadar derin,

tarif edilemeyen bir bekleyiş kadar sessizdi.

Sabahı karşılayan bir hüzün çökerdi gülüşüne.

Sanki geceden kalmış bir keder gün ışığına teslim olmamak için dudaklarının kıyısına saklanırdı.

Gülümserken bile yarına dair korkular taşırdı gözlerinde;

insanı yaşamaya çağıran,

yaşayacaklarının ağırlığından ürken bir heves gibi…

Ne zaman 

zamanın kıyısına gelse,

geçmişin uğurlandığı o anlaşılmaz anlarda yarım kalırdı.

Sanki hayat, onun için hiçbir zaman tam kapanmayan bir cümleydi.

Sıla bir isimden çok daha fazlasıydı.

Olmamış bir geleceğe atılmış incecik bir ilmekti.

Daha dokunulmamış yarınları bekleme hevesiydi.

İnsan henüz başına gelmemiş acılardan bile korkarken,

yine de geleceğe bakmasını sağlayan o anlaşılmaz cesaret…

Hele bir de saçları rüzgârın hoyratlığına kapılıp yanaklarına savruldu mu,

ona dokunmanın değil,

yalnızca bakmanın bile insanı mahcup eden bir hâli olurdu.

Saçlarının arasından belli belirsiz görünen yüzü,

sanki dünyanın bütün gürültüsünden çekilip alınmış kusursuz bir sessizliğe dönüşürdü.

Yanaklarına oturan gülümsemesi,

ışıl ışıl gözlerinin altında başka bir ışık gibi yanardı.

Ben ona baktığımda,

hıçkırıklar boğazımda düğümlenirdi.

Ağlamakla susmak arasında kalmış bir adam gibi,

bulunduğum köşede görünmeden onu seyrederdim.

Öylesine değil…

İnsan bazı yüzlere bakmazdı;

Sadece onları ezberlerdi.

Ben de onun yüzündeki her çizgiyi,

her susuşu,

gözlerinin bir anlığına uzaklara dalışını,

saçlarının alnından yanağına düşüşünü,

kusursuz bir varoluşun ayrıntılarını öğrenir gibi izlerdim.

Hüznümü ertelerdim onu seyrederken.

İçimde sönmeye yüz tutmuş ne varsa,

alevli bir hevesle yeniden yanardı.

Onun yüzüne bakmak,

insanın kendi ömrüne kısa bir süreliğine yeniden inanması,

insanın varoluşuna inanması gibiydi.

Sonra 

Ömrümün geri kalanını benden alırcasına…

Yalnızca bir bakışıyla veda ederdi.

Ne bir söz söylerdi

ne de ardında açıklanacak birşey bırakırdı.

Bazı vedalar konuşulmaz;

insanın içine bırakılır

ve orada, yıllar boyunca sessizce büyür.

Ben de o son bakışın içinde kalırdım.

Yeni bir merhaba ihtimalinin doğacağı güne kadar,

onun gözlerinde yarım kalmış o vedayı taşırdım.

Sıla bir isim değildi yalnızca.

İnsanın,

hiç yaşanmamış bir geleceği bile özleyebilmesiydi.

Ve ben,

onun adını her andığımda,

aslında bir kadını değil;

içimde hâlâ yaşamak isteyen,

fakat ne zaman başlayacağını bilmediğim

o uzak hayatı çağırırdım.

Sıla bir isimden çok daha fazlasıydı.

Aşktı, sevdaydı, özlemdi. 

Paylas:

Yorum Yaz

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.

0 / 3000
Resul Köstekçi

Resul Köstekçi

"Söz, benim arınma biçimimdir. Sessizlikten söze, karanlıktan ışığa uzanan bir yolda yazarım. Tanıklık ederek anlatırım, süsleyerek değil. Çünkü yaşananı unutturmamak için yazarım.

3 Yazı 119 Okunma
Giriş Yap Kayıt Ol