HIZ ÇAĞINDA BİR REVAN
I
"Harika bir yolculuktayım" dedi adam,
Gözlerinde yolları tüketen o kibirli ışıkla.
İşi şansa bırakmamıştı, zamanı kafese koymuştu güya.
Durdum ve sordum o mekanik kalbine:
"Söyle, ne harika bir yolculuktu bu?
Gökyüzünde yedi gün, yedi uykusuz gece mi,
Yoksa toprak kokan yerde sekiz gün mü?
Bir beton meydandan metal bir kuşa binip,
Altı ülkenin üzerinden bir bulut gibi geçmek mi?
Yedinci istasyonda, yabancı bir sabaha uyanınca,
Söyle, ne kadar harika bir yolculuktu bu?
Yedi mavi denizin ufkunu yırtsan ne fayda?
Üzerinden yetmiş nehir daha aşsan, ak köpüklerle...
Aşağıda asırlık mabetler, minareler, dilsiz kubbeler,
Yukarıda sadece rüzgarın fısıldadığı söylentiler...
Ruhun acıkmışken, ayakların toprağa değmemişken,
Yaralarını şifalı otlarla, anne eliyle iyileştirmeden;
Söyle, ne harika bir yolculuktu bu?
Yerde öksüz bir köyü, ağlayan bir şehri bırakıp,
Beyaz, kırmızı, sarı çiçeklerin kokusunu unutup;
Hayatından, sesten daha hızlı bir çığlıkla geçip gidersin.
Zamanı avuçlarında sıktığını sanırsın,
Birçok şeyi çabucak yapabilirsin, evet,
Ama o kör hıza yenik düşen bir püf noktası var hayatın:
Dünyayı ve insanı anlamanın o kutsal düzeyi,
O derin, o sessiz, o kırılgan düzeyi...
Gök kubbe senin için açmıştı oysa kanatlarını,
Sen, toprağın ebedi çiçeklerini görmeden geçip gidersin.
Yüzünü okşayan rüzgar sanırsın oysa,
Zamanın acımasız pençesidir, alnına kırışıklıklar çizer.
Ateşten ve topraktan doğan o kadim rüzgarlar,
Sana unuttuğun çamuru, unuttuğun ateşi fısıldar.
Hızın doğası sağırdır, kördür, acımasızdır bilmez misin?
Yukarıda fırtınalar kopsun, aşağıda yağmur yağsın,
Bir anne ağlasın, bir çocuk kar altında üşüsün;
Umursamaz o demir yığınları, bakmaz arkasına,
Hayata dair en gerekli ne varsa, teğet geçer, ezip geçer.
II
Sahi, nereye böyle ey modern çağın mültecisi?
Zamanı bir saat kadranına hapsedince
Onu fethettiğini mi sanırsın?
Oysa sen hızlandıkça, ruhun arkada kalır,
Yetişemez gövdenin bu çılgın, bu hoyrat telaşına.
Bir tren rayında, bir uçak kanadında,
Kendi cenazesine geciken birer yolcuyuz aslında.
Anı biriktirmek derken, anı çiğneyip geçiyoruz;
Ceplerimizde dünyanın bütün haritaları,
Ama kalbimizde tek bir sokağın bile adresi yok.
III
Aşağıda toprak, bin yıllık bir sabırla filizlenirken,
Yukarıda biz, bulutları yırtan çelik kafeslerdeyiz.
Köklerinden koparılmış birer yaprak gibi,
Toprağa değmeden, rüzgara yön vermeye çalışıyoruz.
Sarı çiçeğin felsefesini bilmeyen bir akıl,
Gökleri fahiş bir fiyatla satın alsa ne yazar?
Camilerin kubbelerinde yankılanan o kadim huzur,
Motor gürültülerinin arkasında bir öksüz gibi ağlar.
Biz hızı sevdik, çünkü durursak yüzleşeceğiz;
Yaralarımızın derinliğiyle, yalnızlığımızın o çıplak haliyle...
IV
Dur ve dinle içindeki o unutulan ney sesini,
Hayat, iki istasyon arasındaki o düz çizgi değildir.
Hayat; bir çocuğun avucundaki sıcaklık,
Bir yağmur damlasının yaprağa düşerken çıkardığı o sessiz şarkıdır.
Hız tutkunu insanlık! Sesten hızlı gidiyorsun da,
Kendi vicdanının sesini duyabiliyor musun?
Kırışık yüzlerdeki o yaşanmışlık haritasını okumadan,
Gittiğin o uzak yollar, seni sadece kendine yabancılaştırır.
Şimdi yavaşlat kalbini, indir o kibirli kanatlarını;
Çünkü dünya, sadece durup bakmayı bilenlere
Sırlarını fısıldayan kutsal bir kitaptır.
V
Söyle ey yolcu, bu telaş hangi ölümsüzlük masalı için?
Altından geçtiğin o bulutlar çoktan dağıldı,
Üstüne bastığın o toprak, kaç hükümdarı yuttu?
Hayat dediğin, iki nefes arasına gerilmiş dilsiz bir yay,
Ok fırlatıldı bir kere; ne hızını yavaşlatabilirsin, ne yönünü.
Bir uçağın penceresinden dünyaya bakarken unuttun:
Gördüğün o devasa şehirler, sadece birer geçici gölge.
Bizler zamanı tükettiğimizi sanırken,
Zaman, bizi bir mum gibi sessizce eritiyor arkamızdan.
Koşarak geçtiğin o sokaklardaki beyaz, kırmızı, sarı çiçekler,
Yarın bir mezar taşının sessiz uykusuna yoldaş olacak.
Hız dediğin, fani bir ömrü çabucak harcama hilesidir;
Oysa ölüm, en yavaş yürüyen ama menzile hep ilk varandır.
Ne o çelik kanatlar korur seni bu mutlak sondan,
Ne de sesten hızlı kaçışların kurtarır gövdeni.
Cebindeki yedi ülkenin pasaportu,
Toprağın altındaki o derin sessizlikte hükümsüzdür.
Hayat, durup bir çiçeğe eğilebildiğin,
Bir insanın gözlerinde eriyebildiğin o tek bir andır.
Gece gündüz, bir boşluktan diğerine uçuyor şimdi insanlık,
Gözleri ekranlarda, kulaklarında motor sesinin sahte ninnisi.
Kendi kalbinin atışını duymayanlar, makineye aşık.
Dur! Dikkatli ol, ey zamanı tükettiğini sanan hız tutkunu!
Yetişmeye çalıştığın o Gelecek, seni geçmişinden koparıyor.
Yavaşla ve bak; ellerinin arasından kayıp giden,
O tek bir saniyelik, o mucizevi mutluluk anını kaçırıyorsun...
Çünkü heybende kalacak olan tek şey;
Hızla geçtiğin yollar değil, yavaşça dokunduğun kalplerdir.
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.