Çıkmaz Sokak
Sana benzeyen akşamlar vardı.
Gökyüzü, günün son ışığını
yavaş yavaş omuzlarından indirirken,
şehir de sesini azaltıyordu.
Kalabalıklar geçiyordu önümden,
kimse birbirine çarpmıyordu belki
ama herkes bir şeylere yetişiyordu.
Ben duruyordum.
İnsan bazen yürümeyi bırakınca değil,
içinde bir yere uzun süre bakınca yoruluyor.
Bunu sen gittikten sonra öğrendim.
Tuhaf bir tarafı vardı aşkın.
Bir pencerenin önünde saatlerce bekleyen yağmur gibiydi.
İçeri girmiyordu,
ama gitmiyordu da.
Adını anmadan geçirdiğim günler oldu.
Bir cümlenin içinden seni çıkarmaya çalıştım.
Bir şarkının omzundan indirmeye,
bir sokağın gölgesinden silmeye çalıştım.
Olmadı.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza gelmiyor yalnızca.
Yerleşiyor.
Bir fincanın kulpunda,
bir kitabın arasına unutulmuş kâğıtta,
gece yarısı sebepsiz yere açılan bir pencerede...
Ve insan,
en çok da bunu kabullenmekte zorlanıyor.
Çünkü gidenin ayak sesleri değil kalıyor geride.
Kalan şey,
bir daha hiçbir yere tam varamamak oluyor.
Sonra bir akşam fark ettim:
Meğer sana değilmiş bütün yürüyüşüm.
Ben,
senden sonra içimde oluşan
çıkmaz sokağa dönüyormuşum.
Yorumlar 1
Yol, Insan kendini buldugunda mi tukenir yoksa kendini bulan insan icin yolculuk yeni mi baslar? Cok severim ice yolculuklari… Ifadeler cok basarili ve dingin 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻 Kaleminize saglik
Çok teşekkür ederim. Yolun kendini bulmak için var olduğunu sanıyordum bir zamanlar. Şimdi bazen tam tersini düşünüyorum; insan kendini bulduğunda yol bitmiyor, ilk kez gerçekten görünür hâle geliyor. Belki de bütün mesele varılacak yere ulaşmak değil, yürürken kim olduğumuzu fark edebilmek. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.