Gün Batımı ve Ben
Hayatta kendin olmak mesele…
Kendin kalabilmek de öyle.
İnsan, yaş aldıkça bunu daha iyi anlıyor. Bir zamanlar başkalarının gözlerinde kendini arıyorsun. Ne kadar sevildim, ne kadar kabul gördüm, ne kadar doğru anlaşıldım diye soruyorsun kendine. Birilerinin hayatında yer edinebilmek için kendi renginden biraz eksiltiyorsun. Sesini kısıyorsun, bazı cümlelerini söylemiyorsun, bazı yanlarını saklıyorsun.
Sonra bir gün fark ediyorsun…
İnsanın kendinden vazgeçerek kazandığı hiçbir şey, gerçekten onun olmuyor.
O yüzden bugün, bu gün batımının karşısında dururken, elimde güneşi tutmaya çalışırken değil yalnızca; yıllardır kendime ait olan ışığı da tutuyorum sanki.
Eylül var.
Yılın en güzel eşiklerinden biri…
Bir tarafı vedadır, bir tarafı başlangıç.
Sarılar var, turuncular var. Yaprakların yavaş yavaş toprağa dönmeyi öğrenmesi var. Akşamın gökyüzüne bıraktığı o sıcak renkler… Ve bütün bunların içinde insanın kendisine dönmesi var.
Eylül bana hep şunu hatırlatıyor:
Bazı başlangıçlar takvimde değil, insanın içinde başlar.
Yeni bir sayfa açmak için her şeyi geride bırakmak gerekmiyor. Bazen yalnızca kendine yeniden yaklaşmak yetiyor. Unuttuğun bir yanını hatırlamak… Ertelediğin bir hayale yeniden bakmak… Uzun zamandır susturduğun o sesi tekrar duymak…
Belki de büyümek tam olarak budur.
Her şeyi bilmek değil; neyi artık bilmek istemediğini fark etmek.
Herkese yetişmeye çalışmak yerine kendine yetişmek.
Herkesi memnun etmeye çalışmak yerine, aynaya baktığında kendinden eksilmemiş olmanın huzurunu taşımak.
Ve en önemlisi…
Işığını, başkalarının karanlığına göre ayarlamamak.
Bunca yıl geçti.
Takvimler değişti, insanlar değişti, hayatın bazı yerleri kırıldı, bazı yerleri yeniden yapıldı. Çok şey yaşandı. Bazı insanlar geldi, bazıları sessizce uzaklaştı. Bazı hayaller gerçekleşti, bazıları başka bir hayale dönüştü.
Ben de değiştim.
Ama değişmek, kendinden vazgeçmek değilmiş meğer.
İnsan bazen rengini değiştirir ama özünü kaybetmez. Bazen saçlarına yılların izleri düşer, gözlerinin kenarında yaşanmışlıklar birikir, yüzünde dünün ve bugünün bütün hikâyeleri aynı anda görünür.
Ve yine de…
İçinde hâlâ yaşayan biri vardır.
Çocukluğundan kalan, merak eden, gülen, üreten, seven, kırılan ama yeniden ayağa kalkmayı bilen biri.
Ben bugün o kadına bakıyorum.
Gün batımında yüzüme vuran ışıkta yalnızca bir fotoğraf görmüyorum.
Bunca yaşa, bunca yıla, bunca hikâyeye rağmen hâlâ yaşayan beni görüyorum.
Belki de en büyük başarı budur.
Hayatın seni değiştirmesine izin verirken, seni sen yapan şeyi kaybetmemek.
Kırılınca başka biri olmamak.
Yorulunca ışığını söndürmemek.
Rengini başkalarının istediği gibi seçmemek.
Ve bütün bunlardan sonra, bir akşamüstü gökyüzüne bakıp hâlâ içinden,
“Daha bitmedi.”
diyebilmek.
Güneşi parmaklarımın arasında tutuyorum bu fotoğrafta.
Belki aslında güneşi değil, geçen yılları tutuyorum.
Tutamadığım zamanları, söyleyemediğim sözleri, yarım kalan hikâyeleri, yeniden başladığım yolları…
Sonra bırakıyorum.
Çünkü bazı şeyleri tutmak değil, olduğu haliyle uğurlamak gerekiyor.
Güneş nasıl her akşam batıyor ama ertesi sabah yeniden doğuyorsa, insanın da bazı bitişleri var.
Ve her bitişin içinde, kimsenin görmediği küçücük bir başlangıç saklı.
Şimdi Eylül.
Gökyüzü turuncu.
Ağaçların arasında akşamın sesi var.
Ve ben…
Bunca yıla rağmen, bütün eksiklerimle, bütün fazlalıklarımla, bütün yaralarımla, bütün renklerimle hâlâ buradayım.
Kendim olarak.
Belki hayatın en zor tarafı da, en güzel tarafı da bu:
Kendini bulmak değil yalnızca…
Bulduğun kendini, hayatın içinde kaybetmemek.
Ve ben bu kez güneşi değil,
kendimi tutuyorum.
Yorumlar 1
Yüreğine sağlık Hoşgeldin sonbahar Hoşgeldin Eylül ve iyi ki sen hayatımdasın 💙❤️
Çok teşekkür ederim canım 💙
Yorum Yaz
Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.