Anka Kuşu
ANKA KUŞU
Kırıldığımızdan,
önümüze geleni kırar olduk.
Kalbimiz,
çelikten örülmüş bir duvara dönüştü.
Kendimiz bile giremez olduk;
sırlarımıza,
duygularımıza...
Yana yakıla pervane olduk,
kor olduk,
köze döndük.
Tanıyamadık kendimizi;
sevdiklerimizi acıtır olduk.
Dikenleri geçti çiçeklerimize öfkemiz;
çiçeklerimiz solar oldu.
Keşke,
incitenleri incitseydik zamanında.
Kirpi gibi oklarımızı
savursaydık kötülere.
Canımızı yakanların
limanlarını yaksaydık;
çarpıp kapılarını,
kalplerinin yüzüne...
Özgür olsaydık
kuş gibi...
Anladık.
Anladık kötülüğün kim olduğunu.
Pişmanlığı üfleyerek yiyelim derken,
ağzımız yara bere içinde kaldı.
Kalbimiz tuzla buz oldu;
toparlayamadık parçalarını.
Ruhumuz,
dört bir yana dağıldı.
Kızgınlıklarımız,
kırgınlıklarımız,
öfkemiz ve nefretimiz...
Kartopu gibi büyüdü;
kapkara oldu ruhumuz.
Aklımız da...
Ruhumuzu ve kalbimizi
toparlamaya çalışırken,
devreler yandı,
alarm verdi.
Şimdi yangın sardı her yanımızı.
Kül olup
yeniden doğma zamanı.
Anka kuşu misali...
Açalım kanatlarımızı;
umutlara,
özgürlüğe
ve en çok da
kendimize...
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.