İsmini Koyamadığım
İsmini Koyamadığım
Bu aşk dedikleri şey tek heceli ama acısı bir ömre sığmıyor.
Bak, yine akşamın en kör vakti,
Şehrin gürültüsü çekildi de benim içimdeki çığlık dinmedi.
Anlatamıyorum;
Bu nasıl bir kor ateş, nasıl bir sızıdır?
Söndürmeye yeltendikçe harlanan,
Külünü savurdukça etrafıma,
Kendi gövdemi köz eden bir yangın bu.
Aşk mı demeli,
Yoksa varoluşumun en derin yarası mı?
İsmini koyamıyorum hocam.
Göğüs kafesimin içine sığdıramadığım,
Her alışımda nefesimi daraltan,
İçimde biriken o uçsuz bucaksız, o dinmek bilmeyen sızı.
"Geçer" diyorlar,
"Zaman her şeyin ilacı" diyorlar.
Yalan hocam, hepsi koca bir yalan.
İçimdeki bu eksiklik, bu yarım kalmışlık,
Gün geçtikçe daha derin bir uçuruma dönüşüyor.
Ben bu karanlıkta,
Kendi gölgemle bile vuslat kuramaz oldum.
Anlıyor musun?
Sanki ruhum bambaşka bir iklimin sürgünü,
Bedenim ise buralarda bir yabancı.
Dışarıya sükûneti giydirirken,
İçeride her gece kendi hakikatimi arıyorum.
Huzursuz, belki sadece kelimelerimle ayakta duran,
Yorgun bir yakarış içindeyim.
Söyle bana hocam,
İnsan kendi sızısını nasıl dindirir?
Kendi ateşine nasıl suyu çare eder?
Belki de dindirmemek gerek,
Belki de bu sızı;
Hala yandığımı,
Hala hissettiğimi ve en çok da hala yaşadığımı haykıran tek nefesimdir.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.