O GİZEMLİ SAHNE ( Perde 2)
(Bazı sorular vardır. Cevabını duyduğunuzda bitmezler.Aksine büyürler. Ahter Bey ile yaptığımız ilk görüşmeden ayrılırken elimizde cevaplardan çok soru vardı.
Hayal... Umut...
Ve her cümlenin dönüp dolaşıp vardığı o gizemli sahne...
Fakat gecenin ilerleyen saatlerinde notlarımızı yeniden okurken fark ettik ki bizi asıl meşgul eden şey cevaplar değildi.Cevapların arasında bırakılan boşluklardı. Çünkü Ahter Bey yalnızca konuşmuyor gibiydi. Sanki bazı şeyleri özellikle saklıyordu ve biz, sırların peşine düştükçe yeni sırlarla karşılaşıyorduk.
İşte bu yüzden ikinci perdeyi aynı yerden açmaya karar verdik.)
— Git gide bir sürü sırrınız oldu efendim, sırlarınızı çözmek için burada değil miydik?
(Ahter Bey gülümsedi.Bu kez yüzünde hüzünden çok, bekleyen bir sabır vardı. Sanki cevabını yıllardır biliyor da bizim bulmamızı bekliyordu.)
— Her şeyin bir sahnesi vardır sırların da olduğu gibi. Perde perde her şey çıkar gün yüzüne.
(Kısa bir sessizlik oldu.)
— Daha perdesi gelmemiştir.
(Söylediği cümle cevap gibiydi.
Ama yine de yeni bir soru bırakıyordu ardında.
Bu fırsatı kaçırmak istemedik.)
— O gizemli sahneden bu kadar söz ediyorsunuz. İnsan ister istemez merak ediyor. O sahne gerçekten bir yer mi? Yoksa yalnızca sizin zihninizde yaşayan bir şey mi?
(Ahter Bey başını hafifçe eğdi.)
— İnsan bazı yerlere yalnızca ayaklarıyla gitmez.
— Nasıl yani?
— Bazen bir yere bir kez gidersin.Sonra ömrün boyunca oradan dönemezsin.
(Bu cevapla birlikte o gizemli sahne biraz daha büyümüş, biraz daha belirsizleşmişti.Artık onun yalnızca bir mekân olmadığından emindik.)
— Sanatsal konuşmanıza hayranız efendim, özlemişiz.
(Ahter Bey uzaklara baktı. Bazı insanlar geçmişi hatırlarken gözlerini kapatır. O ise gözlerini daha da uzağa dikiyordu.)
— Bazen özlemek hiç duymayan birine dünyanın en güzel şarkısını dinletmek kadar anlamsızmış...
(O an anladık ki Ahter Bey özlemekten değil, özlemin bıraktığı boşluktan bahsediyordu.)
— Hasret kalmışız diyelim o zaman Ahter Bey.
(Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Fakat o tebessüm gözlerine ulaşmadı.)
— Hasrete kalmak, görmeyen birine en güzel fotoğraf karesini anlatmak kadar zormuş bazen...
(Odanın içine yine sessizlik çöktü.
Sorularımız ilerliyordu.
Ama Ahter Bey'in cevapları bizi hep başka yerlere götürüyordu.)
— Peki özlediğiniz şey bir insan mı efendim?
(Ahter Bey cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.)
— İnsan mı?
(Başını hafifçe salladı.)
— İnsanlar gider. Hatıralar kalır. Bazen hatıralar insanlardan daha uzun yaşar.
(O an ilk kez Ahter Bey'in kaybettiği şeyin yalnızca bir insan olmayabileceğini düşündük.
Belki bir hayat. Belki bir zaman. Belki de kendisinden bir parça...)
— Haklısınız efendim. Ah hep umudumuzdu geri dönmeniz, özellikle sözlerinizle.
(Ahter Bey bu kez hiç düşünmeden cevap verdi.
Sanki bu kelimeyi yıllardır içinde taşıyordu.)
