Sessizliğin Oturduğu Yer
Bugün kendimde şunu fark ettim:
İnsan büyüdükçe daha güçlü olmuyor galiba; yalnızca neyi sert tutacağını, neyi incitmeden bırakacağını öğreniyor.
Bir zamanlar hayatı yumruk gibi taşıyordum.
Her şeye sıkı sıkı tutunmak gerekiyormuş gibi.
Sözlere, insanlara, ihtimallere…
Şimdi masanın üstünde duran bir fincanın buharına, pencereye vuran akşam ışığına ya da sessizce yanıma gelip oturan bir canlının sıcaklığına daha uzun bakıyorum.
Garip.
Dışarıdan bakınca insanın üzerinde siyahlar oluyor; ağır botlar, kalın duvarlar, sert yüz ifadeleri...
İçeride ise bir yer hâlâ başını bir yere yaslayıp dinlenmek istiyor.
Belki de mesele güçlü görünmek değildi hiçbir zaman.
Belki mesele, dünyanın bütün gürültüsünden sonra içindeki sesi hâlâ korkutmadan taşıyabilmekti.
Bugün bunu düşündüm.
Ve bir kedi hiçbir şey söylemeden dizime uzandı.
Başını avucumun içine bıraktı.
O an şunu anladım:
İnsan bazen bütün ömrü boyunca huzuru aramıyor.
Yalnızca ilk kez korkmadan susabileceği yeri arıyor.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.