Fazlalıkları Götüren Şey
Bazı geceler insanın üstüne çöküyor.
Öyle gürültülü değil üstelik.
Sessiz.
Yavaş.
İçeriye doğru çalışan pas gibi.
Bugün uzun uzun etrafa baktım.
Yıkılmış demirler, is tutmuş duvarlar, yarım kalmış makineler…
Garip olan şu ki;
insan bazen kendini en net, tam da böyle yerlerde görüyor.
Çünkü hayat da biraz endüstri gibi aslında.
Sürekli çalışıyor.
Sürekli öğütüyor.
Ve herkesi aynı yerinden kırmıyor.
Eskiden kaybetmekten korkardım.
İnsanları, zamanı, hevesleri…
Şimdi başka bir şey fark ediyorum.
Bazı şeyler gitmiyormuş aslında.
Sadece yükünü bırakıyormuş insanın üstüne.
Bir süre sonra omuzların yoruluyor.
Kalbin değil; taşıdığın fazlalıklar ağır geliyor.
Kendini herkese anlatmaya çalışmak…
Olduğundan farklı görünmek…
Kırılmamak için susarken içten içe çürümek…
Sonra bir gün hayat geliyor.
Hiç romantik olmayan bir şekilde.
Bir şeyleri yıkıyor.
İlk başta felaket sanıyorsun.
Meğer temizlikmiş.
Bugün anladım ki insan,
enkazın ortasında bile dimdik durabiliyorsa
bunun sebebi güçlü olması değil.
Artık kaybedecek sahte bir tarafının kalmamasıymış.
Ve en ağır gerçek şu galiba:
Bazı insanlar toparlanmıyor.
Sadece içindeki yabancıları gömüp yürümeye devam ediyor.
Yorumlar 1
Çok teşekkür ederim.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.