— Bazen umut...
(Sustu.)
— Evet evet umut... Güneş'in ve Ay'ın aynı anda gökyüzünde, semaların arasında olması kadar imkânsız olan hayal...
Hayalle imkânı olan umut!
— Umut sizi yeniden hayata döndürdü diyebilir miyiz?
(Bu soru karşısında ilk kez tereddüt etmedi.)
— Hayır.
— Hayır mı?
— İnsan öldüğü yerden dönmez.
(Kısa bir sessizlik oldu.)
— Ama Umut bana yaşamayı yeniden öğretti.
( Ahter Bey Oğlunun başını okşadı.)
(Bu cümleden sonra odanın içine başka bir sessizlik çöktü. Çünkü Ahter Bey'in söz ettiği yalnızca oğlu değildi. Bunu hepimiz hissediyorduk. Sanki çocuklarının isimlerinde sakladığı başka anlamlar da vardı.)
— Her şeyi açıkladık. Umudu anlattınız. Hayali açıklamazsak ayıp olur. Hayal peki? Hayal nedir Ahterce dilinde?
(Bu soruyla birlikte Ahter Bey'in yüzündeki ifade değişti. Sanki yıllardır kilitli duran bir kapının anahtarı yanlışlıkla elimizde kalmıştı.
Uzun süre konuşmadı. Sonra yavaşça başını kaldırdı.)
— Hayal...
(O kelime dudaklarından çıkarken bir isimden çok bir hatıraya benziyordu.)
— O gizemli sahne demektir.
(Bir an durdu. Sanki gözlerinin önünde yeniden canlanıyordu bir şeyler.)
— O sahnede parlayan son ışık...
(İlk kez Hayal ve Umut'un yalnızca çocuklarının isimleri olmadığını hissediyorduk. Ahter Bey onları anlatırken bir babadan çok, hayatını ayakta tutan iki kavramdan söz ediyor gibiydi. Belki de bu yüzden her cümlesi bizi yeni bir sırrın eşiğine getiriyordu.)
— Son ışık dediniz.
— Evet.
— Peki ya ışık sönerse?
(Bu sorudan sonra Ahter Bey ilk kez doğrudan gözlerimizin içine baktı.)
— Bazı ışıklar sönmez.
— Neden?
— Çünkü insan karanlıkta kalmaktan korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmaz.
(Saatlerdir peşinde dolaştığımız o gizemli sahne yeniden karşımıza çıkmıştı. Ve ilk kez o sahnenin içinde bir ışığın varlığını öğreniyorduk.)
— Ahter Bey, sırlarınızı çözmek için dört gözle perdeleri bekliyoruz.
(Bu kez güldü. Belki de röportaj boyunca ilk kez gerçekten güldü.)
— Perdeler arasında molalar da oluyor.
— O zaman...
— O zaman bu perdenin sonuna gelelim.
(Başını hafifçe kaldırdı.
Sanki yalnızca bize değil, okuyacak herkese sesleniyordu.)
— Bir dahaki perdede görüşürüz.
(Bu perdeden ayrılırken bir sırrı daha çözemedik. Ama yeni bir şey öğrendik.
O gizemli sahne yalnızca bir yer değildi. Hayal ile arasında görünmeyen bir bağ vardı. Ve bazen bir ışık, karanlığı anlatmak için yeterlidir.
Peki Ahter Bey'in "son ışık" dediği şey neydi?Neden yıllardır dönüp dolaşıp aynı sahneden bahsediyordu?
Ve beş yıllık sessizliğinin ardında gerçekten yalnızca bir kayıp mı vardı?
Yoksa henüz perdesi açılmamış başka bir hikâye mi?)
Bunu öğrenmek için bir sonraki perdenin açılmasını bekleyeceğiz...
Semranur Paçacı
Yorumlar 2
🍀🍀🍀🍀🍀 Teşekkürler
Teşekkürler 🍀
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.