Kalp İzi
Göğüs kafesimde,
terzi hatası bir daralma var.
Ceketimin iç cebinde,
bir kentin ağırlığı birikmiş sanki.
Sana giden yolların asfaltı,
çoktan soğudu.
Ayak izlerim ise,
karıncaların taşıdığı sessiz yükler artık.
Zaman…
bir saat kulesinin gölgesinde,
paslanan çivi gibi.
Hatıra dediğin şeyse,
temiz bir gömleğe damlayan,
mürekkep lekesi.
Çıkmıyor.
İnsan ne kadar silmeye çalışırsa,
o kadar içine işliyor bazı şeyler.
Bakışlarımın çarptığı her duvar,
biraz daha senden yana yıkılıyor.
Dokunmak mı?
O,
parmak uçlarının eski bir yalanıydı belki de.
Şimdi her temas,
camın buğusuna çizilen,
kısa ömürlü bir kavis gibi.
Biz;
aynı yangından kurtarılmış,
ama farklı enkazlara gömülmüş,
iki yabancı kelimeydik.
Aynı cümlenin içinde,
birbirine küsen.
Kalbim,
bir antika dükkânının arka rafında unutulmuş saat artık.
İçindeki yaylar kopuk.
Ama akrebi,
hâlâ o meşum ana saplı.
İz dediğin şey,
yalnızca geçilen yolların tozunda kalmıyor.
Bazen insan,
durduğu yerde eksiliyor.
Ve bazı boşluklar,
zaman geçtikçe kapanmıyor;
derinleşiyor.
Şimdi bu ceket,
sadece omuzlarımı değil,
içimde büyüyen sessizliği de taşıyor.
Düğmelerimi ilikliyorum,
ki içimdeki rüzgâr,
dışarı sızmasın.
Yürüyorum.
Ardımda,
ne bir gölge,
ne de bir yankı bırakmadan.
Çünkü anladım:
Sende bıraktığım o derin iz,
Esasında,
senin bende açtığın boşluğun ta kendisiymiş.
Ve bir kalbi tanımak için,
çarptığını duymak yetmiyormuş.
Durduğu yeri bulmak…
Bir cinayeti,
Mahalliyle sevmekmiş.
Yorumlar 1
Çok teşekkür ederim, var ol, dağ ol.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.