Kendine Alışmak
Bazı geceler vardır,
İnsan eve dönmez.
Yalnızca,
Duvarlarının yerini ezberlediği bir sessizliğe girer.
Ben uzun zamandır,
Aynı sandalyede oturan bir gölge gibiyim.
Kalkınca yok olacakmışım gibi,
Hareket etmiyorum.
Çayın buharı bile,
Benden daha canlı bazen.
Pencerenin dışında,
Geç kalan otobüsler,
Yorgun esnaf kepenkleri,
Kaldırıma sinmiş yağmur kokusu.
Şehir dediğin şey zaten,
Birbirine yetişememiş insanların,
Üst üste yığılmış hâli değil mi?
Bir kadın geçti geçenlerde önümden.
Yüzüne bakmadım.
Çünkü bazı insanlar,
Tam gözlerinin içine bakınca,
Eksik bıraktığın bütün hayatı anlatır.
İnsan en çok da,
Tamir edemediği şeylerde büyüyor.
Bunu geç öğrendim.
Gençken, her yarayı kapatmak istiyordum.
Şimdi biliyorum;
Bazı kırıklar özellikle açık kalır.
Rüzgâr girsin diye değil,
İnsan kendini unutmasın diye.
Babamın eski ceketi duruyor hâlâ.
Cebinde bozuk para sesi olmayan,
Bir yoksulluk vardı.
Ben o ceketi hiç giymedim,
Ama bütün cümlelerim, onu taşıyor.
Gece bazen, bir bardak su içer gibi içimize çöküyor.
Kimse anlamıyor.
Çünkü herkes,
İyileşmeyi konuşuyor artık.
Kimse nasıl dağıldığını anlatmıyor insanın.
Oysa bazı insanlar,
Ölmez.
Sadece, bir daha kimseye içten “gel” diyemez.
Ve hayat denen şey,
tam burada kirleniyor işte.
Bir masada otururken,
Ansızın susan adamları kimse fark etmiyor.
Çünkü modern dünya, gürültüyü karakter sanıyor.
Ben sustum.
Uzun sustum.
Öyle ki,
İçimde konuşan her şey,
Bir süre sonra,
Başkasının sesi gibi gelmeye başladı.
Sonra bir gece,
Aynaya baktım.
Yüzüm yerindeydi.
Gözlerim de.
Ama beni yıllardır ayakta tutan o şey yoktu.
Meğer insanı yıkan şey,
Acı değilmiş.
Kendine alışmasıymış.
Yorumlar 4
Çok teşekkürler kalemdaşım, var ol.
Çok teşekkür ederim.
Çok teşekkürler üstadım.
Çok teşekkür ederim.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.